Bu bölüm يَا أَيُّهَا النَّاسُ diye başladı. Hatırlıyor musunuz? Bütün insanlar. Ama Allah diyor ki “İnsanların hepsi beni hayal kırıklığına uğrattı. Bu yüzden sorumluluk sizin üzerinize kalıyor. Size, Allah’a nasıl minnet duymanız gerektiğini öğreteyim.” Allah’ı işte böyle takdir edersiniz: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا (Hac/77) Ruku edin ve secde edin. Bu iki şey neyi kastediyor? Namazı. Namaz, Allah’ın insanlara öğrettiği ilk eylem. Allah ilk başta, O’na minnet duymadıkları için insanlıktan yakındı. “Şimdi, inananlar sizin sıranız! Siz, bana minnet duymalısınız. Bana minnet duymanızdaki ilk adım namaz.” Namazlarımız nasıl? Namazımıza ne kadar dikkat ettiğimiz, Allah’a ne kadar minnet duyduğumuzun iyi bir göstergesi. Yataktan kalkmada ne kadar aktif, ne kadar hızlıyız? Mescide gitmek için ne kadar tembel hissediyoruz? Kuran’ın kıraati yeterince ahenkli olmayınca ne kadar sıkılıyoruz? Bunların hepsi, Allah’ın huzurunda nerede bulunduğumuzun güzel göstergeleri.

ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا . Ruku edin ve secde edin. Ruku ve secde namazın bölümleri ama bunlar aynı zamanda bizim tutumumuz. Müslümanların namazı hakkında fikri olmayan biri, Müslüman olmayan bir adam yürürken insanları namaz kılarken görse şunları fark eder: “Bu insanlar başları eğik, elleri bağlı dikiliyorlar. Birinin karşısında tevazu gösteriyorlar. Sonra yarım eğilip başlarını eğiyorlar. Oo daha çok tevazu gösteriyorlar. Tekrar dikildikten sonra ne yapıyorlar? Yüzlerini yere koydular. Daha da çok tevazu gösteriyorlar.” Başka bir ifadeyle, bu adam, insanların Allah’a ya da her kime ibadet ediyorlarsa, ona karşı olan tevazularında bir ilerleme olduğunu fark ediyor. Gittikçe daha da çok itaatkar hale geliyorlar. Görünen o ki, bu insanlar Rablerine minnet duyuyorlar sonra daha fazla minnet duyuyorlar ve sonrasında daha da fazla minnet duyuyorlar. Namazın ilerleyiş biçimi bize, Allah’a karşı olan tevazumuzda değişmemiz, olgunlaşmamız gerektiğini öğretiyor. Bu çok önemli bir nokta. Özellikle de İslami çalışmalarla ilgiliyse. İslami çalışmaların içinde olan insanlara ne olduğunu biliyor musunuz? Ben istisna değilim. Hepimiz bundan mağdur olabiliriz. İslami çalışmalarda daha çok tecrübe sahibi oldukça, daha çok kendimizi beğenmiş hale geliyoruz.
-“Ben bu işin nasıl yürüdüğünü biliyorum. Siz acemisiniz. Ben mescidin yönetim kurulunun 20 yıldır üyesiyim. Hıh! Bu insanlar ne biliyor ki!?”
-“MSA’ye (Müslüman Öğrenciler Topluluğu) iki dönem üst üste ben başkanlık yaptım.”
Daha çok tecrübe sahibi oldukça, daha çok tevazu sahibi değil de daha çok kibir sahibi oluyoruz. Çünkü başka herhangi bir işte daha çok tecrübeniz olduğu zaman daha çok referansınız oluyor, saygınlığınız artıyor, daha çok takdir ediliyorsunuz, değeriniz artıyor. Allah ise bize bunun tamamen zıttını öğretiyor. Dini daha çok öğrendikçe daha çok tevazu sahibi olmalısınız. SubhanAllah. Bunun iyi bir kontrol, iyi bir ölçü olduğunu fark edeceksiniz. İblisin problemi neydi? Adem aleyhisselam.
-“Onun geçmişinde ne? Ne kadar zamandır hizmet ediyor? Ne tür bir tecrübesi var ki benim üstümde bir yeri var?”
Şimdi hayal edin, bir gönüllüsünüz. MSA’de, üniversitede, haftasonu kursunda yardımcı oluyorsunuz. Siz 2-3 yıldır gönüllüsünüz ve haftasonu kursu için yeni bir başkan seçiyorlar. Ama sizin açılış konuşmanız bile hazırdı. Ve onlar, bu 18 yaşındaki çocuğu kursun başkanı olarak seçiyorlar. İblisin hikayesi kendini tekrar edecek.
-“Ben ondan daha iyiyim. Nasıl onu seçersiniz? Benim tecrübem var. Benim başkan olmam gerekiyordu. Beni seçmeleri gerekiyordu.”
Hikaye kendini tekrar ediyor. Bu hikaye sadece uzun zaman önce yaşanmış bir olay değil. Yani daha çok hizmet ettikçe daha çok tevazu sahibi olmalıyız. Tevazunun en yüksek hali ise secde hali. Yani bu iki şey öz itibariyle hâla namazı gösteriyor. Peki namazların arasındaki vakitte ne olacak? وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ . Rabbinize ibadet edin. Başka bir deyişle, ruku ve secdeyi yaptık ama yapmamız gereken ibadetler sadece bunlarla sınırlı değil. İbadet bundan daha fazlası. İbadet bir davranış biçimi. Ben bir kulum. Hizmet etmek için varım. İbadet demek nasıl yürüdüğüm, nasıl konuştuğum, kendimle ve başkalarıyla ilgili nasıl düşündüğüm demektir. Namaz sayesinde bütün davranışlarınız dönüşüm geçiriyor. Namaz aslında, sadece yaptığımız hareketler değil, Müslümanların kişiliğinin büyük bir parçası. Biz, namazı yaptığımız birtakım hareketler olarak düşünüyoruz. Aslında, günlük namazların nasıl düşündüğümüzün, davranışlarımızın, düşünce şeklimizin ve zihniyetimizin üzerinde direkt olarak etkisi olması gerekiyor. Öğle ve ikindi namazları arasında, düşüncelerim öğle namazının etkisi altında olacak. İkindi ve akşam namazları arasında, düşüncelerim, önceliklerim ikindi namazının etkisi altında olacak. Bu, Müslümanın bir kul olarak kendini taşıma şekli. İşte namazın yaptığı şey bu. Sütunlar nasıl binaları bir arada tutuyorsa, namaz da bizim günümüzü bir arada tutuyor. Namazların arasındaki vakitler, namazı nasıl bir kalitede kıldığımızın etkisi altında oluyor. Eğer namazın içi boşalırsa, eğer namaz sadece kardiyovasküler bir egzersiz haline gelirse, İhlas ve Kevser Suresi’nin tekrarı haline gelirse -çünkü daha fazlası için vaktiniz yok- namaz sadece bu olursa sizin için işte o zaman kişiliğinizde hiçbir değişiklik görmeyeceksiniz demektir.

Çeviri: gencmuslumanlar.com

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER