Gazeteler telefon açıp soruyor, televizyonlar görüş bildirmemizi istiyor. Safer Ayı uğursuz mudur, bela ayı mıdır?

Duyanlar da önemli bir olayın bulunduğunu sanacaklar. Önce ciddiye almadım ve cevap verme gereği duymadım. Sonra baktım ki, koca koca insanlar konuyla ilgileniyorlar. Demek ki, işin esasını bilmeyenler var. O halde birkaç kelam etmeliyiz dedim.

Evet, mesele ciddi bir mesele değil ama oluşturulan edebiyat ciddi sorunlar doğuruyor. Aklıma hemen şu deyim geldi: Bir deli bir kuyuya bir taş atar, kırk akıllı onu çıkarmaya çalışır. Ama attıktan sonra artık bu delidir deyip geçemezsiniz, taşı çıkarmak zorundasınız.

Önce prensibimizi belirleyelim:

İslam’ın asıl bilgi kaynağı vahiydir, yani Kur’an-ı Kerim’dir.

Sünnet, yani Hz. Peygamber’in sözleri, fiilleri ve onayları Kur’an-ı Kerim’in yanlışsız uygulanmasından ibarettir, Müslümanların vahyi doğru anlayabilmelerinin garantisidir. Onu bilmeden vahyi anlayamazsınız.

Hadis ise, sünnetin sözlü olan kısmıdır.

Ve Sünnet bize çok ciddi ilmi çabalarla intikal ettirilmiştir, Müslümanlar bu konuda başka hiçbir millete nasip olmayan muhteşem bir ilim ortaya koymuşlardır. İsnad ilmini geliştirmişlerdir.

Bununla birlikte bazen bilmeden bazen de kasıtlı olarak Efendimiz adına hadisler uydurulmuş, aslı olmayan kıssalar anlatılmış ve bu alanda da müthiş bir edebiyat oluşmuş. Aslında bu durum bile Sünnet’in gücünü anlatmaya yeter. Çünkü kötü niyetli insanlar bile düşüncelerini ancak hadis diye söylerlerse kabul göreceğini biliyorlardı.

Böyle söyleyince meseleyi bilmeyenler her şeyin birbirine karıştığını ve ayıklanmasının imkânsız olduğunu sanabilirler. Oysa muhaddisler/hadis âlimleri vakti zamanında bunların hepsini tek tek ayırmışlar ve her şeyi zapta geçirmişler. Birazcık ilmi olan neyin sahih, neyin zayıf, neyin uydurma olduğunu şimdi üç saniyede anlayabilir. Çünkü zamanında muhaddislerin ayıklayıp hükmünü verdiği yüz binlerce hadis ya da söz, günümüzde programlar haline getirilmiş ve iki tuşa basmakla neyin ne olduğunu hemen anlayabilirsiniz.

Şöyle bir espri yapayım: Bazen birisi telefon açıp, hocam şöyle bir hadisin aslı var mıdır diye soruyor. Eğer bilgisayarımın başında isem o daha konuşurken ben hadisin bir kelimesini girip sonucu hemen alıyorum ve ona; Hadis şu şu kaynaklarda vardır. Filan uydurmadır demiş, falan aslı yoktur demiş… diye sıralıyorum. Soruyu soran şaşırıyor ve muhtemelen bizi ehli keramet sanıyordur.

Şimdi de Safer Ayı için böyle bir giriş yaptım ve kelimenin kaynaklarda 196 kez geçtiğini gördüm ve her birini tek tek okudum. Tamamı iki sözün tekrarından ibaretti. Bu iki sözün birisi Hz. Peygamber’in şerefli sözü, yani hadisi şerif, diğeri ise onun adına uydurulmuş, hadis diliyle mevzu bir sözdür. Geriye kalanlar bunların farklı kanallarla rivayetlerinden ibaretti. Daha sonra uydurulan hikâyelerin ise haddı hesabı yok.

Şerefli söz şu: “İslam’da hastalığı bulaştıran manevi bir gücün olduğunu sanma, uğursuzluk, baykuşun ötmesinden mana çıkarma ve Safer Ayı’nı uğursuz bilme diye bir şey yoktur”. Bu sözü nakleden raviler, Efendimiz’in bunu böyle cahiliye inançlarını reddetmek için söylediğini anlatırlar. Hadis pek çok kaynakta vardır ve sahihtir. İbn Recep çok değerli eseri ‘Letâif…’ de bunu uzunca anlatır.

Onun adına uydurulan söz ise şudur: “Kim bana Safer Ayı’nın çıktığını müjdelerse ben de ona cenneti müjdelerim”. Bu söz sadece uydurma hadisleri toplayan kaynaklarda vardır ve uydurmadır, aslı yoktur kaydıyla zikredilir. Safer Ayı’nın uğursuzluğu da bu uydurma sözden çıkarılmıştır.

İslam’ı asılsız hikâyelerle anlatanlara Hadis Âlimleri ‘kussâs/kıssacılar’ derler. Konunun uzmanı İbnül Cevzî (v. 597 H) der ki: “Hadis uydurmada en büyük bela kıssacılardan gelmektedir”. Evet, o bizzat ‘bela’ kelimesini kullanır.

Burada sık sık söylediğim bir esprimi daha tekrarlayacağım: Siz bana istediğiniz gibi bir İslam ısmarlayın ve kitaplarda da yeri olsun deyin ben size bunu yapabilirim.

Tabii ki bu İslam olmaz.

İşte Safer Ayı’nın bela ve musibet ayı olması da böyle bir konu.

Safer elbette bela ve musibet ayı değil, ama asıl bela ve musibet İslam adına uydurulmuş sözleri ve hikâyeleri İslam diye nakletmektir. Böyle olunca işin esasını anlamayanlar ya da anlamak istemeyenler de bütün hadislerin uydurulmuş olduğunu söyleyip, Hz. Peygamber’in örnekliği olmadan Kur’an-ı Kerim’i anlayabileceklerini sanırlar ve ikinci bir bela ve musibetle karşılaşmış oluruz.

Onun için denir ki, ifrat da hatadır tefrit de. Ama ifrat çok daha büyük bir hatadır, çünkü tefrite sebep olan da odur demişler.

İfrat; sınırı aşma, aşırı gitme, olanı büyütme, tefrit ise; sınırı daraltma, eksik yapma, azaltma demektir.

Yani hadis inkârcılarını, biraz da hadis uydurucular çıkarmıştır.

Faruk Beşer

(Kasım 2014, Yeni Şafak’ta yayınlanan yazısıdır.)

Yorumlar

yorumlar

1 YORUM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here