Bir sebepten avmye gitmem gerektiğinde sıkıntısı bir gün öncesinden sarıyor beni. Hele de hafta sonu gidiyorsanız insanlara çarpa çarpa yürümek durumunda kalıyorsunuz. Bir an önce işim bitse de çıksam şurdan derken etrafı gözlemlemekten de kendinizi alamıyorsunuz. İnsanlar hiç giymeyecekleri kıyafetler alıyorlar, okumayacakları kitaplar… İhtiyaçları olmadığını bildikleri eşyalara saldırıyorlar. Asla evlerinden daha rahat olmayan kafelere koşuyorlar. Yaşadığımız tek bir kültür kaldı: tüketim!

İçimizden bir ses “al” diyor ve ona dış vesvas da eklenince artık dayanamıyoruz. Diziler, reklamlar, sosyal medya, billboardlar, indirimler hepsi birlik olup fısıldıyor kulağımıza: al, al, al, al, al, al, al, al…

Telefonlara her yıl ufacık bir yenilik ekleyip insanları çılgınlar gibi mağazalara koşturuyorlar. Her yıl yeni bir moda uydurup dolaplardaki kıyafetleri eskiye çıkarıyorlar. Tamamen gereksiz şeyleri ihtiyaç diye yutturuyorlar.

Bir yandan da buna tepki olarak minimalistlerin sayısı artıyor. Hiçbir şey satın almadan asgari eşyayla yaşamaya çalışanlar. Sınırsız tüketmek de üç beş tane eşyayla idare edeceğini savunmak da iki ayrı uç. Peki nasıl dengede kalacağız?

1- Kendinize bir zühd kitabı edinin.

(Abdullah bin mübarek, ahmed bin hanbel, hasan basri vs) İçine gömülüp dünyadan kopun diye değil, peygamberin sunduğu azami ölçüyü görün diye. Vesvese veren insan ve cin şeytanların ulaşacağı yolları tıkayıp kendinizi hakla meşgul edin.

2- İçinde yaşadığınız dünyayı koruyun.

Burası bir imtihan yurdu. Yiyip içip tüketmeye gelmiş olamayız. Bize emanet olarak verilen yurdu aldığımız gibi bırakmak zorundayız. Çevre bilinciniz olsun. Daha duyarlı bir müslüman olmak için araştırmalar yapın.

3- Fazlalıklardan kurtulun.

Bunu duyunca aklınıza hemen kıyafetler geldi değil mi? Peki zihnimize biriken fazlalıklar? Gözümüz, ağzımız, kulağımız, uykumuz, yememiz ve boş vaktimizdeki fazlalıklar… zihni ve kalbi temiz, algıları açık bir mümini hangi tuzak sahibi kandırabilir ki? Bugün bir çok insan başını yastığa koyarken yarın atacağı tviti, paylaşacağı fotoğrafı düşünüyor.

4- Sistemin yutturduğu lüzumluluk duygusundan kurtulun.

Eskiler “biz yemeği tencerede pişirir kapağında yerdik” diye anlatırlar. Çünkü onlar için kahvaltı seti, koltuk örtüsü, ekmek sepeti falan ihtiyaç değildi. Tüm yaşamları için bir iki eşya, bir iki kap yetiyordu. Kapitalizm bizim algılarımızla öyle bir oynamış ki çatal olmasa yemek yiyemeyeceğimizi zannediyoruz, yazlık ayakkabımız olmasa pişeceğimizi, mikro dalga fırın olmasa açlıktan öleceğimizi, diş macunu olmasa intihar edeceğimizi…

Bir şey satın alırken önce “gerçekten lüzumlu mu” diye kendinize sorun. Ayfon yedi çıktı diye yalın ayak koşmak yerine bunun sizin hayatınıza bir öncekinden daha önemli ne katacağını düşünün.

5- Tüketmeyin, üretin.

İnsan tükettikçe bir kuyunun içine iniyor gibidir. Battıkça batar, alsa bir sıkıntı yaşar, almasa bin. Ama üretmek atalarımızın bize bıraktığı belki de en güzel miras. İnsanın kendi işini kendi yapması, ve ürettikçe hem yenilenmesi hem de içindeki potansiyelin gücünü farketmesi inanılmaz güzel şeyler öğretir. Örgü, dikiş, resim, yazı, ahşap işleri, çömlekçilik, çini, hat, tezhip, ebru, cam işleri, boyama….

6- Helal-haram konularında bilginizi artırın.

Bugün kapitalizmin bize uyguladığı en büyük oyunun yiyecekler üzerinden olduğunu unutmayın. Önünüze gelen herşeyi yemeyin, araştırın, öğrenin, çevrenize de öğretin.

7- Evde yapabileceğiniz şeylere para vermeyin.

Evde yapabilecekleriniz fazlasıyla çok, sadece biraz çaba ve isteğe ihtiyacınız var. Ekmek, peynir, zeytin, salça, turşu, reçel, yoğurt, deterjan, sirke, roll on, diş macunu, amigurumi, küçük mobilyalar…

8- Seçimlerinizi değiştirin.

Market yerine pazarı, avm yerine küçük esnafı, kafe yerine kütüphaneyi, tv yerine aile sohbetini, internet yerine sıla-i rahimi seçin kapitalizmin çanına ot tıkayın!

9- Az da olsa devamlı yapın.

Ben bunların hangi birini yapabilirim, sistemden ne kadar kaçabilirim ki demeyin az da olsa devamlı yapın. Kendinize bir hedef belirleyin ve onu düzenli yapın sonra da yavaş yavaş hedefinizi yükseltin. Evet bu çağın şartlarından %100 kaçamayız. Ama tırnaklarımızla da olsa kazıyamaz mıyız karanlığı?

Merve Kuntoğlu / Genç Müslümanlar

Yorumlar

yorumlar

PAYLAŞ
Merve Kuntoğlu
Site Yazarı

CEVAP VER