Video metni:

Şimdi inşallahu teala surenin başlangıcındaki kelime yapısıyla ilgili tartışmamıza başlayalım. اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ. Bu sure, Kuranda emir ile başlayan çok az sayıda sureden biri. Hikayeyi bilirsiniz; Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam Hira mağarasında kendi başınadır. Olağanüstü bir ışık görür, o ışık Cebrail aleyhisselamdır. Cebrail aleyhisselam onu kucaklar, Peygamberimiz ezilecekmiş gibi hisseder. Cebrail aleyhisselam اِقْرَأْ (Oku) diye emreder. Peygamberimiz şöyle cevap verir ما انا بقراءة . Ben okuyamam. Okumayı bilmiyorum. Okuyan biri değilim. Sonra Cebrail aleyhisselam onu bırakır ve tekrar kucaklar. اِقْرَأْ (Oku) der. Ve yine Peygamberimiz ”Ben okuma bilmem” der. Daha sonra üçüncü kez aynısı yaşanır.

Burada iki tane rivayet var. Bir tanesinde, Cebrail aleyhisselam ilk ayetleri okudu. Diğer rivayette, Peygamberimiz فماذاقرءة  “Ne okuyayım” dedi. Sonunda pes etti. “Ne okuyayım?”. Sonra Cebrail aleyhisselam bu ayetleri okudu. اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍۚ اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُۙ اَلَّذ۪ي عَلَّمَ بِالْقَلَمِۙ عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْۜ .Kuranın ilk vahyi çok derin anlamlara sahip. Daha önceden söylediğim gibi, bu ayetler vahyedildiğinde Peygamberimiz çok korkmuştu, dehşete düşmüştü. Başka bir rivayette Peygamberimiz diyor ki; كانه مكتوب على قلبي. “Kalbimin üstüne yazılmış gibiydi. Verilen vahiy sanki kalbimin üstüne yazılıyormuş gibi hissettim.” Aceleyle geri dönüp üstünü örtmek için bir battaniye istedi. Hayatı için korkuyordu ve rivayet devam ediyor.

Şimdi kullanılan dile bakalım. Allah, Peygamberine söylemek için hangi kelimeleri seçmiş? Seçilen ilk kelimeler neydi? Sahip olduğumuz bu Kuran insanlara nasıl tanıtılmıştı? Bu sözler, Kuranın insanlara tanıtımı. اِقْرَأْ . Bir numara: Oku! Kuranda verilen ilk emir, insanlığa verilen ilk mesaj: Oku! Oku! Okumak her aydın medeniyetin bir parçası olmuştur, değil mi? Ama bu Peygamber kim? En-Nebi El-Ummi. Okumayı bilmiyor. Bu emir; kütüphanelerle, üniversitelerle dolu bir topluluğa ya da kitaplarla, yazarlarla bir geçmişi olan bir topluluğa verilmedi. Hiçbir şeyleri yok. Edebiyatları şiirden oluşuyor. Ve şiirlerinin bile çok çok azı yazıya geçirilmiş, sadece ezberleniyor. Bir kütüphaneye gidip o dönemlere ait Arapça şiir bulamazsınız. Subhanallah. Böyle bir toplumda Allah azze ve celle okuma emrini veriyor. Sadece Peygamberimizin kendisi değil, o toplumdaki birçok insan okumayı bilmiyor. Bilmiyorlardı. Bu, Kuranın mucizesinin bir parçası. O emre yanıt olarak, Müslümanlar tarihteki en eğitimli topluluk oldular. Eğitim, Müslüman ümmetinde yayıldığı gibi hiçbir yerde yayılmadı.

Şu anda var olan modern üniversite sistemini biz geliştirdik. Eğer tarihini araştırırsanız, batı dünyasındaki PhD sisteminin İslamdaki icaze sisteminden geldiğini görürsünüz. Bugün bildiğimiz halleriyle yüksek akademik çalışmalar, okuma, araştırmalar aslında İslam medeniyetinden geliyor. Subhanallah. Kendileri bile okumayan bu insanlar, okumada dünya liderleri haline geldiler. Allah bu kitabı, kitap formunda göndermedi. Biliyorsunuz, Kuran kitap olarak inmedi. Sadece sözler biçiminde gönderildi. Sözlü gelenek. Bu sözlü olarak gelen kitap, tarihte hiç olmadığı kadar çok kitabın yazılmasına sebep oldu. Bu Kuran, bu bir kitap, dünya çapında bir sürü kütüphanenin oluşmasına neden oldu. Fıkıh, akide, İslam tarihi, tefsir kitapları… Yüz binlerce insan, nesillerce kuşaklarca yazdı-okudu, yazdı-okudu. Bunların hepsi hangi kitaptan geliyor? Kurandan! Subhanallah. Bu tek kelime ve dünyayı nasıl değiştirdi. Etrafındaki bütün dünyayı nasıl da değiştirdi.

Sonra Cebrail aleyhisselam bu ayetleri okudu: اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍۚ . “Yarattı” diyor. Neyi ve nedenini belirtmedi. Her şeyi yarattı. Bir sonraki ayet daha belirleyici; خَلَقَ الْاِنْسَانَ , her şeyi yarattı ve özellikle de insanı yarattı. Genelden özele doğru gidiyor. İnsanı مِنْ عَلَقٍۚ (Alak’tan) yarattı. “Alak” kelimesi, “Alika” fiilinden geliyor. “Alaka” diye de telaffuz ediliyor. Yapışmak, tutunmak, beklemek anlamına geliyor. Dolaylı olarak insanlar bunu kan pıhtısı diye yorumlamış. Ama gerçekte mesela (ARAPÇA). Bu, arapça bir ifade; avlamaya çalıştığın hayvan, fileye yakalandı, yapıştı. “Alika” fiili burada kullanılıyor. Erkeğin sperminin rahimden içeri girip anneyi hamile bırakması anlamında “Alakad” kullanılıyor. O, gerçekte bekliyor.  معاق , علق .

Bu konu modern embriyolojide tartışılan bir konu ve o zamanda bilinmesine hiçbir şekilde imkan yok. Birçok çevirinin söylediği gibi sadece kan pıhtısı değil. “Alak” kelimenin tam anlamıyla bekleyen şey anlamına geliyor. Modern embriyolojide sonogramlara veya onun gibi şeylere bakarsanız, bebeğin oluşumunun ilk aşaması, hamileliğin kanıtlanması o bekleyen şey معلق (muallaka) ile oluyor. Tam olarak “Alak”. Subhanallah. Özellikle bu kelimenin üzerinde muazzam derecede çalışmalar yapılmış. Kuranda embriyolojiden bahseden başka yerler de var. Ama bu istisnai kelime ayrıca önemli çünkü bu kelime Allah azze ve celle’nin gizli olan şeylerdeki engin bilgisini gösteriyor. Biz kendi içimizde ne olduğunu bile Allahın bildiği gibi bilmiyoruz. Bu, Allahın ayetinin bir kanıtı. Diyor ki; سَنُر۪يهِمْ اٰيَاتِنَا فِي الْاٰفَاقِ وَف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ . “Varlığımızın delillerini, ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz.” Bu kendi nefislerimizde (içimizde) olan bir delil. حَتّٰى يَتَبَـيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّۜ . O Kuran’ın gerçek olduğu onlara apaçık belli olsun.

Nouman Ali Khan

Çeviri: gencmuslumanlar.com

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER