Nouman Ali Khan, Kuranı Kerim’de zina edenlere ve iffetli Müslüman kadına iftira atanlara verilen cezayı anlatıyor.

Nouman Ali Khan’ın Bayyinah Institute kanalında yayınlanan “İftira Ciddi Bir Mesele” hutbesi

Bu hutbede kendime zor bir görev vermeyi ve açıkça yanlış anlaşılan bir şeyden bahsetmeyi seçtim. Ben dahil bütün Müslümanların çok net olmaları ve kendimize devamlı olarak hatırlatmamız gereken birkaç yorum ile başlamak istiyorum. Müslüman olduğumuz için üzgün değiliz. Allah’ın kitabında vahyettiği ya da Peygamberimiz’in (sav) sünnetinde öğretilen hiçbir şey için özür dilemeyiz. Başka birine açıklama yapmak zorunda değiliz. Utanmamız ya da mahçup olmamız gerekmiyor. Kitabınız bunları, bunları söylüyor. Buna nasıl inanabilirsiniz? Peygamberiniz şunları, şunları demiş. Buna nasıl inanabiliyorsunuz? Bunu nasıl kabul edebiliyorsunuz? Bizi sürekli bu durumda bırakmak isteyen insanlar var.

Ve biz de kendimizi savunmamız gerekiyormuş gibi hissediyoruz. Ama bazen verilecek cevabı bilmiyoruz. Bazen Peygamberimiz (as) hakkında söylenen ya da Kuran’dan alıntılanan şeyler duyuyoruz. Birisi size soracak. Bu, kulağa çok barbarca geliyor. Çok insanlık dışı ve adaletsizce geliyor. Buna nasıl tamam diyebilirsiniz? Siz gerçekten bu şeylere inanıyor musunuz? Bunun doğru olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bunları ilk duyduğunuzda “Aslında, teknik olarak doğru olduğunu düşünmüyoruz.” diyorsunuz. Ve geri adım atıyorsunuz. “Daha iyi anlamıyorum.” demekte bir sıkıntı yok. Ama “Eğer böyle diyorsa, o zaman katılmıyorum.” demek doğru değil. Çünkü biz katılmamazlık yapmayız. Bu kitabın içindeki her şey, Allah’ın vahyettiği her şey; sadece inandığımız şeyler değil… kendimizi rahatsız hissetsek de. İlk olarak, rahatsızlık için yer yok. ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ (Nisa/65) “Sonra senin verdiğin hükümden dolayı yüreklerinde bir sıkıntı, üzüntü duymazlar.”

Bu İslam’da bizim kim olduğumuzu gösteriyor. Bu bizi Müslüman yapan şey. Sadece rahatsızlık duymamakla kalmıyoruz, aynı zamanda Allah’ın huzurunda, vahyettiği her şey için mutlu oluyoruz. Bu, bizim için rahatsızlık kaynağı değil. Neşe kaynağı. فَبِذَلِكَ فَلْيَفْرَحُواْ هُوَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ (Yunus/58) “Kuran’la sevinsinler.” Kuran’ın her ayeti benim imanımın ve sizin inancınızın bir parçası. Kuran’ın her ayeti bana neşe getirmeli. Ona inanmakla mutlu olmalıyım. Ona inanmakla gurur duymalıyım. Ona güven duymalıyım. Biz şöyle düşünmeye başlayınca ortada bir sorun var demektir: “Allah’ın Kuran’da söylediği, endişelenmemiz gereken bazı şeyler var. Bunu başkasına nasıl açıklayacağım? Eğer Müslüman olmayan biri bana bunu sorarsa, başım dertte!” Ve geri adım atıyoruz.

Bu aslında benim ve sizin için bir utanç kaynağı çünkü Allah’ın kitabının ne demek istediğini bilmiyoruz. Allah’ın kitabını anlamadığımız zaman, onu açıklamak için bir girişimde de bulunmuyoruz. Konunun kendisiyle ilgilenmeden önce dikkatinizi çekmek istediğim ilk şey buydu. Dikkatinizi çekmek istediğim ikinci şey ise bu kitap sadece hidayet rehberi değil aynı zamanda fıtrat kitabı. Allah bu kitabı insanlığın yararına olsun diye vahyetti. Aslına bakarsak, Allah’a göre, cinler bile faydalanabilir. Allah bu kitabı gönderdiğinde, tam olarak kime gönderdiğini biliyordu. Kendi yarattıklarına gönderdi. أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ (Mülk/14) “Yaratan (yarattığını) bilmez mi?” Allah, bize ilk önce kim olduğumuzu bilmeden talimatlar vermez.

Ve O, bizim kendimizi bildiğimizden daha iyi tanıyor bizleri. Hani birisi size talimatlar verir ve siz de diyebilirsiniz ki: “Eğer benim durumumu anlasaydı, daha farklı talimatlar verirdi.” Bazen patronunuz sizden bir şey yapmanızı isteyebilir ve siz de diyebilirsiniz ki: “Biliyor musun? Şuan yapmam gereken başka başka şeyler var. Sen onları anlamıyorsun.” Keşke durumumu anlasaydı da bana bu talimatları verseydi. Belki fikri değişirdi. Belki anlaşabilmemiz için bir yol olabilirdi. Hiç kimse başınızdan neler geçtiğini, yaşamınızın nasıl olduğunu, durumunuzun nasıl olduğunu, yeteneklerinizin neler olduğunu Allah kadar iyi bilemez. Bize, bu talimatları veren de Allah. Yani Allah tam olarak kimle konuştuğunu ve ne söylemesi gerektiğini biliyor.

Bu (Kuran) tüm insanlar için mükemmel. Bu benim imanımın bir parçası. İnancımın bir parçası. Allah’ın, benim yararıma olmayacak bir şeyler söyleyeceğini düşünmem, kendi inancıma ters. Allah, bana ya da size, yararımıza olmayacak hiçbir şey söylemez. Bu kitap Allah’tan bir merhamet. Allah’tan bir rahmet. Bu yüzden Allah diyor ya: الرَّحْمَنُ عَلَّمَ الْقُرْآنَ (Rahman/1,2) “Rahman, Kuran’ı öğretti.” Bir şeyleri öğretmekle ilgili olan bütün Allah’ın isimlerinden… (Rahman’ı kullanmayı tercih etti) Sadece “Aziz olan Allah, Kuran’ı öğretti.” de diyebilirdi. Böylece Kuran’ı otorite olarak görürdünüz. Ama hayır! O kendini Rahman olan bir öğretmen olarak tanımladı. Çok fazla merhametli, seven, ilgilenen Allah, Kuran’ı öğretti. Yani öğretirken; sevgisinden, ilgisinden, merhametinden dolayı öğretiyor. İlk bakışta sert gelen bir şey görsen bile, onun içinde bile senin için rahmet var.

Bunu akılda tutarak sizinle paylaşmak istediğim şey; Allah’ın ahkamı, idaresi, yönetimi, emirleri. Bunları anlamadığımız zaman sert olduklarını düşünebiliriz. Ama gerçekten anlamaya çalıştığınızda… Başkalarına açıklamak istediğiniz için anlamaya çalışmamalısınız. Kendiniz için anlamaya çalışmalısınız. Bir şeyi öğrenmek için yanlış bir neden olur bu eğer öyle yaparsanız. Sizinle paylaşmak istediğim şeyi, siz gayrimüslim iş arkadaşınıza güzel şeyler söyleyebilin diye paylaşmıyorum. Onlara açıklama yapmamız gerekmiyor. Öncelikli olarak kendimize açıklama yapmalıyız. Çünkü kendimize, Allah’ın kitabını daha iyi anlama zorunluluğunu borçluyuz.

İlk olarak bunu yaptığımızda, sonrasında zaten onun güzelliğini başkalarıyla paylaşma isteği içimizden gelecek. İslamla ilgili bir şeyler öğrenmek istemenizin tek nedeni, insanlarla ilişkinizse o zaman burada bir sorun var. Bu, İslamla ilgili bir şeyler öğrenmek istemenizin nedeni olmamalı. Sadece gayrimüslim arkadaşlarınızla daha az utanç verici konuşmalar yapabilin diye. Nedeniniz bu olmamalı. Şimdi konumuza tekrar geri gelirsek; Allah, insan doğasına direkt uygulanan ahkam, yönetim, kanunlar, emirler vahyetti. Çünkü Allah, kimi yarattığını ve kime talimatlar verdiğini biliyor. Allah’ın emirlerini anladığımızda aslında örtüşüyorlar. İçinizde Allah’ın yarattığı bir bilinç var. Allah’ın içinize koyduğu fıtrat var. Allah’ın emirlerini anladığınızda rahatsız olmayı bırakın, “Bu çok mantıklı!” diyeceksiniz. “Bu çok bilgece, bu çok güzel.”

Bu noktaya daha ulaşmamışsak, belki de Allah’ın ahkamı, idaresi, yönetimi üzerine yeterince düşünmemişizdir. Başka bir açıdan, belki de kalplerimiz yeterince saf değildir. Allah, bizlere bu iki şeyi de versin. Allah’ın kitabını anlayış ve kalplerimize saflık. Kuran’da çokça yanlış anlaşılan şey; zina yapan bayan ya da erkekle ilgili. Onları kırbaçlayınız. فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا مِئَةَ جَلْدَةٍ (Nur/2) Onları 100 kere kırbaçlayın ya da kamçılayın. Yani Kuran diyor ki; zina yapan herkesi 100 kere kırbaçlayın(!) Ne kadar barbarca bir kanun(!) Ve sonra biz geri adım atıyoruz. “Hayır, hayır. Modern zamanda işler artık farklı. Aynı değil.” Bekle bir dakika. Bu, Allah’ın hiç eskimeyen kitabı.

Başkasına açıklamayla ilgili endişelenmeden önce Allah ne diyormuş onu bir anlayalım. İbn Aşur, ayetin başındaki الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي kelimeleriyle ilgili yorum yapıyor. İsim hâli kullanıldığı için aslında burada, bu işi devamlı olarak yapan insanlardan bahsediyor. Hayat kadınlarından bahsediyor. Öncelikli olarak yasadışı cinsel sektörde olan insanlardan bahsediyor. Bununla ilgili çok geçmiş var. Şimdilerde ortaya çıkan bir şey değil bu. Bu ayetin ne demek istediğini, neden bahsettiğini anlamaya çalışan bir çok alim var. Ve bu, Peygamberimiz (sav) Medine’ye gitmeden önce orada çok büyük bir problemdi. Şimdi Peygamber (sav) oraya taşındı ve sorun devam ediyor. Böylece Kuran, bu şehirde var olan bir sorunla ilgili yorum yapacak. Bu çok endişe vericiydi… Önemli kısım burası. Sanırım buradaki herkes bir erkek ve bir kadın arasındaki yasadışı ilişkinin ya da zina yapmanın 4 tanık olmadan cezalandırılamayacağını biliyordur. Bunu daha önce duymuş olabilirsiniz. 4 şahidiniz olması gerekiyor. Şimdi, aklı başında olan herkes bilir ki, kimse öyle bir şeyi, yanında 4 şahit varken yapmaz. Hiç kimse etrafta 4 şahit varken yapmaz. Böyle bir şeyi, etrafta 4 tanık varken yapabileceğiniz tek yer halka açık bir yerdir. Buna günümüz kanunlarında halka açık uygunsuz görüntüler sergileme deniyor. Modern kanunlarda, birçok ülkede, halka açık uygunsuz görüntüler sergilemeyle ilgili kanunlar var. Aslına bakarsak, eğer böyle bir şey sokakta yaşanıyor olsaydı, Teksas kanuları o insanları tutuklayıp cezalandırmak için varlar. Eğer böyle bir şey bir uçakta olsaydı, o insanlara birkaç yıla kadar hapis cezası var. Yani bu İslam’da olan yeni bir şey değil. Başka kimsenin sahip olmadığı ve İslam’ın çıkarttığı bir şey değil bu. Hemen hemen dünyadaki her medenileşmiş toplulukta, halka açık uygunsuz görüntüler sergilemeyle ilgili kanunlar var. Bu kanunlara sahipler yani. Kuran’da da var bunlar. Çünkü Kuran yeni bir uygarlık hazırlıyor. İnananların uygarlığı. Ve bu çok ciddi bir suç. Çünkü bu tarz bir hayasızlık açık bir yerde, 4 insanın bile yürürken geçip görebileceği bir sokak ortasında olursa, o zaman onların arasında çocuklar olacak, genç insanlar olacak. Böyle ahlaksız görüntüleri daha önce görmemiş masum insanlar olacak. Ve bu onlara psikolojik olarak zarar verecek. Ailenin temelini oluşturan çok önemli bir şeye zarar verecek. İnsanların kafalarını karıştıracak. Özel olarak kalması gereken bir şeyi halka açık hale getirirseniz, o zaman insanları bozar bu. Onları mahveder. Şimdi geri adım atıp bir şeyi anlayalım. Şimdi öyle bir zamanda yaşıyoruz ki; 4 şahidi unut, 4 milyon şahidin olabilir. Çünkü pornografi sektörü, pislik sektörü kendisini milyar dolarla satıyor. İnternetten satış yapanları biliyorsunuz. Bambu çubuklarından havlulara kadar her şeyi satan insanlar. En başarılı internet ürünü ne biliyor musunuz? Pornografi sektöründeler. O insanlar pazarlamanın liderleri. İnternet pazarlama seminerlerine gittiğinizde; bu işin başında olan insanlar, paralarının karşılığını alan insanlar, zinayı online olarak satıyorlar. Onlar böyle insanlar. Yani bu günümüzde tamamen halka açık bir şey oldu. Bu, bu kadar yaygın olduğunda buna maruz kalan insanların akıllarına yapacağı zararı hayal edebiliyor musunuz? Ya da şimdiye kadar yaptığı zararı? Kaç çocuk mahvoldu. Kaç tane genç insan mahvoldu. Kaç evlilik mahvoldu. Bu görüntülerin halka açık bir şekilde etrafta dolanmasından dolayı. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın bu pisliğin birazına maruz kalmamak imkansız hale geldi. Çünkü böyle bir şeyleri görebilin diye bir sürü para harcanıyor. Böylece Kuran çıkıp diyor ki, bu çok ciddi sonuçları olan çok ciddi bir suç. İnsanların kafaları karışacak. Hiç mantıklı gelmeyen suçlar işleyecekler. Çocuklara karşı bile ne kadar iğrenç suçlar işleniyor ABD’de. Çocuklara karşı bile! Ciddi cinsel suçlar. Kaç tanesi her dakika rapor ediliyor. Böyle şeyler, bu pisliğe tekrar tekrar maruz kalınca olan şeyler.

Ve artık normal geliyor. Böylece Kuran devreye girip diyor ki: Hayır, birisi böyle bir şeyi alenen yaparsa o zaman onları cezalandırmalısınız. Şimdi bu ceza hakkında konuşalım. Öldürülmüyorlar. Kırbaçlanıyorlar. 100 defa kırbaçlanıyorlar. Allah sadece “Kırbaçlayın tamam bitti.” demiyor. Fukahalar, bu dinin alimleri, sahabelerin kendileri bu insanlarla nasıl baş etmeleri gerektiğiyle alakalı etraflıca tartışıyorlardı. Bu arada, Allah’ın insanları böyle cezalandırmakla ilgili konuştuğu ilk yer burası değil. Nur Suresinden çok önce, Nisa Suresinde gelen ayetler var. وَاللَّذَانَ يَأْتِيَانِهَا مِنكُمْ فَآذُوهُمَا (Nisa/16) O ikisi… Bir zamanlar, Medine’de bir adam Müslüman oldu. Bir kız Müslüman oldu. Ama Müslüman olmadan önce sevgililerdi. Ama evli değillerdi. Hiçbir şey bilmiyorlar çünkü Müslüman değillerdi. Ve şimdi, birdenbire, Müslüman oldular. Ama sadece şehadet getirdiler diye bir gecede süper dinsel insanlar olmadılar. Onlar da insan. Gelişiyorlar. Allah’ın kendisinin dediği gibi: لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٍ (İnşikak/19) Yavaş yavaş gelişeceksiniz. Yani Allah, Medine’deki hayatın başında Müslümanların bile böyle bir günah işledikleri bir senaryoyu açıklıyor. Bir genç adam isteğine yenik düştü ve evlilik dışında bir şey yaptı. Daha evli bile değil ama bir kızla bir şey yaptı. Bu insanlarla ne yaparsınız? Birçok alimin fikrine göre şimdi anlattığım ayetler (Nur Suresi) tarafından sonradan mensuh edilen ayetler (Nisa Suresi) vahyoldu. Onlar için olan ceza neydi? وَاللَّذَانَ يَأْتِيَانِهَا مِنكُمْ Aranızdan bu hatayı yapan o ikisi… فَآذُوهُمَا Onları incitin. Allah nasıl incitileceğini söylemedi. Sadece incitin dedi. Böylece Sahaba tartışmaya başlar. İbn-i Abbas, başka sahabeler gelip derler ki; belki Allah’ın kastettiği şey “Onlara bağırın.”dır.
-Bunu nasıl yapabildiniz? Kendinizden utanmalısınız.
Ve bu onları incitmek demek. Başka sahabeler gelip derler ki; bir sopa alıp ayak tabanlarına 10 kere vuralım. İncitin! Kimse onları kırbaçlamayı, kesmeyi, baş aşağı asmayı, taşlamayı düşünmedi. Hayır, hayır. Daha bunlar yok. Bunlar sadece hata yapmış olan genç insanlar. Rahatlayın. Yeni Müslüman oldular. Bu hata yaşandı. Kınanmaları gerekiyor. Bu arada, bu, Kuran’da geçiyor. فَإِن تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُواْ عَنْهُمَا İkiside tevbe ederse ve bir daha yapmayacağız derlerse ya da belki şimdi evlenirler bile, yalnız bırakın onları. Daha da büyütmeyin. Bırakın. فَأَعْرِضُواْ عَنْهُمَا Görmezden gelin. Yalnız bırakın onları. إِنَّ اللّهَ كَانَ تَوَّابًا رَّحِيمًا Allah’ın kendisi her zaman tevbeleri kabul eden birisi olmuştur. Hayatlarına devam etsinler. Evet, büyük bir hata yaptılar. Ama bırakın hayatlarına devam etsinler. Daha da onları açığa vurmayın. Yapabileceğinizi zaten yaptınız. Daha sonra bu ceza geldiğinde… Bu arada o zamanda bile 4 şahit gerekliydi. 4 şahit gerekliydi. Ve daha sonra bu emir biraz daha sertleşti. Yani şimdi bir şey olursa bu sefer kırbaçlayın. Kırbaçlansınlar. Peki nasıl kırbaçlanıyorlar? Şöyle bir şey mi hayal ediyorsunuz? Kocaman, deriden bir şey ve paat diye vuruyorlar. Sonra adamdan kanlar akıyor. 100 kere vuruyorlar ama onuncusuna kadar adam çoktan ölmüş. Hayır, hayır, hayır. Bekleyin bir dakika. Fukaha bunu tartışmış. Diyorlar ki; onları sıcak ya da aşırı soğuk bir gün de kırbaçlamayın çünkü cilt daha da hassas olur. Kavurucu güneşin altında kırbaçlamayın. Çünkü o insanlar için Allah’ın demek istediği ceza bu değil. Vuran adam kolunu kaldırdığında koltuk altı gözükmemeli. Yani böyle yapmamalı 🙂 Biz düşünürüz ki birisi cezalandırılacağı zaman cezayı uygulayacak adam güreşçi filan olmalı. Kırbaçladığı zaman ciddi olacak yani. Hayır. Hayır. Amaç bu değil.

Aslına bakarsak, her şeyden daha üzücü bir şey bu. İslam tarihinde bu ceza uygulandı… Bu arada, İslam kıtalar arasında yayıldı. Bunu biliyorsunuz. Son 14-15 yüzyılda yüzlerce milyonlarca insan Müslüman oldu. Ve bu cezanın uygulandığı 3-4 tane kayıt var. Bunun uygulanabileceği bir ortam bile yoktu. Bu, İslam tarihi. Kıtalar arasında. Ve uygulanırsa da koltuk altları gözükmesin ve o şekilde vursunlar. Vücudun yaralanabilecek bir yerine vurursa oraya bir daha vurmayın. Yüze vurmayın. Hassas yerlere vurmayın. Ortada bir sürü talimat var. Ama bunlar benim hutbem değil. Hutbem size bu cezayı açıklamak değil. Demek istediğim; Allah, halka açık uygunsuz görüntüler sergilemenin büyük bir suç olduğuna karar verdi çünkü topluma zarar veriyor. Bu yüzden cezalandırılmalı. Buradaki prensip ise şu… Farklı tür günahlar var. Topluma zarar veren bir günah işlediğiniz zaman bu dünyada cezalandırılmalısınız. Sizin ve benim yaptığım günahlar var ama bu günahlar sadece bize zarar veriyor. Kıyamet gününde onlarla ilgili Allah’a hesap vereceğiz. O günahlar için bu dünyada cezalandırılmıyorsunuz. Sizin için burada had yok çünkü zararı sadece sizinle ya da ailenizle kısıtlı. Ama başkalarını inciten, başkalarına zarar veren, topluma zarar veren suçlar yaptığınızda o zaman sosyal cezalar var İslamda. Allah yaptığınız her şey için size eziyet etmekle ilgilenmiyor. Bu din o demek değil. Başka bir şeyle karıştırmış olmalısınız. Şimdi, bunu anlarsanız hutbemin çok önemli noktası şu…

Çok az vakit kaldı bu hutbede. Ama söylemek istediğin şey şuydu; bu kaç kırbaçtı? 100. Daha sonra Allah neredeyse bunun kadar kötü olan başka bir suçtan bahsediyor. Neredeyse bunun kadar kötü. Çünkü o suç için 80 defa kırbaçlanmak gerekiyor. 80 kere. Pratik olarak düşünürsek birisi 100 kere kırbaçlanıyor. Başka birisi ise 80 kere kırbaçlanıyor. Aradaki farkı anlayamazsınız bile. Anlayamazsınız. Yani kim orada oturup sayacak? İki türlü de küçük düşürücü. İki türlü de utanç verici. Bu arada, bir önceki ayetin sonundan bahsetmişim. Kırbaçlama olurken Allah diyor ki: وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ. İlk önce, لَا تَأْخُذْكُم بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ. Onları cezalandırırken merhametiniz size mani olmasın. Başka bir deyişle; onları cezalandıran, kamçıyı kaldıran adam bile kendini kötü hissediyor ve diyor ki: “Bunu yapmak istemiyorum.” Allah da diyor ki: “Yapmak istemediğini biliyorum ama yine de yapman lazım.” Allah, ona sert olmasını söylemiyor. Allah ona diyor ki: “Günahkar Müslüman kardeşin için duyduğun sevgini biliyorum.” Bu ayetten öğreniyoruz ki; alenen böyle korkunç bir günah işleyen birine karşı bile Müslüman bir kimse, günahkar kardeşine karşı o kadar çok sevgi besliyor ki, kalbinde cezalandırdığı kişi için şefkat ve merhamet olmadan cezayı uygulayamıyor. Bazı insanlar düşünüyor ki: “Şeriatı uygulamak istiyorum. Birilerini kırbaçlamak istiyorum. Baya bir güzel vurmak istiyorum.” Hangi Kuran’ı okuyorsunuz siz? Allah diyor ki; çoktan şefkatiniz var ama onu geri tutun çünkü zor bir şey yapmak zorundasınız. Diğer bir Müslüman kardeşine vurmak zorundasın. Bundan sonra Allah diyor ki; bir grup Mü’min bunu izlesin. Öylesine inananlardan birileri değil. Mü’min demek olgun inananlar demek. İnançlarında derinleşmiş insanlar demek. Allah sadece “İnananlar” demiyor. Mü’minler diyor. Yani olgun inananlar cezalandırmayı izlesinler. Olgun inananlar, ibadet edenler, ruhsal olarak olgun insanlar, daha yaşlı, bilge insanlar. Böyle insanlar cezayı izliyor. Neden? Neden bu insanlar izlesin? Genç insanları getirip izlettirseler ya.
-Bak, böyle bir şey yapma. Sana ne olacağını görüyor musun?
Allah böyle söylemedi. Allah dedi ki: “Mü’minleri getirin.” Başka bir alim şöyle yorum yapıyor; cezalandırılanlar cezalandırılırken Mü’minler onlar için dua etsin diye onlar çağrılıyor. Çünkü daha ölmediler. Hâla yaşıyorlar. Çünkü Allah onların cehenneme gitmelerini isteseydi o zaman artık nefes almazlardı. Bu dünyada nefes aldıkları müddettçe tevbe kapısı açık. Yani günahlarının bedelini bu dünyada ödüyorlar. Dua’yı kullanabilirler. Ya Allah onlara sabır ver. Tevbe etsinler. Tevbelerini kabul et. Hayatlarına devam etsinler. Ahirette güzel bir yerde bizi onlarla birleştir. İzleyenlerin görevi bu. İzleyenleri görevi “Bak, işte sen buna layıksın” demek değil. Bu onların görevi değil. İşte bu Kuran. Yani 100 kırbaç vuruluyor.

Peki 80 kırbaç vurulan suç ne? Vallahi bunu okuduğumda titriyorum. Vallahi sarsılıyorum. وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَات İlk başta kötü bir şekilde çeviricem. “İffetli kadınları suçlayanlar..” “İffetli kadınları suçlayanlar..” En iyi çeviri bu değil. Ama ayetin neden bahsettiğiyle alaklı size fikir veriyor. Şimdi Allah’ın kullandığı dili açıklamama izin verin. “Bir şey atanlar..” يَرْمُونَ “Aile tarafından korunmuş kadınların doğrultusuna bir şeyler atanlar..” ‘Muhsanaat’ demek bir kampın, kalenin içindeki kadınlar demek. Allah, aileleri bir çeşit koruma olarak tanımlıyor. Yani anne olsun, kız evlat, kız kardeş, eş olsun; hepsi ‘Muhsanaat’ demek. Hepsi ‘Muhsanaat’. Bir ailede olan bütün o bayanların yönüne bir şeyler atanlar… Bu ne demek oluyor şimdi? Hutbemin Arapça kısmında da açıklıyordum. Kuran; en etkili, en mükemmel konuşma. Allah sadece diyebilirdi ki: “Kadınları, zina işledikleri nedeniyle suçlayanlar…” Gayet net. Ama öyle demedi. Allah çok kesin. İnsanlar bir kadına gidip ona zina yaptığını söylemeyecekler. Diyecekler ki: “O kadın mı? Pek emin değilim. Geçen gün onu başka bir adamla görmüştüm sanki. Ne konuştuklarını da bilmiyorum.” Sadece bu kadar. Sadece bu kadar. İnsanlar en korkunç şeyleri söylemeden önce hep diyorlar ya “Bir şey söylemiyorum ben. Ama… biliyorsun”. “Bir şey söylemiyorum” dedikleri anda en kötü şeyi söyleyecekler demek oluyor. Keşke cidden bir şey söylemeseydin. Ama söylüyorsun. İnsanlar bunu yaptıklarında, geçici bir yorum yapıyorlar. “O ikisi mi? Bilmiyorum… Bir şeyler var galiba. Sanırım birkaç mesaj gördüm. Telefondaydı ve gülümsüyordu. Bu neyin nesi oluyor? Neden birbirlerine bu kadar yakın duruyorlar? Neden böyle oluyor?” Sadece bu yorumlar. Sadece bu yorumlar. Bunlar, يَرْمُونَ الْمُحْصَنَات içerisinde değerlendirilmek için yeterli. Çünkü Allah, dili açık bıraktı. Onları açıkça suçlamadın. Sadece o doğrultuda bir şeyler attın. Ve gerisi şeytana ve hayal gücüne kaldı. Çünkü sen “Bir şey söylemiyorum ama şu ikisi…” dediğinde, bir sonraki insan diyecek ki “Senin ne duyduğunu bilmiyorum ama ben ne duydum biliyor musun? O ikisi… biliyorsun.” Sonrasında durum gittikçe kötüleşiyor. Ve insanlar konuşuyor, herkes “Ben bir şey söylemiyorum” diyor. Herkes diyor ki: “Şşşş, kimseye söyleme.” Herkes konuşuyor ve herkes herkese “Sakın kimseye söyleme” diyor. Bundan sonra ne oluyor biliyor musunuz? Bir ailenin bütün itibarı yok oluyor. Kendisine karşı hiçbir kanıt bulunmayan bir kadının masumiyeti yok oluyor. “Hayır, hayır ama ben onları alışveriş merkezinde gördüm.” Gerçekten mi? ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء Eğer böyle bir ithamda bulunursan ve 4 şahit de getirmezsen… 4 şahit getirmediler. Fukaha diyor ki; sinemada, alışveriş merkezinde veya aynı yönde araba sürerken görmek şahit olmak için yeterli değil. Hayır, hayır. Eğer onları asıl günahı işlerken kendi gözleriyle görmedilerse o zaman 80 kere kırbaçlayın.

İnsanların, özellikle de Müslüman kadınların itibarı hakkında konuşmanın ciddiyetini anlayın. Ciddiyetini anlayın. Öyle ki; Allah onları, alenen zina yapan insanların hemen yanına koydu. Şununla bitirmek istiyorum. Bunun hakkında düşünmenizi istiyorum. Allah alenen zina yapan insanlardan bahsederken en sonunda onlar için bağışlanma kapısını açmıyor mu? Allah onlar hakkında diyor ki; cezalandırılmalılar ama sonrasında… Sen zaten onlar için merhamet hissediyorsun. Mü’minler onları hoşgörmeli. Böylece onlar için dua edebilirler. Buradaki ima bu. Suçlayanlara, kötü yorumlar yapanlara gelince… Ya da hayır hayır hayır. Onlar bir şey söylemiyorlar bile, bir şey soruyorlar. Bu daha iyi. “Bir şey söylemiyorum. Bir şey soruyorum sadece. Sence bir şeyler dönüyor mu?” Sadece bu kadar. Bir soru bile bir şey atmak demektir. Bu kadarını yaptığınız zaman, Allah bu insanlar hakkında ne diyor? Sadece kırbaç değil. Diyor ki: وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً أَبَدًا Ebediyen şahitliklerini kabul etmeyin. Bir daha bu insanlara karşı hiç nazik olmayın. Aman tanrım! Bu daha kötü duruyor. Ve bir de bunun üstüne وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُون  Ve onlar fasıkların ta kendileridir. Allah bunu zina yapan insanlar için bile söylemedi. أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُون (Onlar fasıkların ta kendileridir) demedi zina yapanlar için. Ama أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُون (Onlar fasıkların ta kendileridir) diyor bu insanlar için.

Şimdi soru şu: Neden kırbaçlanıyorlar? Bu son şey. Neden kırbaçlanıyorlar? Çünkü insanlar hakkında bu şekilde konuştuğunda sen de topluma zarar veriyorsun. Size demiştim hatırlıyor musunuz? Allah bu dünyada sadece, topluma ve başkalarına zarar verecek şeyler yaparsanız cezalandırıyor. Müslüman bir erkeğin ya da bayanın itibarına zarar verdiğinizde, bu, öbür dünyada değil bu dünyada cezalandırılacak bir suç oluyor. Çok ciddi bir mesele bu. Bir Müslümanın itibarı, asaleti Allah için çok büyük bir şey. Allah şöyle diyor: وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِين (Münafikun/8) Asıl üstünlük ancak Allah’ın, Peygamberinin ve Mü’minlerindir. Bu Allah’ın Müslümanlara verdiği bir şey. Allah’ın verdiği bir şeyi biz alamayız. Bu Allah’ın verdiği bir şey ve biz de onu korumalıyız. Yapabileceğimiz en zararlı şeyi ise dillerimizle yapıyoruz. Aklında bir zan olduğunda sadece Allah’ın kelamını hatırla. اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ (Hucurat/12) Zannın bir çoğundan sakının çünkü zannın bir kısmı günahtır. Zandan uzak durun. Olumlu düşünün. O ikisini tanımıyorsun, el ele tutuşup yürüyorlar. O zaman evli olmalılar. Abi kardeş olmalılar.
-“Ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum.” Şşşş. Bırak. Başka yöne git. Git tevbe et. Bu senin işin değil. İslam’ın bir insandaki güzelliği; onlar işleri olmayan şeyleri bırakırlar. Bu senin işin değil. Onun hakkında konuşma. Allah; dillerimizi, kalplerimizi korusun. Bizi birbirimizin zararından korusun. Bizleri başkalarının itibarı hakkında konuşurken dikkatlı olanlardan kılsın. Allah bizleri bahaneler uyduran ve o bahanelerin arkasına saklananlardan etmesin. Allah bizlere hatalarımızı oldukları gibi görebilme ve O’nun affına ve hakkında kötü konuşmuş olabileceğimiz diğer insanların affına sığınma gücü versin. Allah, tüm Müslümanların özellikle de bu ümmetin kadınlarının itibarını korusun. Allah; annelerimizin, eşlerimizin, kızlarımızın, kardeşlerimizin itibarını korusun. Bütün ailemizin itibarını korusun. Ve Allah; bizim O’na yakın olabildiğimizden daha yakın olan bir nesil yetiştirmemize yardım etsin.

Amin.

Çeviri: gencmuslumanlar.com

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER