ŞEHİD ALİM ABDULLAH AZZAM (24 KASIM 1989)

 

Ey islam davetçileri; ölüm tutkunu olunuz ki size hayat bağışlansın… Okuduğunuz kitaplar, devam ettiğiniz nafilelr sakın sizi aldatmasın!”

1941 Yılında Filistin’nin Siletül Harisiye kasabasında doğdu. Burada ki ilk ve orta öğretiminden sonra 1966′da Şam Üniversitesi Şeriat fakültesini bitirdi. 1967 de Amman da öğretmenlik yaparken Batı Şeria ve Mescid-i Aksa’nın yahudilerin geçmesi üzerine Müslüman Kardeşler’in mücahid birliklerine katıldı. İlimsiz Ciahad olmayacağını düşünerek, başladığı doktorasını 1973 de Kahire’de Usul-u fıkıh dalında başarıyla bitirdi. 1973 – 80 arası Ürdün Şeriat Fakültesinde öğretim üyesi olarak bulundu.

Ürdün’den askeri yargıtay kararıyla sürülünce 1981 de Cidde Kral Abdulaziz Üniversitesinde çalışmaya başladı. Burada istediği ortamı bulmayan Abbadullah Azzam İslamabad’ da ki Uluslararası İslam Üniversitesi’nde ders verirken aynı zamanda yeni başalyan Afagan Cihadı ile yakından ilgileniyordu. bir müddet sonra Üniversitede ki görevini tamamen bırakarak Peşaver’e taşındı.

Şehadetine kadar tüm ömrünü kah cephede savaşarak, Kah arap ülkelerinden gelen gençlerin eğitim kamplarında, kah muhacirlerin kamplarında geçirdi. Beytül ensar adıyla ( Sonra Hidemat ) açtığı büroda Arap ülkelerinden gelen gençleri ve yardımları organize ediyordu. mücahidlere yardım, mücahid keravanlarının cephane taşımak için kiraladıkların hayvanların kirası ve yol erzak almalrı için maddi destek olma, arap ülkerinden gelen gençleri kamplarda hızlı bir eğitimden geçirdikten sonra fiili cihada yollama, mücahidlerin ve muhacirlerin islami eğitimi gayret gösterme dergi ve kasetlerle afagan cihadını tanıma yanında yazdığı eserlerle ( Cihad fıkhı, Afgan cihadında Rahmanın ayetleri, İslam ve insanlığın geleceği, müslüman Hlakın Cihadı) ümmete büyük hizmet etmiş bir alimdi.

Abdullah Azzam, 24 kasımcuma günü her zaman namaz kıldığı “Seb’u’l-Leyle Camii’n gitmek üzre evinden çıktı. Amacı Cuma Hutbesini okumak ve Cuma namazını kıldırmaktı. İki oğlu Muhammed ve İbrahim ile birlikte arabasına doğru yaklaştı. Arabaya yaklaştıkyan kısabbir süre sonra çok büyük bir patlama duyuldu.

20 kilo ağırlığında ki TNT’nin uzaktan kumandalı olarak patlatılmasıyla araba anında parçalandı.

Abadullah Azzam, oğlu Muhammed ve İbrahim’le birlikte şehid oldu.

Cenazeye coşkulu kalabalılar katıldı. Ve cenaze namazını Sayyaf kıldırdı.

Meydana gelen büyük patlamayla, araba paramparça olmuştu. Patlamanın olduğu nokta derin bir çukura dönüştü. Olay yerine yakın olan elektrik hatları koptu.

********

ŞEHİD ABDULLAH AZZAM’IN VASİYETİ

Yüce ALLAH’ın Rahmetine muhtaç ALLAH’ın kulu Abdullah Yusuf Azzam’ın vasiyetidir.

Kahraman komutan Celaleddin Hakkani’nin evinde ve 1406 Şaban ayının 12. günü (20 Nisan 1986) Pazartesi ikindi vaktinde şu sözleri yazıyorum:

Hamd yalnız ALLAH’ındır. Ona hamd eder ondan yardım diler, mağfiretini isteriz. Nefislerimizin şerlerinden ALLAH’a sığınırız. Her kime hidayet verirse onu saptıracak yoktur. Her kimi saptırırsa ona da hidayet verecek yoktur. Şehadet ederim ki, ALLAH’tan başka hiç bir ilah yoktur. O bir ve tektir. Onun ortağı yoktur. Ve şehadet ederim ki, Muhammed ALLAH’ın kulu ve Rasulüdür.

ALLAH’ım senin kolay kıldığından başka kolay yoktur. Ve sen dileyecek olursan zoru da kolaylaştırırsın. Bu günden kolaylık gününe kadar cihadın nihai şer-i hükümlerini ifade eden muhkem ayetleriyle Tevbe suresi bütün kalbimi acılarla doldurmakta, ruhumu kederlerle parçalamaktadır. Çünkü biz Tevbe suresini okuduğumuzda, hepimizin ALLAH (cc) yolunda savaşa karşı kusurlu olduğumuzu görüyoruz.

Kendisinden önce nazil olmuş, cihad ile ilgili yaklaşık 120 veya 140 ayeti nesheder (kılıç ayeti) ALLAH yolunda savaş ayetlerini oyuncak edinmek isteyen veya bu muhkem ayetleri te’vil ile veyahut da delaleti kesin, sübutu kesin zahirinden başka, yorumlara çekmeye cesaret gösteren herkese kesin bir cevaptır. Kılıç ayeti ise: “Onlar sizinle topluca nasıl savaşıyorlarsa, siz de onlarla öylece savaşınız ve biliniz ki ALLAH takva sahipleriyle beraberdir. ” Ayetiyle: “Haram aylar çıktıktan sonra, müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz. Onları yakalayınız, onları muhasara altına alınız. Her yol başını onlara karşı tutunuz. Şayet tövbe eder, namazı kılar, zekatı verirlerse o zaman onları serbest bırakınız. Şüphesiz ki ALLAH Gafurdur, Rahimdir.” (Tevbe 5)

ALLAH yolunda savaşa çıkmamak konusunda nefse gerekçeler bulmak, nefsin kendisini uyuşturacak, bir takım gerekçeler bularak ALLAH yolunda savaşmayıp, evinde oturmaya razı olması bir oyun bir oyuncak edinmektir. Daha doğrusu ALLAH’ın dini ile oynamak, onu oyuncak edinmek demektir. Bizler Kur’an nassıyla bu gibi kimselerden de yüz çevirmekle emr olunmuş bulunuyoruz. “Dinlerini oyun ve eğlence edinmiş, dünya hayatının kendilerini aldattığı kimseleri bir kenara bırakın”

Cihad için gerekli hazırlıkları yapmaksızın geleceğe dair umutları gerekçe göstermek, zirvelere ulaşmayı ve oralara yükselmeyi, arzulayan küçük nefislerin yapacağı işlerdendir.

Mescid-i Haramda mucavirlik yapmak ve onu imar etmek dahi ALLAH yolunda cihad etmekle kıyas edilemez. “Sizler hacılara su vermeyi, Mescid-i Haram’ı imar etmeyi ALLAH’a ve Ahiret gününe iman edip, ALLAH yolunda cihad eden kimselerin işiyle bir mi saydınız? ALLAH katında bunlar eşit değildir. ALLAH zalimler topluluğunu hakka iletmez. İman eden hicret eden, mallarıyla canlarıyla, ALLAH yolunda cihad edenlerin dereceleri ALLAH katında en üstündür. İşte kurtarıcı onlardır. Rableri onlara kendi tarafından bir rıza, bir rahmet bir müjde verir. Onlara, içinde ebedi nimetler de bulunan cennetleri de müjdeler. Orada ebedi kalırlar. ALLAH’ın katında büyük bir ecir vardır.” (Tevbe 19-22) ayetleri Müslim’in sahihinde belirtildiğine göre Ashab-ı Kiram’ın imandan sonra hangi amelin daha faziletli olduğu konusunda ihtilaf etmesi üzerine nazil olmuştur. Onlardan birisi Mescid-i Haram’ın imar edilmesi diğeri hacılara su verilmesi, üçüncüsü de ALLAH yolunda cihad edilmesidir, demesi üzerine inmiştir.

Bu ayet-i kerimeler, ALLAH yolunda cihadın Mescid-i Haram’ın imar edilmesinden, daha büyük bir iş olduğu meselesinde açık birer nastır. Özellikle nüzul sebebi bu mesele hakkında Ashab-ı Kiram’ın ihtilaf etmelerine sebep olmuştur. Nüzul sebebinin şekline misal tahsis edilmesi veya te’vil edilmesi de caiz değildir. Çünkü bu ayetlerin manaları nas olarak kesindir. Hudey bin İyaz’a şu beyitleri yazıp gönderen Abdullah bin el Mubarek’e ALLAH rahmet eylesin:

“Ey Haremeyn’de ibadet eden kişi. Bizleri görsen keşke,

O zaman ibadetle oynadığını kendin görürsün.

Akıttığı yaşlarla, ey yanaklarını süsleyen kişi,

Bizim boyunlarımızı kanlarımız süslüyor.”

Fakih ve muhaddis Abdullah İbni Mübarek’in söylediklerini gördünüz. Müslümanların kutsal ve saygı gösterilmesi gereken değerlerinin ayaklar altına alındığı, namusların payimal edildiği, ALLAH’ın dininin kökünden yer yüzünden silinmek istendiği bir zamanda böyle bir ibadeti o , ALLAH’ın dini oyuncak edinmek olarak görmektedir.

Evet, yeryüzünde Müslümanlar boğazlanırken buna ses çıkarmayıp, sadece “la havle” ve ” innalillah” deyip uzaktan uzağa bizi bu gibi kimselerin problemlerine yaklaştırmaya bir adım dahi itmeden, bunları yapmamız, gerçekten ALLAH’ın diniyle oynamaktır. Bizi aldatan nefsimizin uzayıp giden duyguların bizleri gıdıklamasından başka bir şey değildir.

Müslüman kadınlar saldırgan düşmanın elinde olunca, Ben “Müslüman topraklarını savunmak Farz-ı Ayınlardan da önemlidir” adlı eserimde yazdığım gibi, Benden daha önce, Şeyhu’l İslam İbni Teymiyenin kaydettiği, şu görüşü paylaşıyorum. Din, ve dünyayı ifsad eden saldırgan düşmanı ber taraf etmek kadar, imandan sonra kuvvetli hiç bir farz yoktur.

Yani ben Allahu Alem bu gün için, ALLAH yolunda savaşmayı terk eden kimse ile, namazı orucu ve zekatı terk eden kimse arasında hiç bir fark görmüyorum. Şu anda bütün yeryüzü halkının hep birlikte, önce Alemlerin Rabbi huzurunda sonra da tarihinin önünde, büyük sorumlulukla karşı karşıya oldukları görüşündeyim. İster davet, ister teklif, ister eğitim ve ister başka bir şey olsun, hiç bir şeyin cihadı terk etmenin sorumluluğundan kurtaramayacağı görüşündeyim. Ben bugün yer yüzünde her müslümanın boynunda, ALLAH yolunda savaşmak, yani cihadı terk etmemek sorumluluğunu taşıdığı kanaatindeyim.

Bu konuda kendisini mazur gösterecek her hangi bir illeti olmaksızın elinde tüfek bulunmadan Allahu Teala’ya kavuşan her kesin ALLAH’la günahkar olarak karşılaşacağını görüyorum. Çünkü o savaşı terk etmiş bulunmaktadır. Şu anda savaşmak ise, Farz-ı Ayındır. Yeryüzünde bulunan bütün müslümanlara Farzı Ayındır. ALLAH’ın mazur gördüğü kimseler müstesna. Farzı terk etmek ise günahtır. Çünkü farz işleyenin sevap aldığı, terk edenin ise hesaba çekildiği işlerdir.

Ben şu kanaatteyim. Cihadı terk etmeleri sebebiyle ALLAH huzurunda bağışlanabilecekler Allahu Alem şunlardır: Kör, topal, hasta, erkek, kadın ve çocuklar arasında mustazaf olup, cihad için bir çare ve bir yol bulamayan, yani savaşın fiilen cereyan ettiği yere gidemeyen, ve buraya giden yollan bilemeyen kimselerdir.

Savaş ister Filistin’de, ister Afganistan’da, isterse de kâfirlerin çiğnediği ve pislikleriyle kirlettiği her hangi bir bölgede olsun, savaşmayı terk ettikleri için tüm Müslümanlar günahkârdır.

Ben bu gün ALLAH yolunda savaşmak ve savaşa çıkmak için, hiç bir kimsenin izin yetkisi olmadığı görüşündeyim. Baba’nın çocuğuna izin vermesi, kocanın hanımına izin vermesi, borçlunun alacaklısına izin vermesi, hocanın öğrencisine izin vermesi, amirin memuruna izin vermesi gerekmez.

Bütün tarih dönemlerinde ümmetin bütün âlimlerinin icmaı budur. Böyle bir durumda, “Çocuk babasının izni olmadan, hanım kocasının izni olmadan savaşa çıkar” Bu konu ile ilgili olarak kim mugalâta yapmaya çalışırsa haksızlık etmiş, zulmetmiş, ALLAH’tan kendisine gelmiş bir hidayet olmaksızın hevasına tabi olmuş demektir.

Üstü kapalı hiç bir tarafı olmayan sulandırılmasına imkân olmayan ve hiç bir kimsenin, bunu oyuncak edinmesine veya te’vil etmesine imkan bulunmayan gayet açık ve net bir meseledir ve ceza beklemektedir.

Artık ey Müslümanlar sizin hayatınız cihaddır. Hedefiniz cihaddır. Var oluşunuz akıbetiniz cihad ile alakalıdır. Ey davetçiler, sizler silahlarınızı omuzlamadıkça, Tağutların mülkünü, kâfir ve zalimlerin mülkünü darmadağın etmedikçe, sizin hiç bir değeriniz yoktur. Cihadsız, savaşsız, kansız, sakatsız, ALLAH’ın dininin muzaffer olacağını zanneden kimseler bu dinin tabiatını idrak etmeyen kimselerdir. Onlar vehme kapılmışlardır. Davetçilerin heybeti, davetin şevketi ve Müslümanların izzeti savaşsız olamaz.

“ALLAH düşmanlarınızın kalplerinden, sizin heybetinizi çekip alacak, ALLAH kalplerinize vehen bırakacaktır. “Vehen nedir Ey ALLAH’ın Rasulü” diye soran Ashab’a: “Dünya sevgisi ve ölüm tiksintisidir” diye buyurur. Başka bir rivayette ise: “Savaş tiksintisidir” diye cevap vermiştir. “Sen ALLAH yolunda savaş, (Kimse seninle beraber savaşmazsa) yalnızca sen savaşla mükellefsin. Mü’minleri de savaşa teşvik et, ALLAH daha güçlü, cezası daha çetin olandır”

Savaş olmadığı takdirde şirk her tarafı kuşatacak ve egemen olacaktır. “Fitne yeryüzünden kalkıncaya, ve din bütünüyle, ALLAH’ın oluncaya kadar, kâfirlerle savaşın” Fitne ise şirktir. Yeryüzünün felah bulmasının biricik teminatı cihaddır: “Eğer ALLAH insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla bertaraf etmeyecek olsaydı manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde ALLAH’ın adının çokça zikredildiği mescidler harab olur giderdi.”

Ey İslam davetçileri: Ölüm tutkunu olunuz ki size hayat bağışlansın. Sakın emeller sizleri aldatmasın, aldatıcılar ALLAH ile sizleri aldatmasın. Okuduğunuz kitaplar, devam ettiğiniz nafileler, sakın sizi aldatmasın, büyük işlerden yana sizleri rahatlatan, basit işlerle uğraşmaya kalkışmayın. “Siz silahsız olanın kendinizin olmasını istersiniz….” Cihad konusunda hiç kimseye itaat etmeyiniz. Cihada çağırmak konusunda, bir komutanın iznine itibar etmeyiniz. Cihad sizin davetinizin direğidir. Dininizin kalesidir. Şeriatınızın kalkanıdır.

Ey İslam alimleri şu Rabbine dönen nesle komutan olmak için öne geçiniz. Bundan geri dönmeyiniz. Dünyaya meyletmeyiniz. Tağutların sofralarından uzak durunuz. Çünkü bu sofralar kalpleri karartır. Kalpleri öldürür. Sizleri bu hayırlı nesilden uzak tutar. Onların kalpleriyle aranızda engel teşkil eder.

Ey müslümanlar uykunuz çok uzun sürdü. Bağiler azgınlar sizin topraklarınızın her tarafına üşüştüler. Şairin şu beyitleri ne anlamlıdır:

“Zillet içinde uzundur uyuduğumuz

Nerde arslanca haykırışlar

Azgınlar çetesi kartal kesildi.

Bizse, zincire boyun bükmedeyiz, hor, hakir

Yoksa demirin ona vurulması değildir.

Ne zaman bu zincirlere kıyam edeceğiz?

Ne zaman kıyam edeceğiz bu zincirlere?

Müslüman kadınlar sakın rahat ve lüks düşkünü olmayınız. Çünkü rahat ve lüks cihadın düşmanıdır. Çünkü o rahat ve lüks beşerin ruhunu telef eder. Temel ihtiyaçlarınızdan fazla şeylerden uzak durunuz. Zaruri şeylerle yetininiz. Çocuklarınızı ağır şartlara, yiğitliğe, kahramanlığa ve cihada alıştırınız. Bu esaslar üzere eğitiniz. Evleriniz arslan yuvalarını andırsın. Tağutlar tarafından boğazlansın diye, yiyip semiren tavukların kümesi olmasın. Çocuklarımızın kalbine cihad sevgisini, cihad tohumlarım ekiniz. Yiğitlerin meydanlarında at koşturmak, savaş alanlarında at koşturmak arzularını, aşkını yerleştiriniz.

Müslümanların problemlerini yaşayınız. Haftada en az bir gün muhacirlerin mücahidlerin hayatlarına benzeyen bir gününüz olsun. O gün kuru bir ekmek ve buna bir kaç damlayı geçmeyen azıcık çayı katık yapın.

Ey İslam yavruları, bombaların nameleri, topların gürültüleri, uçakların uğultuları, tank sesleri, eğitiminizin nağmeleri olsun. Dünyanın rahat ve huzuru içerisinde yaşayan, lüks hayat süren ve mideleri şişkin kimselerin nağmeleri ve yatakları sizin büyüyüp gelişeceğiniz yerler olmamalıdır.

Ve sen Ey müslüman hanım, sana anlatmak istediklerim çok pek çoktur. Muhammed’in annesi, ALLAH bana ve müslümanlara yaptığı hizmetlerin karşılığını en güzel şekilde versin. Uzun süre benim sıkıntılarıma dem katar. Hoş, hanım arkadaşlarınla oturup, kalkıp, dünya imkanlarından çokça yararlanmayıp, dünya ehlinden ve dünya gösterişinden uzak durmak kalplere rahat ve huzur verir. ALLAH’tan dilerim ki, dünya hayatında bizi bir arada bulundurduğu gibi fırdevste de bizi bir araya getirsin.

Size gelince oğullarım, sizler ancak az bir süre benimle olabildiniz. Sizin terbiyenizle ancak çok az bir süre ilgilenebildim. Evet sizinle ilgilenemedim. Ancak, ne yapabilirim ki. müslümanların başına gelen bu musibetler, süt emziren anneye yavrusunu unutturdu. İslam ümmetinin karşı karşıya kaldığı dehşetli haller, küçücük çocukların bile perçemlerini ağartacak durumdadır. ALLAH’a yemin ederim tavuğun civcivleriyle yaşadığı gibi yaşamanızı tavsiye ediyorum. Büyük kardeşiniz Muhammed’e itaat ediniz. Ona saygı gösteriniz. Birbirinizi seviniz. Büyük anneniz ve büyük babanıza iyi davranınız. Onlara çokça ikram ediniz. İki halanız Faizin ve Muhammed’in annelerine de iyilik yapınız. Çünkü ALLAH’tan sonra onların benim üzerimde çok hakları vardır. Akrabalarınıza iyi davranınız, ailelerinize iyilik yapınız. Bizimle arkadaşlığı olan kimselere arkadaşlık haklarını yerine getiriniz.

Cihad hiziplerine gelince; Sayyaf, Hikmetyar, Rabbani ve Halis’e önem veriniz. Çünkü bizler onların bu cihad çizgisine devam edeceklerini, sapmaktan koruyacaklarım ümit ediyoruz.

Özellikle, Celaleddin, Ahmet Şah Mes’ud, Mühendis Beşir, Sefiyullah Efzeri, Mevlevi Aslan, Ferit ve Muhammed Alem, Sir Alem, Mağlen, Seyyid Muhammed Hanif, Embukez gibi dahildeki komutanları da unutmayınız.

ALLAH’ım Seni bütün eksikliklerden tenzih ederim. Sana hamdederim. Senden başka hiç bir ilah olmadığına şahitlik ederim. Senden mağfiret ister ve Sana tevbe ederim.kafesimin içerisinde sizinle yaşamaya tahammül edemedim.

Hizmet ve sıkıntı ateşi, müslümanların kalplerini yakarken ben serinkanlılıkla hayat süremezdim. Müslümanların başına gelen haller her kesin kalbim veya azıcık aklı bulunan herkesi ızdıraptan paramparça ederken uzun süre sizinle kalamadım.

Türlü nimetler içerisinde sizin aranızda önüme bir kab konulup bir başka kabın kaldırılır vaziyette etlerin ve çeşitli tatlıların doldurduğu tabaklara el uzatarak yaşayamadım. Bu insafa sığmazdı. ALLAH’a yemin ederim, hayatım boyunca elbise, yiyecek veya mesken olsun, her şeyin lüksünden nefret ettim. Elimden geldiğince sizleri zahidlerin makamına yükseltmeye ve refah içerisinde yaşayan kimselerin bataklıklarından daha yukarıya çıkarmaya gayret ettim.

Size selef akidesini, ehlisünnet vel Cemaat akidesini tavsiye ediyorum. Ona sanlınız. Sakın aşırılıklara kaçmayın. Kur’an’ı Kerim’i okuyunuz, ezberleyiniz. Dilinizi muhafaza ediniz. Çok namaz kılınız. Çok oruç tutunuz. Hoş ve güzel şekilde arkadaşlık ediniz. Fakat şunu biliniz ki, hareketin emirinin sizi cihaddan menetmeye veya hatta kahramanlık alanlarından, binicilik meydanlarından sizleri uzaklaştırmaya ve davet etmek noktasında geri koymaya, sizleri süslemeye eğlenmeye teşvik etmeye, sizi cihaddan engellemeye yetkisi yoktur. ALLAH yolunda cihad etmek için hiç kimseden izin almayınız. Atıcılığı ve biniciliği öğreniniz, devam ediniz. Bununla birlikte atıcılık yapmanız, binicilik yapmanızdan daha sevimlidir.

Yavrularım, annenize itaat etmenizi, kız kardeşlerinize (Um Hasan ve Um Yahya’ya) saygı göstermenizi tavsiye ediyorum. Şer’i ve faydalı ilimlerle uğraşmanızı tavsiye ediyorum. Büyük kardeşiniz Muhammed’e itaat ediniz.Ona saygı gösteriniz birbirinizi seviniz.Büyük anneniz ve büyük babanıza iyi davranınız.Onlara çokça ikram ediniz.İki halanız Faizin ve Muhammed’in annelerine de iyilik yapınız.Çünkü ALLAH’tan sonra onların benim üzerimde çok hakları vardır.Akrabalarınıza iyi davranınız,ailelerinize iyilik yapınız.Bizimle arkadaşlığı olan kimselere arkadaşlık haklarını yerine getiriniz.

ALLAH’ım seni bütün eksik ve noksan sıfatlardan tenzih ederim. Sana hamdederim.Senden başka hiçbir ilah olmadığına şahitlik ederim.Senden mağfiret ister ve Sana tevbe ederim.

Şeyh Abdullah Azzam’ın Türkçe kitaplarını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz…

Cihad Dersleri
Cihad Ahkamı
Hakimiyet Mefhumu
İslam Akidesi
Müslüman Halkın Cİhadı
Savunma Cihadı
Kayıp Minare (Yeni)

HEPSİNİ İNDİR

 

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here