Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

Çocukluğumdan bu yana dedemle çok farklı bir birlikteliğimiz olmuştu.. O anlatmayı çok seven bir dede, ben de dinlemeyi çok seven bir torundum.. Fırsat buldukça evden izin koparıp kalmaya gider, defalarca anlattığı hikayeleri -o tatlı uslübundan dolayı- yine hayret ederek dinlerdim..

Dedem küçük yaşta çıkmış köyünden ve ilimden kendisine ayrılan payı kovalamaya başlamış. Daha Hacı Veyis Zade’lerin hayatta olduğu dönem. Konya, alim evliya yönünden bir hayli bereketliymiş. Dönemin pek çok meşhur aliminde okumuş, ders almış, halkalara katılmış.

Yokluk yoksulluk günleri.. Bir alimin vefat ettiğini duyduğunda günlerce yaya olarak yol gider ve ailesinden kitaplarını istermiş.

O günleri, en güzel günleri olarak anlatır dedem..

Sonra imkansızlıklar girmiş araya, ilim hayatı kesintiye uğramış, dünya üstüne çullanmış, evlilik, çocuklar, yıllarca süren gurbet..

Ben o günleri görmedim.

Benim hatırladığım; kitaplarını seven, okşayan, onları alınlarından öpen bir adam.. Kur’an’ı elinden düşürmeyen, yolda yürürken ezberini okuyan, hatırlayamadığı yerleri defterine not alan..

Dedemin hafızlık yaptığı günleri çok iyi hatırlıyorum. Nasıl zorlandığını, yorulduğunu, belinin büküldüğünü.. Ne olursa olsun ezberinin başına yine aynı bir iştahla, aşkla oturduğunu..

Bundan yaklaşık 8 yıl önce hafızlık öğrencilerimiz için bir röportaj istedim dedemden. Kızardı, bozardı, “Yok, ben ne bilirim” dedi, Güç bela ikna edip birkaç soru sordum ve cevapları o dönem hazırladığımız bir slaytta öğrencilerimize izlettik.

Bugün dedem 77 yaşında. Gözleri görmüyor. Çok sevdiği kitaplarını bana emanet etti. Kur’an’ı hala başucunda..

Ne zaman bir araya gelsek “Kaç gündür 3. cüzde yan sayfaya bir türlü geçemedim. Dur bak dinle hele” der ve okumaya başlar. Bazen hususi arayıp ayet sorar. Kimi zaman da i’rab.. Cevabı alınca görmeyen gözlerinin içi parlar, çocuklar gibi sevinir..

Allah yarcımcısı olsun sevgili dedeciğimin.. Sağlık, sıhhat ve afiyette daim kılsın.. Ömrünü uğruna adadığı Kur’an’ı, kıyamet günü kendisi için bir rehber ve nur kılsın. Amin.

Şimdi sizi röportajla baş başa bırakırken, dedeme dualarınızı eksik etmeyin lütfen.

KUR’AN HAFIZI NASIL OLMALI?

Konumuz Kur’an ezberlemenin önemi. Siz bunu hayatının en önemli maddesi haline getirmiş biri olarak neler söylemek istersiniz? 60 yaşında hafız olmak kolay şey değil…

Doğru…

Yalnız bu konuda sadece ben değil, bir çok örnek var… Mesela Hadim’li bir alim varmış hadis, fıkıh, arapça hepsini bilirmiş. Yalnız Kur’an’ı ezber değilmiş. Hanımı da hafızmış. Hanımı okur, adam tefsir yazarmış. Yaza yaza derken Tahrim suresine gelmişler.

Hanımı mutfakta bulaşık yıkarken, adam “Hanım gel, iki sayfa bi şey şunu yazıverelim” demiş. Hanımı da “Benim işim var, Her şeyi öğrendin, ha bi de Kur’an’ı ezberleyivereydin” demiş… Bunun üzerine adam “Hay Allah senden razı olsun hanım, önümdeki engeli açtın” demiş ve Kur’an ezberlemeye başlamış… 76 yaşındaymış başladığında, 80 yaşında da bitirmiş…Bunun gibi pek çok örnek var…

Peki siz ne zaman başladınız? Ne zaman bitirdiniz?

Aslında 10 yaşımda bellemeye başladım… Ama hoca bir aksilik yaptık işte. Daha başında bıraktım. Tabi sonra çok pişman oldum… 93 yılında yeniden başladım, 2000 yılında da bitirdim. Tam 7 sene…

Çok zorlandınız mı?

Çocukken günde 4 sayfayı hiç zorlanmadan ezberlerdim…
Ama yaş geçince 2-3 günde bir sayfa ezberlediğim oluyordu bazen…Bir sayfayı 60 kere okuduğum
oluyordu…

Peki Kur’an ezberleyen bir kişinin nelere dikkat etmesi gerekir?

Önce sevecek. Eğer sevmezse çok fazla yürütemez…

Kur’an ezberlemek nasıl sevilir? Günümüzde ondan daha cazip olan bir çok şey varken, bir çocuk veya bir genç Kur’an ezberlemeyi nasıl sevebilir? Bunun bir formülü var mı sizce?

Kur’an ezberi, devam ettikçe sevilen bir şey… Elbette bazen insanın istediği gibi olmayabilir. Çünkü Kur’an ağır bir sözdür. Öyle ezber deyip geçmeyin. İnsanı zorlar. Bir yerde kilitler.

Bugün olmazsa, yarın olmayacak diye bir şey yok tabi ki. Önemli olan devam etmek. Engelden çok, hedefi görmek. İşte o zaman insanın önündeki perde aralanır. Zihin açılır. Sonra ayetler bir yumak gibi ardı ardına açılır gider. İnsan o zaman iştaha gelir. Bir sayfa, iki sayfa, üç sayfa derken
artık önünde hiçbir şey duramaz…

Ben size Kur’an ezberlemenin tadını nasıl anlatayım?…

Kur’an ezberleyenleri gördüğüm zaman içimden onları bağrıma
basmak geliyor… Niyesi var mı?

O İNSAN KUR’AN’DIR!…

Allah kelamını ezberleyen, yaşayan insandan daha muazzam bir Kur’an olur mu? İşte o zaman sen
öp, başının üstüne koy onu… Hem dünyası başka olur o insanın, hem uhrası… Çehresinde bile ayrı bir nur olur…

“Kur’an ezberleyen bir kişinin önce sevmesi, sonra devamlı ve kararlı olması gerek” diyorsunuz…Bunların dışında neler yapılmalı? Nasıl, ne zaman çalışılmalı?

Önünde çok önemli bir iş dururken, geçici oyun eğlenceye dalmamalı.

Ortanca oğluma hafızlık çalıştırıyordum. Fevkalade ezberi vardı. Muntazam çalışır, günde üç sayfayı makamıyla okur, verirdi. Bir gün ağabeyi geldi “Seni kampa götüreyim” dedi. Ben yüzüne baktım,
“Dersim var, gelemem” der mi diye? Ama demedi. Ben, “Bak oğlum, gidersen bir daha zor devam
edersin” dedim…

Ağabeyi bir yandan kendi bir yandan “Orda çalışır, yaparım baba”diyorlardı. Ben de “Sen bilirsin, ama benim tecrübelerim var” dedim. O kamp, ezbere mezar oldu…Oğlum hala pişman. “Babamın her sözünün altında bir doğruluk varmış, o gün anlayamadım” der, durur.

Ara verdikten sonra yapmak kolay şey mi? Olmaz öyle!!!
Niyetine aldıysa bi adam, her gün çalışacak…

Sen Kur’an ezberleme nimetinden, lezzetinden mahrum kalacaksın, sonra da tatil diye kendini avutacaksın. Sorarım, dünyada tatil var mıymış? Tatilimiz bizi orda bekliyor…

Kur’an ezberleyenlere sekerat-ı mevt (ölüm sarhoşluğu) kolay gelir… Ruhunu melek kolayca çıkarır, işte o gün rahatlık, huzur başlar ona. Ama o güne kadar bir kasnak gibi dolanacaksın Kur’an’ın etrafında…

Zaman da çok önemli. Ben gece iki buçukta kalkardım çalışmaya. Hala o saatte uyanıyorum ve namaza kadar uyuyamıyorum. Gece sessizliğin olduğu bir zaman. Zihin telaşesiz, berrak.

Yani günün erken saatlerinde çalışılmalı. Bir de namazda okunan ezber taş gibi olur. Hele bir de cemaatin önünde okuyorsan, ömrü billah unutmaz insan o okuduğunu…

Kuran ezberlemek, avuçta kuş beslemek gibi. Sürekli sevip okşayacaksın. Elinden bir kaçarsa bir daha dönmez…Hasan Dede

Son olarak neler tavsiye etmek istersiniz?

İnsan acizdir, Kur’an ise mu’cizdir… Kendini Allah’a bırakıp yardım dilediğin zaman dilinin bağı çözülür. Ama ne zaman insanın içine bir gurur, kibir gelse Kur’an kilitler onu. Herkesin önünde öylece bırakıverir.

Yani her zaman “İnsan sen nesin? Bu kelam olmasa ne senin şerefin?” deyip hiçbir zaman gurura kapılmamalı…Kur’an ehline alçak gönüllü olmak yakışır…

Eski Mısır alimlerinden Huberi adında bir adam şöyle der:

“İlmin evveli soğandan acıdır,
Ahiri ise baldan tatlıdır…”

Allah kendi yolunda olan her işe yardım eder. Hele bu bir de KUR’AN olursa neden yardım etmesin?…

Çok teşekkür ederiz, Allah razı olsun.

Röportaj: Ummu Reyhane / MuslumanAnneler.net

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here