KULLUĞUN ZİRVESİ:

İHSAN

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Göklerin, yerin ve tüm kâinatın sahibi, kendisinden başka tapılacak, kanunlarına uyulacak ilahlar olmayan tek ilaha, şanı yüce Rabbimize, zatına ve azametine layık övgüler şükürler olsun!

İnsanları şirkten tevhide, karanlıklardan aydınlığa, zulümlerden adalete, tutsaklıktan özgürlüğe ve şanı yüce Allah’a giden yolda rehber olan efendimiz Muhammed’e, temiz ailesine, seçkin sahabeye ve kıyamete dek onları takip edecek olan salihlere, alimlere, şehitlere, malları ve canları ile cihad eden tüm Müslümanlara selam olsun!

İhsan; iyilik etme, güzel davranma, ikram etme, lütuf, bağış, güzellik, uygunluk, güzel olan şeyi en güzel şekilde yapmak demektir. İhsan, başkasına nimet sunmak, iş ve fiillerinde güzel davranmak veya gerekenden fazla verip, gereğinden azını almaktır.

Sözlük manalarını verdiğimiz bu kelimeden şu anlamları çıkarabiliriz:

1. İhsanın hemcinsine veya diğer bütün mahlukata karşılıksız iyilik etmesidir. Allah’ın yarattığı bütün varlıklara iyilik ettiği gibi.

2. Bir şeyi tam, mükemmel ve güzel yapmak. Buradaki kasıt iyi ve güzel olan şeyi en güzel şekilde yapmaktır. Peki iyilik ve kötülük nedir? Bu soruyu soran sahabiye Resulullah (sav) şu cevabı vermiştir: “İyilik ahlak güzelliğidir. Günah (kötülük) ise kalbini tırmalayan ve başkalarının haberdar olmasından hoşlanmadığın şeydir.” Dolayısı ile kötü olan bir işin güzelce yapılmasına “ihsan” denmez. Hırsızlığı ustaca yapmak, rüşveti kitabına uydurarak almak gibi.

3. İhlas, murakabe ve itaat içinde olmak.

İhsan ahlakının iki yönü vardır: birincisi, başkasına iyilik etmek, nimet kazandırmak, yardımcı olmak ve bütün bunları güzellikle yapmaktır. İhsan, kötülük edene de iyilikle karşılık vermektir. İhsan, bu yönüyle toplumun olgunlaşmasını ve güzelleşmesini hedefler. İyilik ve infak gibi anlamlar bunu gösterir. Kur’an-ı Kerim’de ihsan kavramının geçtiği birkaç ayeti hatırlayalım. ”Malınızı ve canınızı Allah yolunda harcayın da, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Çünkü cimrilik eder de, zalimlere karşı yapılan mücadeleyi malınızla ve canınızla desteklemezseniz, hem bu dünyada hem de ahirette zillet ve perişanlığa mahkum olursunuz. Bu yüzden, asla cihadı terk etmeyin ve hep ihsanda (iyiliklerde) bulunun, Allah Muhsinleri sever.” (2/ Bakara, 195)

“O takva sahipleri ki, hem bollukta, hem de darlık zamanında, servetlerinden bir kısmını Allah için harcarlar; kızdıkları zaman öfkelerine hakim olurlar ve kendilerine karşı kusurlu davranan insanları bağışlarlar. Allah’da, ihsan sahibi iyilik eden böyle dürüst ve fedakâr kimdeleri sever.” (3/ Ali İmran. 134)

Bazı ayetlerde ise tek olan Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi şirk koşmama emrinden sonra, ana babaya itaat etmek ve onlara ihsanda bulunma emrinin geldiği görülmektedir.

“Rabb’in, yalnızca kendisine kulluk etmenizi ve ana babanıza iyi davranmanızı emrediyor. Onlardan biri yahut her ikisi sana sığınır da senin yanında ihtiyarlık çağına erişirlerse, onlara karşı son derece saygılı davran, hizmet ve hürmette kusur etme. Değil kötü bir söz söylemek, onlara “öf!” bile deme, hele onları sakın azarlama, tam tersine, onlara saygı ve sevgi dolu, gönül alıcı tatlı sözler söyle.” (17/İsra 23)

Bu ayetten, ana babaya iyilik ve ihsanda bulunmanın farz olduğu anlaşılmaktadır. Bunu destekleyen başka bir ayet-i kelimede şöyle buyruluyor:
“De ki, gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi şirk/ortak koşmayın. Ana babaya ihsan/iyilik edin…” (6/ Enam 151) Burada Allah, ana babaya itaati terk etmenin kötülüğünü beyan için haram kılınanlar arasında zikretti. O halde ana babaya ihsan/iyilik farz, terki haramdır. Ana baba, -Allah korusun- müşrik de olsalar, onlara ihsanda bulunmak dinin emridir.

İhsan ahlakı, adaletten daha kapsamlı bir güzel huydur. Çünkü adalet anlayışında, karşıdakinin hakkını vermek varken, ihsanda ise daha fazlasını vermek, daha güzeli ile karşılıkta bulunmak anlayışı vardır.

“Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı/iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (16/Nahl 90)

İhsan ahlakının ikinci yönü de; amelde ihsan, yani bir şeyi güzel bir bilgi ile bilmek (mesela Allah’ı ve Rasulünü tanımak) veya bir şeyi güzel bir amelle yapmak. İhsan güzeli, tam ve güzel bir şekilde yapmaktır.

Mü’min, ihsan sahibi olmasının karşılığını yine ilahi ihsan olarak Rabbinden bekler.

“İhsanın/iyiliğin karşılığı ihsandan/iyilikten başka ne olabilir ki?” (55/Rahman 60)

İhsanın bir diğer anlamı da murakabedir. Bu da Cibril hadisinde geçer ve kişisel olgunluğu hedefler.

Cibril hadisi: Abdullah bin Ömer (r.anhüma), babasından rivâyet ederek şöyle demiştir: “Bana babam Ömer ibnü’l-Hattâb rivayet ederek şöyle dedi: “Bir gün Rasulullah (s.a.s.)’ın yanında bulunduğumuz bir sırada âniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor; bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğruca Peygamber (s.a.s.)’in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve:
-Yâ Muhammed! Bana İslâm’ın ne olduğunu haber ver! dedi. Rasulullah (s.a.s.):
-İslâm; Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve yol (külfetleri) cihetine gücün yeterse Beyt’i haccetmendir.” buyurdu. O zât:
-Doğru söyledin!’ dedi. Babam dedi ki: Biz buna hayret ettik. (Zira) hem soruyor, hem de tasdik ediyordu.
-Bana imandan haber ver!’ dedi. Rasulullah (s.a.s.):
-İman; Allah’a ve Allah’ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe iman etmen, bir de kadere; hayrına şerrine inanmandır.” buyurdu. O zât (yine):
-Doğru söyledin!’ dedi. (Bu sefer:)
-Bana ihsândan haber ver!’ dedi. Rasulullah (s.a.s.):
-Allah’a O’nu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni muhakkak görür.” Sonunda Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “O Cibril’di; size dininizi öğretmeye gelmişti.”

İbn Dakik el-id şöyle der: Bu zahiri (görünen) ve batıni (görünmeyen) amellerin bütün görevlerini içeren önemli bir hadistir. Bütün din ilimlerinin kaynağı odur. Kur’anın manalarını toplayıp bir araya getirdiği için bu hadis, “Sünnetin Anası” gibidir. Bundan dolayı Peygamber (sav) hadisin sonunda: “Bu Cebrail idi. Size dininizi öğretmek için geldi.” Diye buyurmuştur. Rasulullah’a (sav) sorulan ve onun ağzından cevaplandırılan bu konu, ”Din”idi. Demek ki dinin üç bölümü varmış. Bir adamın dininin tamam olabilmesi için, onun dininin bu üç bölümünün tamam olması gerekiyor. Peki nedir bu üç temel bölüm? İslam, iman ve ihsan… Siz buna 3İ kuralı da diyebilirsiniz.

Bu hadiste Allah’ın Rasulü bize ihsanı “Allah’ı görüyormuşçasına O’na kulluk etmektir.” diye açıklar. İhsan, kişinin yaptığını Allah huzurunda, Allah kontrolünde yapma şuuru içinde olmasıdır. Dolayısı ile yaptıklarının tümünü; ki besmele ile yapabildiği her iş ibadet hükmündedir, Allah’a layık olarak yapmaya, en güzel şekilde yapmaya çalışır.

Mesela namazı ikame ederken Allah huzurunda olduğunuzu bilerek, sadece Allah adına, Allah istediği için, Allah’a layık olarak, huşu içerisinde ikame ederseniz ihsan sahibi (Muhsinsiniz) demektir. Böyle kılınan bir namazda ve namazdan gafil olunmaz. Bu namaz sizi kötülüklerden alıkoyar.

İlim öğrenen bir kişi, ilim öğrenirken de diploma, doktora, makam, mevki, kitap yazma, para kazanma, bilir desinler adına değil sadece Allah adına, Allah emretti, iyi bir Müslüman olayım diye, Allah’ın onu gördüğü şuuru içinde ona layık olarak icra ederse bu amelin muhsini olur.

Veya emr-i bil-maruf (iyiliği emredip kötülüğü engelleme) yapman, Allah’ın kullarına Allah’ın dinini duyurman, Allah’ın kullarını haramlardan, günahlardan uzaklaştırman ve onları cennete kazandırman gerektiğine inandın, inandığın bu görevi hemen uygulamaya koyup çevrene dini duyurma çabasına girdin. Ve bu işi yaparken de hiçbir beklenti sebebi ile değil sadece Allah rızası, Allah’a layık olsun diye ve Allah beni görüyor diye yaparsan işte bu amelin hem mü’mini hem müslümanı hem de muhsini olursun. Davet çalışmalarında gözden kaçırılmaması gereken husus verilen sorumluluklarda ve görevlerde; hocaya, abiye, emire verilecek hesaptan önce Allah’a verilecek hesap düşünülmeli. Görevlerimizi her zaman Allah bizi görüyor şuuru ile yapmalı, savsaklamamalıyız. Örneğin verilebilecek bir derse veya sohbete çalışılarak, kafa yorarak gidilmeli. Daha kaliteli nasıl anlatabilirim, hangi materyalleri kullanabilirim diye düşünülmeli.

Yapılan her amelde ihsan sahibi olmak durumunda ve zorunluluğundayız.

Rabbim bizleri muhsin kullarından eylesin. Sürekli olarak Rabbimizin bizleri murakabe ettiğinin şuurunda yaşamayı nasip etsin. Selam ve dua ile.

Mustafa Doğan

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here