Bir inanmayan olarak yaşamak çok zor; dönebileceğin kimsen yok, gidebileceğin kimsen yok, yaşamak için bir umudun ve motivasyonun yok gerçek anlamda. Allah’a inanmak bana huzuru ve hayatımda istediğim şeyi verdi.Aişe Fatıma Sharma

“Kaybolmuş” Bir Hayattan İslamiyet’e.

Sadece eğlenmek ve ailesinden uzaklaşmak amacıyla Hindistan’dan Londra’ya giden 18 yaşındaki Hindu bir kızın İslam’a dönüşü; Aisha Fatima ya da eski adıyla Kaveri Sharma.
Aisha 20 yaşında ve Londra’da yaşıyor. 18 yıllık hayatını Hindu olarak geçiren, İslam dediğinde aklına sadece terörizm, kadınların özgürlüğünün kısıtlanması(!) gibi şeyler gelen Aisha’nın hayatı Londra’ya geldiği ilk günlerde bir Müslümanla tanışmasıyla değişiyor. Dinlerle ilgilenmeyen, bir yaratıcının olmadığına inanan “Kaveri” nin 2 yılı araştırmakla, İslam hakkında bilgi edinmeye çalışarak geçiyor. Elhamdulillah bu iki yılın sonunda yaratıcının bile olmadığını düşünen Kaveri, Allah’ın izniyle hayatındaki her şeyden vazgeçerek, anne ve babası onu Müslüman olarak kabul etmediği halde, tüm ailesi ona karşı çıktığı halde vazgeçmeyerek “İslam kızı Aisha” oluyor.
Şimdi eski zamanlarını “kaybolmuş” bir hayat olarak kabul eden, hayatında Müslüman olduktan sonra karşılaştığı onca zorluğa rağmen “Allah’a inanmak bana huzuru ve hayatımda istediğim şeyi verdi.” diyen biri…
Sizin için Aişe’yle röportaj yaptık. İşte Aişe’nin kendi anlatımıyla İslam’a dönüş hikayesi.

İslam’a dönüş hikayenden bahseder misin?

Esselamu Aleykum.

Benim adım Kaveri Sharma. Hindistanlıyım. 20 yaşındayım ve Hindistan Hydrerabad’ta Hindu kökenli bir aileden geliyorum. Şu an ismim Aişe Fatıma (Sharma). İşte bu da benim İslam’a yolculuğum.

Liseyi bitirdikten sonra aileme yurtdışında okumak istediğimi söyledim, onlar kabul edip beni Londra’ya yolladılar. 18 yaşındaydım ve Londra’ya gitmemin tek sebebi “eğlenmek” ve ailemden uzaklaşmaktı. Sonuç olarak Londra’ya gittim. Londra’ya taşındıktan bir ya da iki gün sonra otobüsteyken bir çocuk gördüm, Hint asıllıydı ve Müslümandı. Ona gülümsedim ve o da bana gülümsedi. Ve her nasıl olduysa beraber otobüste seyahat ettiğim arkadaşım bu çocuğu tanıyordu ve bizi tanıştırdı. Arkadaş olduk ve görüşmeye başladık.

Bir gün bana dinler ve tanrı hakkında ne düşündüğümü sordu. Yaratıcıya inanmadığımı söyledim. Hindu olmama rağmen tapınaklara gitmekle ilgilenmediğimi, hiçbir bilgim olmadığını, hiç biriyle de hiç ama hiç ilgilenmediğimi söyledim. Herhangi birine gittiğimde hemen eve dönüp duş alıyordum çünkü tapınaklara gittiğimde kendimi dünyanın en kirli, en hijyenik olmayan yerinde gibi ve iğrenç hissediyordum. O hissettiğim iğrençliğin miktarını ifade edebilecek kelime bulamıyorum. Bu yüzden oraya gittiğimde kendimi arındırma ihtiyacı duyuyordum. 4-5 yaşımdan 18 yaşıma kadar böyle oldu. Bunların hepsini ona anlattım.

O da bana İslam’ı anlatmaya başladı. Bir yaratıcıya inanmadığımdan dolayı, onun ne dediğini çok önemsemiyordum. Onu dinliyormuş gibi davranıyordum ama dinlemiyordum. Sadece kibar davranıyordum. Her gün daha fazla İslam’dan bahsetmeye ve anlatmaya başladı. Bir gün çok dolmuştum, bu yüzden İslam’da nefret ettiğim milyonlarca şeyi belirtmeye başladım. Sünnet, 4 eş, günde 5 vakit namaz (Günde 5 vaktin insanı sıkacağını düşünüyordum.)… gibi. Ve o hepsini cevapladı. Ama hiçbir cevabını kabul etmedim ve ikna olmadım. Bir süre geçtikten sonra bu tartışmalar bizim arkadaşlığımıza zarar vermeye başladı bu yüzden ona eğer benimle arkadaş kalmaya devam etmek istiyorsa İslam hakkında konuşmasına son vermesini söyledim. Kabul etti. Din hakkında tartışmaya girmediğimiz günden sonra birkaç ay içinde her şey yumuşadı.

Bir yıl sonra aniden bir gün, o gün bana ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok onu çağırdım ve biraz İslami videolar izlemek istediğimi söyledim. İlk başlarda çeşitli alimlerden ve peygamberler tarihi hakkındaki genel islami videolardan göstermişti. O gün tekrar o videolardan izlemek istedim, onu çağırdım, birlikte izledik ve videolardan sonra ona milyonlarca soru sordum. SubhanAllah arkadaşım ne kadar kaba yaklaşmamı önemsemeyerek hepsini cevapladı. Böyle birkaç ay geçti ve bir gün bana bir video izletti. Hayatımı değiştiren bir videoydu bu. Video “Hz Muhammed (s.a.v) ‘in Veda Hutbesi “ ydi. Dikkatli bir şekilde dinledim ve sonunda boğazımda bir düğüm hissettim ve birkaç damla gözyaşı döktüm. Arkadaşım buna dikkat etti ve farketti ki ilk defa bir videodan sonra hiç sorum yoktu. Bana ne olduğunu sordu. “Hiçbir şey olmadı, harika bir duygusal konuşmaydı.” Dedim ve sonra gitmesini istedim.

O gün kendimi İslam’a dönmek için hazırladım. Hayatımın dönüm noktasıydı. Ama biliyordum ki ailem beni evlatlıktan reddederdi, kesinlikle desteklemez ve benimle asla konuşmazlardı. Bu düşünceler aklımı karıştırmaya başladı. O gün kesin olarak inanmıştım ki Allah’tan başka ilah yoktu ve Hz Muhammed onun elçisiydi. Ama buna rağmen daha şehadet getirmemiştim. Aileme asla öyle bir şeyi söyleyip itiraf edemeyeceğimden dolayı cehenneme gideceğimi düşünerek ağlayarak uyudum. Ve bir rüya gördüm. Rüyamda Mısır’daki piramitlerdeydim, hemen uyandım çünkü Firavunu hatırladım. Bu Allah’ın benim cehenneme gideceğimi söyleme şekli sandım. Nasıl oldu bilmiyorum tekrar uyuyakaldığımda rüyamda piramitleri tekrar gördüm ama bu sefer arkadaşım da vardı. Elimden tuttuğunu ve piramitlere tırmandığımızı gördüm. Bu sefer korkmuştum. Bu sefer tamamiyle emindim gideceğim yer cehennemdi. Tekrar firavunu hatırladım. Hemen kalktım ve bilgisayarımı açtım, arkadaşım bana rüyaların İslami olarak yorumlanabileceğinden bahsetmişti. Rüyamı yazdım ve subhanAllah o an ne hissettiğimi kelimelerle ifade edemiyorum. Daha önce rüyalarımı yorumlatmamıştım. Bu ilkti. Yorumda piramidin gücün göstergesi olduğunu söylüyordu. Arkadaşımla beraber orda olmamın da sebebinin doğru yola yakın olmamızın, bana doğru yolu anlatmasını ifade ettiğini söylüyordu. Cehenneme gideceğimi düşünürken ne ile karşılaşmıştım subhanAllah. Piramidin gücün göstergesi olduğunu okuduğumda anlamıştım ki bu bana Allah’ın bunu yapabilmek için yeterince güce sahip olduğumu söyleme yoluydu. Bir önceki gece bunu aileme söyleyemeyeceğimden dolayı ağlayarak uyumuştum ama rüya yorumumu okuduğumda özgüvenim birden yükselmişti. Tüm gün çok mutluydum. Donuk, kasvetli bir günün ardından her şey değişmişti. Yaz tatiliydi bu yüzden Hindistan’a tatilimi ailemle geçirmeye gelmiştim. 30 Mart 2015’te kendi odamda şehadetimi getirdim, harika hissetmiştim. İslam’a döndüğüm için elhamdülillah. Müslüman olduktan bir müddet sonra bu (erkek) arkadaşımla görüşmeyi bıraktım.

Aileme İslam’ı kabul ettiğimi söyleyememiştim. Bir gün evde televizyon izlerken ailem televizyonda terörizm hakkında bir şey gördü ve İslam/Müslümanlar hakkında kötü konuşmaya başladılar. Odama gittim, ailemin Müslümanlar hakkında söyledikleri şeylerden ve düşündüklerinden dolayı beni Müslüman olarak asla kabul etmeyeceğini düşünerek ağlayarak uyudum. Uyumadan önce “Allahım ailemle nasıl olacağımı bana göster, ailem beni kabul edecek mi bir belirti göster.” dedim. Annem ve babamla bir yemek masasında gayet mantıklı bir şekilde onlara neden Müslüman olduğumu anlattığım bir rüya gördüm ve annem beni kabul ediyordu ama babamı anlayamamıştım. Ayrıca annem ve babamla Mekkedeydik. Uyandığımda neler olduğu şoku içindeydim ve Allah’a şükrettim. Allah çok çabuk cevap vermişti. Allah’tan sadece bir belirti istemiştim ve O bana ailemle olan tüm diyaloğumu göstermişti. O ana kadar ailemin beni kabul etmeyeceğinden emindim bu yüzden doğal olarak asla İslam’ı kabul edecekleri, onun hakkında düşünecekleri bile aklımın ucundan geçmiyordu. Daha önce hiç yapmamama rağmen birlikte Mekke’de olduğumuzu gördükten sonra onlar için dua etmeye başladım.

En sonunda 18 Eylül 2015’te aileme Müslüman olduğumu itiraf ettim ve SubhanAllah rüyamda nasıl gördüysem öyle gerçekleşti. Bununla birlikte ailem beni ilk başta kabul etti ama sonra her şeyle ilgili problem çıkartmaya başladılar. Ama her şey için elhamdülillah. Ben imkansızı başardım, korkumun üstesinden geldim ve sonunda aileme Müslüman olduğumu açıkladım.

Bu benim İslam’a dönüş hikayem. Kabul etmek 2 yılımı aldı ama elhamdülillah şimdi bir Müslümanım ve hayatımda bundan daha büyük bir nimet yok.

İslam’a döndüğünde hangi zorluklarla karşılaştın?

Vallahi bir çok şeyle karşılaştım, ama onlardan “zorluk” olarak bahsetmek istemiyorum çünkü inşaAllah Allah’ın benim başıma gelen her şey için beni ödüllendireceğine inanıyorum.

Ailem beni Müslüman olarak kabul etmedi, İslam ile ilgili her şeye karşı söyleyebilecekleri berbat şeyleri var. Onlara tebliğ etmeyi denedim defalarca ama bu ana kadar işe yaramadı. İslam’a olan nefretleri gerçekten çok güçlü ve böyle insanlarla yaşamak gerçekten çok zor. İbadet etmek ve oruç tutmak çok zor ama elhamdülillah şikayetim yok, idare edebiliyorum.

Tesettüre girdiğimde, arkadaşlarım bana güldü, beni aşağıladılar ve alay ettiler tesettüre girdiğim için. “Daha önce bunları yaptın, şunları yaptın. Şimdi de tesettüre mi girmek istiyorsun?” dediler. Tabiki çok kötü hissettim hatta ağladım bile ama elhamdülillah ağlıyordum ve Kuran’da sadece münafıkların kafirlerden saygı, izzet beklediği ayetiyle karşılaştım. Bu beni iyi hissettirdi ve asla bir kafirden saygı beklememek gerektiğini fark ettim. Bu beni daha da iyi hissettirdi ve inşaAllah bana karşı kullandıkları her kelime için hesap gününde ödüllendirileceğimi fark ettim.

İslam’a döndükten sonra tecrübe ettiğin en güzel his neydi?

En güzel his hayatın anlamını anlamak oldu. Gerçekten sabrın ne demek olduğunu, Allah için sevmenin ne olduğunu anladım. İslam hakkında bilgi edinmeyi, öğrenmeyi çok seviyorum bu yüzden ne zaman bir şey okusam ya da öğrensem en güzel şey oluyor. İslam hakkında bilgiye sahip olmak (ilim öğrenmek) en çok sevdiğim şey.

Sana göre İslam hakkındaki en güzel şey nedir?

Hindu bir ailede doğmuştum ve ne zaman diğer Hindu olan ailelerle bir araya gelinse bir yaratıcı hiçbir zaman konuşma konusu olmazdı, etrafımdaki herkesin zengin olmasına rağmen hem de. Hiç kimsenin hayatında sahip olduğu her şey için şükretme düşüncesi olmazdı. Müslümanlarla tanıştığımda her şeye Bismillah ile başlıyorlar, hayatlarında sahip oldukları şeyler için hep Elhamdülillah diyorlardı, istedikleri şeylere sahip olamasalar bile hem de. İltifat ettiklerinde maşaAllah, umut ettiklerinde inşaAllah diyorlardı. Müslümanlar her zaman Allah’ı hatırlıyorlardı ve ben Müslüman değilken İslam hakkında en çok sevdiğim şey buydu. Hatta şimdi bile öyle. Ve Müslümanlar birbiriyle karşılaştığında selam veriyorlardı karşılarındaki insanı tanımasalar bile! Bunu çok seviyorum.

Aynı zamanda Müslüman değilken ezan duymayı seviyordum; haydi namaza haydi kurtuluşa anlamına gelen Hayaalas salah, hayaalas falah’ı duymayı seviyordum. Bu da İslam hakkında sevdiğim ilk şeylerden bir tanesiydi.

İlk şehadet getirdiğinde ne hissettin?

Vallahi çok çok ama çok harika ve iyi hissettim. Huzurlu hissettim. Hayatımdaki her şey mükemmelmiş gibi hissettim. Bir inanmayan olarak yaşamak çok zor; dönebileceğin kimsen yok, gidebileceğin kimsen yok, yaşamak için bir umudun ve motivasyonun yok gerçek anlamda. Allah’a inanmak bana huzuru ve hayatımda istediğim şeyi verdi. Bir inanan bu hayatın imtihan olduğunu ve Rabbinden ödülünü bekleyerek sabırla dayanması gerektiğini bilir. Halbuki iman etmeyen birinin bunun gibi bir motivasyonu yoktur hayatta ve ben de onlardan biriydim. Kaybolmuş hissediyordum. Her şey için elhamdülillah. Bugün her şeyden, herkesten İslam için vazgeçebilirim. İyi yada kötü yaşadığım sahip olduğum her şey için Allah’a hamd olsun. Elhamdulillah.

Aişe Fatıma’ya en fazla etkilendiğin ve videolarını izlediğin hatip kimdir diye sorduk. Tahmin edeceğiniz gibi Hinduların ve Ateistlerin korkulu rüyası “Dr. Zakir Naik” ismini verdi. 🙂

Röportaj: Elif Nisa / Genç Müslümanlar

 

Yazar
Elif Nisa | Site Yazarı | Diğer yazıları için tıklayın.

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here