Daha İyi Bir Yarın – Nouman Ali Khan (Video + PDF)

1
6217

Daha İyi Bir Yarın – Nouman Ali Khan

Bugünkü hutbede, hutbenin asıl konusuna geçmeden önce birçoğunuzun duyduğu Harem’de, Allah’ın evinde meydana gelen kötü bir felaket ile ilgili biraz yorum yapmak istiyorum. Hac niyetiyle Harem’e giden birçok insanın şehit olduğu vinç kazası. O kötü kazanın neticesinde çok sayıda insan orada öldü. Kendime ve sizlere o olayla ve böyle olayların yaşandığı zamanlarla ilgili birkaç şey hatırlatmak istiyorum.

Her şeyden önce, Müslümanlar olarak yükümlülüğümüz ve birbirimiz üzerindeki hakkımız, zamanı gelen o insanlar için dua etmektir. Onların zamanları ne bir an önce gelebilirdi ne de bir an sonra. Bu insanların bu dünyadan ayrılma şekilleri ve zamanları böyleymiş, tıpkı sizin ve benim bu dünyadan ayrılacağımız bir zamanın olması gibi. Bu bakımdan, bu, Allah’ın onların üzerindeki kararı. Kadder Allahu ma şa’e fe’al. Allah karar verdi ve ne istediyse onu yaptı. Ama aynı zamanda onlar için, onların mağfireti için ve özellikle aileleri ve geride bıraktıkları için dua etmeliyiz. Onlar, Allah’ın evini ziyaret için gelmişlerdi ve şimdi Allah (azze ve celle) tarafından yapılan çok daha iyi bir evdeler. Onların hepsi şehit oldular. “İnde Rabbihim yurzekun” (Al-i İmran 169). Rablerinin katında rızıklandırılırlar. Allah (azze ve celle) diyor ki; “Ve laa tekulu li men yuktelu fi sebilillahi emvat” (Bakara 154). Allah yolunda öldürülen kimseler için “ölüler” demeyin. Allah’ın yolu aslında Allah’ın yolunda savaşanlar, Allah’ın yolunda hicret edenlerdir. İbrahim (aleyhisselam)ın sünnetini yerine getirmekten daha güzel bir hicret olabilir mi? Ve dinimizin en temel yükümlülüklerinden biri her şeyi geride bırakarak Allah’ın evine hicret etmektir. Kelimenin tam manasıyla, insanlar hac yapmaya gittiklerinde giydikleri kıyafetler, Allah ile buluşmaya hazır olduları kıyafetlerdir. Öyle kıyafetlerin içinde gidiyorlar. Bütün dünyasını geride bırakarak O’nun evine gelen birisinden daha hazır kimse yok Allah ile buluşmak için. Bir bakıma, Allah’ın Kendi evine çağırdığı, oradan da cennetine çağırdığı bu harika mü’minleri kıskanmalıyız. Allah, onların hepsini cennete kabul etsin ve o sabırlarının karşılığı olarak da ailelerine cenneti versin.

Bu felaket ile ilgili son bir yorum. Allah (azze ve celle) Kur’an’da diyor ki, her kim Harem’e girerse… “Ve men dahalehu kane amina” (Al-i İmran 97). Oraya kim girerse güven içinde olur. Kim Harem’e girerse, o güvendedir. Birisi bunu izliyor ve diyor ki, “Onlar nasıl güvendeler? Üstlerine bir vinç düştü. Berbat bir şekilde öldüler. Bu nasıl güven?” O ayet geldiği zaman, ve men dahalehu kane aminen. Bu Mekki bir  ayet. Ya da aslında bazılarına göre erken Medeni. O ayet geldiği zaman Harem’de ne oluyordu? Müslümanlar o zamanlarda bile saldırıya uğruyordu. Putlar Harem’in etrafındayken ne güveni? Allah, “oraya giren emniyettedir” ile ne demek istiyor? Çünkü açıkça görülüyor ki durum bu değil. Bu arada, sadece bu olay değil, her yıl insanlar hacda ölüyorlar. Birisi eziliyor. Birisi kalp krizi geçiriyor. Birisi yüksek tansiyondan veya sıcak çarpmasından dolayı ölüyor. Böyle şeyler her yıl yaşanıyor. Allah, “her kim  oraya girerse huzur halindedir” demekle ne demek istiyor? Biz anlıyoruz ki, huzur ve güvenin bir kısmı bu dünyada, bir kısmı da ahirette. Ve oraya gidenler ahiretlerini kurtarmak için gidiyorlar.

Hiç kimse Harem’e dünya işleri için gitmez. Orası bir tatil yeri değil. Tatilinizi geçirmek isteyeceğiniz bir sıcaklığı yok. Mekke’ye manzarası için gitmiyorsunuz. Güzel bir yer değil orası. Allah, evini koymak için gezegenin üstündeki en haşin yerlerden birisini seçmiş. Harem, Hawaii’de ya da Kaliforniya’da olsaydı oraya gitmek için başka nedenleriniz de olurdu. Tavaf yap ve okyanus manzarasının keyfini çıkart. Hayır hayır hayır. Mekke’ye gitmen lazım. O bölgenin hayatta kalmasının tek nedeni ise Allah’ın mucizevi bir şekilde o bölgeden su çıkartması. Aksi takdirde, “bi vadin ğayri zi zer” (İbrahim/37). İçinde hayatın olmadığı bir vadi. İnsanların, ahiretlerini kurtarmak istemeleri dışında oraya gitmeleri için hiçbir neden yok. Bu yüzden oraya doğru niyetle gelenlere Allah emniyet sunuyor. Yani Allah, onlara cennete güvenli bir geçiş sunuyor. Bu, Allah’ın garantisi. Ve bu, aynı zamanda Rasul’ümüzün (aleyhissalatu vesselam) sözü. Kabul edilmiş bir hac ne yapıyor? Önceki bütün günahların affolunuyor. Hepsi affolunuyor. Çünkü Allah’ın emniyetinin içine girdiniz. Allah (azze ve celle) bunu benimsememizde ve Allah’ın Kendi nihai evine çağırdığı insanlar için bunun değerini bilmemizde bize yardımcı olsun.

Şimdi, nihayet bu konuyla bağlantılı sayılan bugünün konusuna geldik. Daha önceleri bu konuyla ilgili çok konuşmuş olmama rağmen, ama bu mescidde olduğunu sanmıyorum, bu ayetle ilgili gerçekten konuşmak istedim. Allah (azze ve celle), “ve la tekulenne li şey’in inni fa’ılun zalike ğada” (Kehf 23) diyor. Bu, bir ayet. Allah, “Hiçbir şey hakkında sakın ‘Yarın kesinlikle şunu yapacağım’ deme” diyor. Öyle söyleme. Aslında Allah, “söyleme, la tekul” demiyor.

“La tekulenne” diyor. Hiçbir şey hakkında asla ‘Yarın kesinlikle şunu yapacağım’ demeye cüret etme. Şimdi, eğer bu ayette durursanız bir problem var gibi gözüküyor. Çünkü patronun ‘O işi yarın teslim etsen iyi olur’ diyor. Sen de ‘Kesinlikle, yarın vereceğim, evet elbette inşaAllah’ diyorsun. Ve bazen inşaAllah diyorsun, bazen demiyorsun. Ama insanlar sürekli kesin sözler veriyorlar. ‘Evet evet, kesinlikle gidiyorum’.

– Davete geliyor musun?

– Evet evet, kesinlikle gidiyorum.

– Hey, Cuma namazına gidiyor musun?

– Evet, kesinlikle kesinlikle.

Sürekli bu kesin şeyleri söylüyoruz. Allah, bir sonraki ayette konuyu tamamlıyor ve “illa en yeşa Allah” diyor. Ancak, “Allah dilerse yapacağım” de. Ben bunu tamamen yapmak için kararlıyım ama tek istisna Allah dilerse. Yani bu yüzden Müslümanların kültüründe, gelecekle ilgili konuştuğumuz zaman ‘İnşaAllah’ kelimesini kullanıyoruz. Eğer Allah dilerse. Yarın saat üçte görüşürüz inşaAllah. Bu demek oluyor ki, eğer Allah benim, seni göremememe karar verirse, bu benim kontolüm dışında. Benim niyetim var ama Allah’ın planları benim planlarımdan farklı olabilir. Benim planlarıma göre, ben söz veriyorum ama eğer bir yağmur fırtınası veya bir deprem olursa ya da arabam devre dışı kalırsa… Bilmiyorum, Allah, bugün ve yarın arasında herhangi bir şeye karar verebilir. Gelecek benim ellerimde değil. O yüzden, bu sigorta talebini yapmam ve ‘her şey Allah’ın elinde’ demem gerekiyor çünkü gelecekten bahsediyorum. Müslümanlar geleceğin kendi ellerinde olmadığını anlarlar. Ama burada dengenin çok önemli bir özelliğini anlamalıyız. Müslümanlar maalesef, SubhanAllah, biz Allah’ın kitabından uzaklaştığımızda dinimizin güzel öğretileri bile çirkinleşiyor. Dışarıdan güzel gözüküyorlar ama Allah’ın kitabına, Elçisinin (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine bağlı kalmadığımızda, güzel olması gereken o şeyler çirkin şeylere dönüşüyor.  Ve birçoğumuz bunun şuçlusuyuz. Biz, ‘muhtemelen hayır’ anlamında ‘inşaAllah’ diyoruz. Şimdilerde biz böyle yapıyoruz.

– Hey geliyor musun?

– Iıııh inşaAllah.

Bu demek oluyor ki ‘ııııh emin değilim’. Yani ‘inşaAllah’ aslında bizim, söz vermekten kurtulmak için kullandığımız bir yol. Bu ayetler, bir taahhütten kaçmak ile alakalı değil. Aslında “inni fa’ılun zalike ğadan” kelimeleri çok güçlü kelimeler. Hiç kuşku yok ki, kesinlikle yarın şunu yapacağım. Bunu yapmaya kesinlikle kararlı olmanla ilgili garanti veren bir beyanda bulunmak, vaatte bulunmak, söz vermek sorun değil. Aslına bakarsak böyle yapmalısın. Hakikaten güçlü vaatlerde bulunmalısın.  Gelişigüzel bir şekilde ‘tamam’ dememelisin. Eğer bir şeyi yapamıyorsan ‘yapamıyorum’ de. Eğer orada olamıyorsan ‘orada olamıyorum’ de. Ama eğer bir söz veriyorsan ona bağlı kal. Ve sonra, ‘Bunun benim tarafımdan gerçekleşmemesinin tek yolu eğer Allah bir şeye karar verirse’ diye ekle. Bu, benim kontrolümün dışında. Bu, “illa en yeşa Allah”. “İlla en yeşa Allah”, eğer geç kalkarsam gelmiyorum ya da eğer canım istemezse demek değil. Bunun için ‘inşaAllah’ kullanılmaz. Bu, bu güzel ifadenin suistimali olur. Her şeyin senin kontrolünde olmadığını fark ediyorsun.

Allah sana, vaatte bulunma yeteneğini ve vaatlerini yerine getirme kabiliyeti vermiş. Ama senin biraz kabiliyetin olsa da Allah ‘ve ala kulli şeyin kadir’dir. Seni, bütün niyetlerinle birlikte izlediğin yolda durdurabilir. Bu, ‘illa en yeşa Allah’ ifadesinin özüdür. Ama sonra Allah, ‘vezkur Rabbeke iza nesit’ diye ekliyor. Unuttuğun zaman Rabbini zikret. Allah (azze ve celle)nin “in nesit” dememesi ilginç. Eğer unutursan. Allah, unuttuğun zaman dedi. ‘Eğer’ ve ‘-dığı zaman’ arasında büyük bir fark var. Çünkü eğer bir şey olursa; olabilir de, olmayabilir de. Ama “iza nesit” dediğinde, unuttuğun zaman. Allah garanti veriyor. Çünkü Allah garanti verebilir. Ben veremem. Allah sizin ve benim unutacağımıza garanti ediyor. Gelecekle ilgili sözler verdiğimiz ve ‘inşaAllah’ demeyi hatırlamadığımız zamanlar olacak. Kafamızda planlar yapacağız. Bazen bir şey söylemene bile gerek yok.

Bu arada, Arapçadaki “kavl” kelimesi -kale, yekulu- sadece ağzınla konuşmak demek değil. Kendine içinden bir şeyler söylemen bile (kavl kelimesinin kapsamında). Hani İngilizcede ‘kendime söyledim’ diye bir şey var ya. O fikir, o düşünce. Bazen ‘kesinlikle bunu yapacağım ya da şunu ya da diğerini yapacağım’ diye düşünürsünüz. O düşünceye bile ‘inşaAllah’ kelimesi eşlik etmeli. O düşünceye bile. Bazen sadece aklımda oluyor. ‘Evet bu hafta bu, bir dahaki hafta şu. Yarın uçuş var sonra bu buluşma. Tamam hallettim, hallettim. Ne yapmam gerektiğini biliyorum’. Ama ‘inşaAllah’ düşüncesi aklına gelmedi ama gelmeli! Bazen telefonda birisiyle konuşuyorsun ve gelecekle ilgili bir söz verdin.

– Yemekte görüşürüz.

– Tamam, görüşürüz. Selamun aleykum.

Ve telefonu kapatıyorsun. “Aaa ‘inşaAllah’ demedim” diyorsun. Şimdi bu, o kişiyi geri arayıp “Hey, bu arada inşaAllah. Sana sesli bir mesaj bırakmak istedim. İnşaAllah.” demek değil. Hayır hayır. Öyle yapmayın. Onların inşaAllah’ı duymalarına gerek yok. Allah (azze ve celle) senin onu söylediğini duymak istiyor. Sen sadece Rabbine söylersin. Vezkur Rabbeke iza nesit. Unuttuğun zaman Rabbini an. Bu, gerçekten çok güzel bir dil. “İlla en yeşa Allah vezkurhu iza nesit”. Unuttuğun zaman O’nu hatırla. Allah böyle söylemedi. Rabbini hatırla dedi. Allah kelimesi ayette çoktan bahsedilmişti. “İlla en yeşa Allah”. Birisi ismen bahsedildiğinde, bir daha o kişiden bahsedeceğiniz zaman bir zamir kullanarak bahsedersiniz. Anlaşılmasını kolaytırmak için bir örnek vereyim. ‘Allah dilerse yapacağım’ de ve bir dahaki sefere O’nu hatırla. Unuttuğun zaman O’nu hatırla. Şimdi ‘O’ kelimesi Allah’a atıfta bulunuyor. Ama aslında Allah, ‘O’ kelimesini kullanmıyor. Allah, zamiri kullanmıyor. ‘Rabbek’ diyor. Bu, aslında Allah ile olan Rabb kavramını pekiştiriyor ve sanki bu kavramı kendine yeniden tanıtıyorsun. Senin geleceğin Allah’ın kontrolünde. O, senin Rabbin. O, senin mutlak hakimin. Ve sen, bunu dikkate almamazlık yapamazsın. Senin geleceğinin Allah’ın ellerinde olması Allah’ın senin üstündeki otoritesinin bir bölümü.

Allah, özellikle ‘Rabbek iza nesit’ diyor. Bizim gelecek ile ilgili vaatte bulunmamız söz konusu olduğunda, aslında her şey Allah’ın elinde. Bu ayet inanılmaz bir şekilde bir denge ayeti çünkü bir taraftan çok güçlü bir şekilde garanti veriyorsun. ‘İnni fa’ilun zalike ğada’. ‘İnni se ef’al’ bile değil. Arapça’yla aşina olanlarınız için. Bir fiil bile değil. Bir ism fail ile yapılan bir taahhüt. Yarın kesinlikle onu yapacağım. Ama diğer yandan Allah’a mutlak bir güven var. İlerlemeden önce, birkaç dakika bu denge ile ilgili konuşmamız lazım. Bu dünyada bazı insanlar var. Bu insanlar, kendileri sayesinde her şeyi yapabileceklerini düşünüyorlar. Ben çok zekiyim. Çok güvenilir bir arabam var. Ben çok iyi bir şoförüm. Geç kalmadan, oraya en iyi nasıl ulaşılacağını biliyorum. Ben, ben, ben. Bütün güven benim üstümde. Başarılı bir firmamın olmasının nedeni çok iyi bir iş planımın olması. İyi bir işimin olmasının nedeni iyi bir okula gitmem, iyi bir not ortalamamın olması ve iyi bir özgeçmişimin olması. Yani her şey sadece kendine güvenmeyle ilgili. Şöyle şeyler var… Yüz milyonlarca dolarlık kişisel gelişim ve kendi kendini motive etme endüstrisi. Ki, bu endüstrinin başlangıcı ve sonu; “Sen her şeyi yapabilirsin, sen harikasın, kendi gücünün ve kendi potensiyelinin farkında bile değilsin.” İnsanlar, bir haftasonu gidip onların ‘Kendi dişlerini fırçalayabilirsin, kendi başına uçuş yapabilirsin’ dediklerini duymak için binlerce dolar ödüyorlar. Ve gaza geliyorlar çünkü  kendi benliğinin gücünün düşüncesi var, ki bu düşüncenin biraz geçerliliği var.

Diğer uçta ise ‘Ben hiçbir şey yapamam, ben sadece bir miskinim, ben yalnızca Allah’ın bir kuluyum, ben neyim ki, birisinin ayağındaki toz kadar değerim yok, ben bir hiçim, topraktan yapılmışım, Allah’ın tarif ettiği gibi bir nutfeden -aciz, acınası bir varlıktan- yapılmışım, ben hiçbir şekilde bir şey yapamam’ diyen insanlar var. Bu insanların hiç özgüvenleri yok. Ve Allah her şeyi yapıyor, ben hiçbir şey yapmıyorum diyorlar. Bu insanlara en sonunda ne oluyor biliyor musunuz? Hayatta hiçbir şey yapmıyorlar ve hiçbir şey olmadığı zaman da ‘Demek ki Allah hiçbir şeyin olmamasına karar vermiş’ diyorlar. Yani her şey için Allah’ı suçluyorlar. Bir tarafta hiçbir biçimde Allah’a güvenmeyen insanlar var. Tamamen kendilerine güveniyorlar. Diğer tarafta sadece Allah’a güvenen, kendileri hiç çaba sarf etmeyen insanlar var. Bu ayet, Kur’an’daki birçok ayetin arasında, bir denge ayeti. Söz vermen gerekiyor. Harekete geçmen gerekiyor.

‘İnni fa’ilun zalika ğada’. Ama yine sen anlamalısın ki; senin sözün, senin davranışların, senin kabiliyetin Rabbinin ellerinde. Sen sözünü yerine getirmeye çalıştığın zaman, elinden gelenin en iyisini yaptığın zaman bunları sana verecek. Bazen senin planların ve Allah’ın planları aynı olur. Bazen. Bazen sen bir yere gitmeye karar verirsin ve Allah da senin gitmene izin vermeye karar verir. Bazen sen bir üniversiteye gitmeye karar verirsin ve Allah da senin o üniversiteye girmene izin verir. Sen erkenden mezun olmaya karar verirsin ve Allah da senin erken mezun olmana izin verir. Yani işler, senin planına göre gidiyor. Bu sadece demek oluyor ki, o bir şey için senin planın ile Allah’ın planı aynıydı. Ama bazen senin planın ile Allah’ın planı aynı olmuyor. Bazen sen, o işte on yıl kalmak istiyorsun ama altı ay sonra işten kovuluyorsun. Bazen bir okula başvuruyorsun ve en iyi başvuru formu seninkiydi ama yine de o okula giremedin. Ve seninkinden daha kötü başvuru formu olanlar o okula girdiler. Böyle şeyler oluyor. Bazen senin planların ile Allah’ın planları aynı olmuyor. Bu ayetler, her şeyin benim planıma göre gitmeyeceğini tasdik ediyor. Ben hala bir plan yapmak zorundayım. Ben hala çaba göstermek zorundayım ama sonuçta bu planın sonuca ulaşıp ulaşmayacağına karar verecek olan Allah’dır. Bu, ‘vezkur Rabbeke iza nesit’ idi. Ve şimdi bu ayetin, üstünde fazladan zaman harcamak istediğim en güçlü kısmına geldik. Çünkü bence bu, bütün Kur’an’daki en güzel derslerden birisi. Eğer Müslümanlar bunu anlarlarsa hayatları kolaylaşır.

‘Ve kul asa en yehdiyeni Rabbi li akraba min haza raşeda’. Bu kelimeler bir dua. Ve bir duadan daha çok, iyimserliğin bir ifadesi. Öyle tanıtalım. Sadece ‘asa’ kelimesi kullanıldığı için gelecek ile ilgili düşünüyorsun. ‘Asa’ kelimesi, Arapça’da ‘fi’lu et-teracci’dir. Umudu belli etmek için kullanılan bir fiil. Allah, bize bu ayette Müslümanın gelecekle ilgili umudu olması gerektiğini öğretiyor. Kur’an’a olan imanım beni gelecek hakkında iyimser yapıyor. Haberlerin ne dediği umrumda değil. Dün, ondan önceki gün, ondan önceki gün, ondan önceki gün ne olduğu umrumda değil. Ben, bir masaya oturup ‘Ümmetin durumu daha da kötüleşip duruyor, vaziyet çok çok daha korkunç hale gelecek, size garanti ediyorum başka bir facia geliyor, ne olacağını izle de gör, sen 11 eylül’ün kötü olduğunu mu düşünüyorsun, o hiçbir şeydi, ümmete şimdi ne olacağını izle’ diyen Müslümanlardan olmayacağım. Bu tutum, direkt olarak, bu kitabın ayetine karşı. Sadece ‘asa’ kelimesi ile. Allah’ın; senin için, etrafındaki insanlar için, insanlık için durumu daha iyi hale getireceği hakkında iyimserlik ve umut ile dolu olman gerekiyor. Bu bakış açısına sahip olman gerekiyor.

Sonra Allah diyor ki… Kendi geleceğin ile ilgili ne söylemelisin? ‘Asa en yehdiyeni Rabbi’.  ‘Belki Rabbim bana rehberlik edecek, bana hidayet verecek’. Geleceğinde sahip olabileceğin en iyimser şey ne? Herkes daha iyi bir iş, daha iyi bir maddi durum, daha iyi bir aile durumu, daha iyi bir sağlık istiyor. Bu şeylerin hepsini istiyoruz. Soluduğumuz oksijenden daha gerekli olarak sahip olmamız gereken esas şey Allah’ın bize vereceği hidayettir. Hidayete sahip olduğun zaman geri kalan her şey hallolacaktır. Hidayete sahip olmadığın zaman, geri kalan her şeye sahip olabilirsin ama hiçbir şeyin yoktur. Bu ayette Allah’ın bana yol göstereceği konusunda bir iyimserlik var. ‘Asa en yehdiyeni Rabbi’. Allah, benim Rabbim bana yol gösterecek. Rabbim beni unutmayacak.  Gelecek söz konusu olduğunda ben, O’nu hatırlıyorum. Gelecek söz konusu olunca O, beni hatırlayacak. Ben ‘inşaAllah’ dediğim zaman O’nu hatırladım.

Ve gelecek söz konusu olduğunda ben, O’nu hatırladığım için O’da beni hatırlayacak. ‘Fezkuruni ezkurkum’ (Bakara/152). “Beni hatırlayın ki Ben de sizi hatırlayayım.” Beni anın ki Ben de sizi anayım. Allah, sana hidayet vereceğinin garantisini veriyor.

Ve burada Müslümanların anlaması gereken önemli bir şey var. Dünya genelinde tanıştığım birçok insan aynı soruya sahip. Gezegenin hangi kısmına gittiğin önemli değil, insanlar bugünlerde aynı karmaşalara sahip. Aynı sorular. Tekrar tekrar. En sık duyduğum sorularda bir tanesi şu: İnsanlar diyor ki; ‘İslam’ın çok değişik biçimleri var. Kur’an’ın ne anlama geldiği ya da hadisin ne anlama geldiği ile ilgili çok farklı videolar var. Bazı insanlar buna inanıyor, diğer insanlar şuna inanıyor. Bu şeyh bu fetvayı veriyor. Öbürü o fetvayı veriyor. Bunu mu takip etmeliyim veya şunu mu takip etmeliyim? Biri diyor ki bu helal. Başka biri diyor ki bu haram. Artık hiçbir şey bilmiyorum. Her şey kafa karıştırıcı. Çok fazla farklılık var. Nasıl hidayet elde etmem gerekiyor? Doğru şeyi takip ettiğimi nasıl bileceğim? İşlemden geçirmem için çok fazla bilgi var’. Katılıyorum. Bilgi bombardımanı içinde yaşıyoruz. İslam’ın içinde bile çok farklı bakış açıları ile bombardıman ediliyoruz. Bu salonda oturan insanlara bir bakın. Birçoğumuz bu bölgenin yerlisi olmamıza rağmen senin İslam’ı öğrenme şeklin yanında oturan insanınkinden çok farklı. Senin hocaların, maruz kaldığın insanlar, öğrendiğin dersler diğer insanlarınkinden çok farklı. İslam’ın etkisine nasıl maruz kaldığımız konusunda çok çeşitlilik var. Birisi bunalıp da ‘doğru şeyi takip ettiğimi nasıl bileceğim’ diyebilir. Bu ayet, bunun cevabı. Ben, hidayet güvencesi veremem. YouTube hidayet güvencesi veremez. Google hidayet güvencesi veremez. İnsanlar hidayet güvencesi veremezler. Bizim umudumuz, Allah’ın Kendisinin bana bizzat hidayet vermesidir. Hiç bilgin olmasa da fazla bilgin olsa da fark etmez, hidayet Allah’tan başka bir yerden gelmeyecek. Allah sana, O’ndan -başkasından değil- ne kadar istediğine bağlı olarak doğru yolu gösterecek. Allah’tan istediğin zaman, artık kaygılanmana gerek yok. Çünkü Allah’ın sana hidayet vereceği konusunda kesinliğe sahipsin. Allah kimseyi geri çevirmiyor. Allah’tan hidayet almak zor değil. Allah, arayanlar için hidayetin kapısını ardına kadar açtı. Bizim sadece hidayeti arayan insanlar olmamız lazım. O kadar.

Bu ayet Kehf Suresine ait. Bu hutbeden de anlaşıldığı gibi Kehf Suresi hakkında yeteri kadar konuşamıyorum. Her cuma okuduğumuz ashab-ı kehf… Bu insanların etrafında hiç peygamber yok, alim yok, şeyh yok, sahabi yok.

Kendi başlarınalar ve herkesin putlara taptığı bir köyde yaşıyorlar. Ve sadece bir tane Tanrı olabileceği sonucuna varıyorlar. Bunu nasıl söyleyeceklerini bile bilmiyorlar. Bu şeylere ibadet edemeyiz diyorlar. ‘Len ned’uve min dunihi ilahen’ (Kehf/14) Başka ilahlara ibadet edemeyiz. Ve bu, Allah’ın onlara bilgileri ve vahiyleri olmadan hidayet vermesi için yeterliydi. Bu, Allah’ın onlara hidayet etmesi için yeterliydi. Ve onlara öyle yol gösterdi ki, yıllar yılı dini çalışan insanlar, onlardan öğrenen alimlere kıyasla hiçbir şey bilmeyen bu genç adamların tefsirini çalışıyorlar. Çünkü Allah onlara hidayet verdi. Çünkü durumunun ne kadar karanlık, ne kadar umutsuz olduğu önemli değil, Allah’a umudunu bağladığında, o yeterli.

‘Asa en yehdiyeni Rabbi li akraba min haza raşede’. Şimdi ifadenin son ve benim en güzel olduğunu düşündüğüm kısmına geldik. Belki Allah bana yol gösterecek. Neye doğru yol gösterecek? Allah diyor ki, ‘li akraba min haza raşede’.  Ayetin bu kısmının dili çok derin. Bir hutbede size dil bilgisi dersleri veremem çünkü o zaman başınız ağrırdı. Bu yüzden bunu elimden geldiğince basitleştirmeye çalışacağım. Bazen Arapça’da ‘orada’ dersiniz ve bazen de ‘tee orada’ dersiniz. ‘Tee orada’ dediğiniz zaman seni varış noktana sevk ediyorum demek. Sadece ‘orada’ derseniz, belki oraya gidersiniz sonra oradan başka bir yere, sonra başka bir yere, sonra başka bir yere gitmeniz gerekebilir. Ama eğer ben ‘tee orada’ dersem, size, gitmeniz gereken yer orası demiş olurum. Oradan daha ileri gitmenize gerek yok. ‘Asa en yehdiyeni Rabbi li akraba’ burada bir ‘lam’ kullanılmış. Bu ‘lam’ ne ima ediyor? Bu, el-münteha (son, nihayet). Bu dünyada isteyecek daha yüksek bir şey yok. Eğer bunu elde ederseniz, isteyecek bundan daha iyi bir şey yok. Eğer ‘ila’ kelimesi kullanılmış olsaydı o zaman oraya ulaşıp sonra başka bir şey için sonra başka bir şey için çabalaman gerekirdi. Yani bizim bu ayette Allah’tan istediğimiz şey; eğer sahip olursan ondan daha iyi bir şey yok. O, nihai sondur. Nedir bu nihai son? Allah diyor ki, ‘li akraba min haza’. Bundan daha yakın. Umuyorum ki Allah beni daha yakına yönlendirecek. Bundan çok daha yakına. ‘Bu’ kelimesi ne anlama geliyor? ‘Bu’ benim şimdi bulunduğum yer demek.

Şimdi bunun basit bir dille ne demek istediğini anlayalım. Elhamdulillah summe Elhamdulillah hepimiz az çok hidayet üzereyiz. Cuma günü Allah’ın evinde oturduğumuz gerçeği, Allah’ın bize bir miktar hidayet verdiği anlamına geliyor. Bazı insanlara Allah daha çok hidayet vermiş. Bazılarına Allah daha az hidayet vermiş. Bazısının çok bilgisi var. Bazısının az bilgisi var. Bazıları namaz kılarken daha çok dikkatli. Bazıları namaz kılarken daha az dikkatli. Hepimiz aynı seviyede değiliz. Bu bir gerçek ama bu dua bize ne diyor biliyor musunuz? Benim nihai hedefim bugün olduğumdan daha çok Allah’a yakınlaşmak. Kendimi başkası ile kıyaslamak için burada değilim. Ben sadece kendimi bugün nerede olduğumla kıyaslamak için buradayım. Eğer sadece bugün olduğumdan daha iyi olmak üzerine çalışsam, bu Allah’ın nezdinde nihai başarıdır. Bundan daha yüksek bir başarı yoktur. Hiçbir zaman mükemmel olmayacaksın. Ben hiçbir zaman mükemmel olmayacağım. Yapabileceğimiz tek şey biraz daha iyi olmaya sonra biraz daha iyi olmaya sonra biraz daha iyi olmaya çalışmak. Allah’a birazcık yakınlaşmak ve biraz daha yakınlaşmak. Eğer bir insan Allah’a yakınlaşırken ölürse başarılıdır. Birçok insan ne yapıyor biliyor musunuz? Kendilerini başkalarıyla kıyaslıyorlar. Bu kişi çoktan bütün Kur’an’ı ezberledi. Nasıl okuduğuna bir baksanıza. Her gün mesciddeler. Ezan okunmadan önce bile oradalar. Allah’a çok daha fazla ibadet ediyorlar. Çok fazla şey biliyorlar. Arapça biliyorlar. Tefsir biliyorlar. Onu biliyorlar. Bunu biliyorlar. Müslüman olarak benden daha iyi giyiniyorlar. Kendinizi başkaları ile kıyaslamayın. Allah’ın istediği bu değil. Allah, seni başkasının yanına koyup kıyaslamayacak. Allah, bırakın ahireti bu dünyada bile sizin kendinizi başkalarıyla kıyaslamanızı istemiyor. Bu dünyada bile istemiyor.

“La tetemennev ma faddallahu bihi ba’dakum ala ba’d” (Nisa/32) Başka insanların sahip olduğu şeyleri, Allah’ın başkalarına verdiği şeyleri istemeyin. Kendinize bunu yapmayın. O zaman ne öğreniyoruz? Öğreniyoruz ki, mesela bugün Kur’an okumaya başlıyorsun. 35 yaşındasın. 30 yıldır kitabı açmadın bile ve bugün Kur’an okumaya karar veriyorsun. Bismillah’ı bile okuyamıyorsun. ‘Be’nin neye benzediğini bile bilmiyorsun artık. Şimdi çocuklar gibi öğrenmen gerekiyor. Senin yaşındaki insanlar yetişkinler gibi okuyabiliyor ama sen bir çocuk gibi okumak zorundasın. Ama sorun değil. O elif’i, o be’yi öğrendiğin zaman ve Allah’a yakınlaşmak için birazcık çaba gösterdiğinde ve o yolda öldüğünde, belki bir alimden daha iyisindir. Belki de bütün Kur’an’ı ezberlemiş ama Kur’an’ı takdir etmeyen ve kendini daha iyi bir insan yapmak istemeyen bir hafızdan daha iyisindir. Çünkü kendini daha iyi bir insan yapma isteği kalpte yatar ve onu Allah bilir. O yüzden Allah’la bulunduğunuz yeri önemsiz görmeyin. İnsanlar seni küçümseyebilir. Allah küçümsemiyor. İnsanlar, Allah’ın rehberliği zor, pahalı ve kolay gerçekleşmeyen bir şeymiş gibi konuşurlar. Allah, hidayetin kapılarını ardına kadar açıyor. Allah, sadece bizim onu kavrayıp “Ya Allah, bana rehberlik et. Beni Kendine biraz daha yakınlaştır” dememizi istiyor.

“Li akrabe min haza raşeden” Doğruluk bakımından. Hidayet bakımından. Bu ayetin son kelimesi olan ‘raşeden’, bu duayı yapıyor olduğun gerçeğinin aslında senin bir miktar hidayet üzere olduğunu ve “Ben yanlış yoldayım” dememen gerektiğini gösteriyor. Bu kelime çoktan, Allah’ın sana bu duayı yapabilme kabiliyeti vermiş olmasının O’ndan bir hidayet hediyesi olduğunu kabul ediyor. Ve Allah sana daha çok verecek ve daha çok verecek ve daha çok verecek. Bu, Müslüman’ın iyimserliğidir. Bu dünyada hidayet geldiği zaman kalp huzur dolar. ‘E la bizikrillahi tetma’innel kulub’ (Ra’d/28) “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” Bununla bitirmek istiyorum. Bir kalp huzurlu olunca, bir kalp sakin olunca o zaman o kişinin eftafındaki kimseler de… Huzur bulaşıcıdır. İman bulaşıcıdır. Huzur ailede yayılır. Huzur arkadaşlar arasında yayılır. Huzur bir toplumda yayılır hidayet geldiği zaman.

Eğer dünyanın problemi anlaşmazlıklar, düşmanlık ve savaşlar ise bunun çözümü başka politikalar ya da daha fazla silah değildir. Çözüm bu değildir. Ekonomik yaptırımlar değildir. İnsanlığın ihtiyacı olan şey hidayettir. Çünkü hidayet olmazsa huzura sahip olamazsınız. ‘Fe eyyulferikayni ehakku bil emni in kuntum ta’lemun ellezine amenu’ (En’am/81-82) Kim huzuru daha çok hak eder? İnananlar. Allah (azze ve celle)’den bunu istiyoruz. Dünyanın huzuru için, Müslüman toprakların huzuru için, mazlumların huzuru için dua ettiğimizde; o duaları yaptığımızda aslında direkt olarak Allah’tan bizim ve çevremizdeki dünyanın hidayetini arttırmasını istemiş oluyoruz.

Allah hepimizin hidayetini arttırsın ve bizleri gelecek ile ilgili, kendi gelecekleri, çocuklarının gelecekleri, bu ümmetin geleceği ve bütün dünyanın geleceği ile ilgili pozitif olan insanlardan kılsın. Sadece kendi ümmetimiz ile değil, bütün bu dünya ile ilgilenmemiz gerekiyor. Bütün dünya. Biz İbrahim aleyhisselam’ın milletiyiz. İbrahim aleyhisselam bütün insanlık için endişelenirdi. Bize miras kalan şey işte bu. O yüzden bütün dünya ile ilgili iyimser olmamız gerekiyor. Allah (azze ve celle) bizleri o şekilde yapsın ve gelecek neslimizi bu kitabın ve sünnetin güzel öğretilerini yaşamanın ne demek olduğunu gösteren parlak bir örnek kılsın.

Nouman Ali Khan
Çeviri: gencmuslumanlar.com

Nouman Ali Khan Derslerini facebook.com/noumanalikhanturkce  sayfasından takip edebilirsiniz.
Nouman Ali Khan Türkçe Altyazılı Videolar İçin Tıklayın.

PDF ŞEKLİNDE İNDİR

 

Yorumlar

yorumlar

1 YORUM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here