Ablalarımız Neredeler ?

İlkin zihinleri bulandı ablalarımızın. “Aslında annem de haklı” dediler ve çorap söküğü gibi geldi gerisi. Yere mıhlanmış bakışları etrafa bakmaya başladı yavaş yavaş.

“Kimden korkuyorum ki” dedi içlerinden bir ses. Ve eskiden bir karınca panayırından geçiyormuşçasına dikkatli ve narin yürürlerken sonrasında adeta yeri inletir oldular adımlarıyla.
Bir erkekle konuşurken sesleri kısılan, kekeleyen utangaç ablalarımızı artık cümlelerinin sonunu uzata uzata konuşurken bulduk en gereksiz yerlerde bile.

Asla taviz vermedikleri eşarplarının boyları kısaldı zamanla. Pastel renklerle bağdaştırdığımız, uzun eşarplı ablalarımız modanın tahakkümü altına girmeye başlamıştı.
Eskiden gerekli olmadığı sürece evinden çıkmayan ablalarımız geç saatlere kadar o konferans senin, bu söyleşi benim koşturur oldular.
Mikrofonlar verildi ellerine, kameraya gözlerini dikerek havalı konuşmalar yaptılar.
Miting alanlarında ellerinde pankart tutmaya utananlar, halk pazarlarında satıcılarla pazarlık yapar oldular kahkahalar eşliğinde.

Ellerinden Kuran-ı Kerim düşmeyenler entel ağabeylerin kitaplarıyla sabahlar oldular. Okusunlardı, fakat Kuran’ı kitaplıklarda yetim bırakmaya ne hakları vardı?
Sonra kimi mücadelelerini başörtüsüne indirgeyip üniversitelere akın etti, kimi de kendilerine olan ihtiyacı bahane edip çalışma alanlarına…
Eskiden mazlum coğrafyalarımızı gündem edinen ablalarımız şimdi perde fiyatı, başörtüsü markası konuşur olmuştu.

Onlar bizim canımızdan çok sevdiğimiz, ailelerimizi karşımıza aldığımız ablalarımızdı. Biz davayı onlardan duymuştuk ilk. Bu yüzden koyvermek olmazdı. Konuştuk onlarla büyük umutlarla. “Neden böyle abla?” dedik içimiz yanarak. Şartlar dediler, hayat zor dediler, gençlikteki gibi olmuyor bazı şeyler dediler, biz bu şekilde mücadele ediyoruz dediler, meydanı onlara mı bırakalım dediler. Dediler, dediler, dediler… Kulaklarımızda sesleri uğuldarken çıktık evlerinden, derneklerinden, cemaatlerinden bir daha uğramamak üzere…

İbrahim’e sığındık kulaklarımızı tırmalayan o seslerden.
Kaçtık onlardan fakat onları her görüşümüzde kanadı yüreğimizin bir yanı… kızdığımız şekilsel bir değişim değildi ki. Kızdığımız hayalleri bırakıp, realiteye iman etmeleriydi. Ki o değil miydi kişinin İslamını en çok zedeleyen?
 
Merve Kuntoğlu

Yorumlar

yorumlar

1 YORUM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here