Kıbrıs denildiğinde çoğumuzun aklında ilk beliren yerler, sokaklar, kavramlar daha çok dünyevidir. En azından benim için öyleydi. Geçen sene ramazan ayında Kıbrıs’a giderken önyargı ile gitmiş, fakat ummadığım güzellikte bir ramazan geçirmek nasip olmuştu.
Aklımızda ilk beliren bu kavramların aksine Kıbrıs’ın tarihi mabedleri ve çok derin bir İslami tarihi var; öyle ki 649 yılında Osman (r.a) döneminde, Şam valisi Muaviye kumandanlığında Kıbrıs kuşatılmış ve barış yoluyla ele geçirilerek vergiye bağlanmıştır. Çıkılan bu deniz seferinde, aralarında Ebu Zer el Gıfari (r.a), Eyüp Sultan el Ensari (r.a), Ubade bin Samit (r.a)’in de olduğu birçok sahabe yer almıştır. Peygamber Efendimiz ﷺ‘in süt teyzesi (bazı alimlere göre peygamberimiz (sav) ile aralarında babası veya dedesi yönünden süt teyzeliği bulunmaktaydı.) Ümmü Haram bint Milhan (r.a) bu seferde şehid düşmüştür. Uhud ve Huneyn savaşlarında yer almış olan Ümmü Haram (r.a), Efendimiz ﷺ tarafından “Akdeniz’i fethedenler arasında” olduğu müjdelenmiştir. Hala Sultan olarak anılan Ümmü Haram (r.a)’ın kabri Kıbrıs Rum kesiminde Larnaka şehri, Tuz Gölü yakınlarında yer almaktadır.
Geçen sene ramazan ayında Girne’de yer alan Doğanköy Camii’nde asılı bir afişle heyecanlanmıştım; afişte vizesiz girişin olmadığı Rum kesimine, bayramda yapılacak olan Hala Sultan Tekkesi ziyareti için otobüs kalkış yerleri belirtiliyordu. Giderim inşallah 🙂 diye düşünürken birkaç hafta öncesinden kaydolmak gerektiğini öğrenmiştim. Yolu Kıbrıs’a düşenler için belirtmiş olayım; bayramlarda ve kandillerde, öncesinde KKTC din işlerine kaydınızı yaptırarak, Peygamberimiz’in ﷺ sevgili teyzesi kendisine “annemden sonraki annem” dediği Ümmü Haram رضي الله عنه ‘ın kabrini ziyaret edebilirsiniz.
Haçlı seferlerinde üs olarak kullanılan Kıbrıs adası Memlükler tarafından da kuşatılmıştır. 1571 yılında ise adaya Venedikliler hakimken, 2. Selim döneminde Osmanlı, Kıbrıs’ı fethetmiştir. Fetihle beraber adada yer alan katedral ve kiliselerin bir kısmı camiye çevrilmiştir. Katedralden çevrilen ve Kıbrıs’ın en büyük iki camisi olan Selimiye Camii ve Lala Mustafa Paşa Camii ile, yine katedralden çevrilen Sinan Paşa Camii’nin tarihini, manevi yönünü sizlerle paylaşmaya çalışağım.
Kıbrıs’ın En Büyük Camii; Selimiye Camii
9 Eylül 1570’de Lefkoşa’nın fethi ile katedral camiye çevrilmiş ve cuma namazı için içi yıkanmıştır. 15 Eylül Cuma günü Lala Mustafa Paşa’nın katıldığı tören ile camii ibadete açılmış ve ilk cuma namazı eda edilmiştir. Caminin ilk imamı Mora bölgesinden gelen Moravizade Ahmet Efendi’dir.
“Küllemâ dehale aleyhâ Zekeriyye’l mihrâb.” “Zekeriyya ne zaman mihraba girse…”
Mihrab üzerindeki yerden göğe yükselen çiçekler ise bana Ali (r.a)’in muhteşem bir sözünü hatırlatmıştı; “Sen kendisini koparan elde, kokusunu bırakan çiçek gibi ol.”
“Elhamdulilah Ala el İslam”; İslam için Allah’a hamdolsun.
Lala Mustafa Paşa Camii
Gazimağusa’da bulunan ve Kıbrıs’in ikinci büyük camisi olan Lala Musta Paşa Camii, 1571 yılında katedralden çevrilmiştir. Eski adı Saint Nicolas (Aziz Nikolas) olan katolik katedral 1298-1312 yılları arasında, Lüzinyan döneminde gotik mimari ile inşa edilmiştir. St Sophia katedralinde lüzinyan kralları Kıbrıs Tacını giyerken burada Kudüs krallık tacı töreni yapılırdı.
Caminin avlusunda iki türbe bulunmaktadır. Şam müftüsü Es Seyid Mehmet Efendi Türbesi ve 1904 yılında vefat eden Mağusalı Mustafa Zühtü Efendi’nin Türbesi. Caminin avlusunda bugün 721 yaşında olan bir Cümbez ağacı bulunmaktadır. Yılda yedi kez meyve veren ağaç adeta bereket timsalidir, maşallah. Arz da İslam taş da. Gök de İslam ağaç da. Allah bizleri her zerredeki bu hakikati görebilenlerden kılsın.
Sinan Paşa Camii
Eski adıyla Aziz Peter ve Paul Kilisesinin duvarında 1360 yılında Suriyeli tüccar Simone Nostrano tarafından yaptırıldığı yazmaktadır. Adanın fethiyle beraber camiye çevrilmiştir. İngiliz döneminde ambar olarak kullanıldığı için “Buğday Camii” olarak da anılır. Caminin avlusunda, Paris büyük elçiliği yapan ve Patrona Halil İsyanından sonra Kıbrıs’a sürülen Yirmisekiz Mehmed Çelebi ile Osmanlı devlet adamı Mehmet Emin Efendi’nin kabri bulunmaktadır. Camiyi ziyaret ettiğimde kapalıydı, restorasyonda idi. Fakat kabirlerin bakımsızlığı dikkat çekiyordu.
“Elvan elvan çiçek açar sabahlar bugün olmazsa yarın bir gün mutlaka” dizesini ekliyorum, gözümüzün nuru Ayasofya Camii ve aslına rücu etmeyi bekleyen tüm mahzun camilerimiz için.
Çünkü; “De ki “Hak geldi bâtıl yıkılıp gitti! Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.” (İsra,81)
