Osmanlının son Şeyhulİslam’ı Mustafa Sabri Efendi’nin  1 Haziran 1924’de vatandaşlıktan çıkarılıp “Yüzellilikler” ( Türkiye Cumhuriyeti’nden Kurtuluş Savaşı sonrası sürgün edilen kişiler) arasına dahil edilerek, ülkeye girişi yasaklanması üzerine sürgünde yazmış olduğu bir şiir…

 

MUSTAFA SABRİ EFENDİ’NİN HAYATI

“Ben de ayniyle red edip Türk’ü, Tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme Beni Türk milletinden ad etme”


İSTİFA EDİYORUM 

Bir zaman dehre şan veren Türkler
Ne idi evvel, ne oldu şimdi de bak:
Müteavi olur abalılar
Görmeden göz, işitmeden kulak;
Derbeder fikri, aklı…, zikri elem!
Deli mazurdur delirdi desem!
Yapamaz kıyıp da divane,
Türkün endişesizce yaptığını
Dini İslam’dan muhinane
Hareketlerle küfre saptığını;
Hâlâ zilletle zulüme taptığını,
Akıl almaz cihanda bir kavmin…
Tapar insan olur ki hayvana!
O zelaletde bir samimiyet
Hissi icra, hüküm eder, lakin;
Zalime kulluk eden bizim millet
Tapandır ölmeyip sürünmek için!
Memleket sanki bir dev aynasıdır
Kocaman gösterir çocuklarını,
Hokkabazlarla dalkavukları
Arz eden bir tiyatro sahnesidir…
Hareket, hem hayat: oyuncuların;
Çalkanır bin çeşit göbek ve karın.
Ekseriyet adetçe en azim
Ekseriyet seyirci; lakin hem
Bakıyor hem de titriyor tir tir,
Çünkü onlardan intihap edilir
Kanlı rollerde harcanan eşhas;
Hep ölen kurtuluş, kalanlar için:
Daha müşküldür ihtimal halas
Daha müşküldür, ah, can sağ iken
Ölüden beş beter olanlar için
Deniyor, uhrevi ruha bulmak;
Bu hakikat acıklıdır cidden:
Çıkamaz Türk kolay kolay yüzü ak!..
Sokularak bazı kere bir emni,
Atlayıp sahneden: seyircileri
Oynatır, salta durdurur saf, saf;
Coşturur, koşturur mutaf, mutaf!

Türkün artık bugün işittiği ses
Yeni rehberlerinden aldığı ders:
Ananet, mukaddesat, ahlak,
Din, iman, azap, vicdan, hak,
Muadelet, merhamet, haram ve helal
Belki bir devre-i hesab ve sual
Kesem, biat, ah, mazlumun
Hürmet-i nefs el emr doğru yalan,
Kader ve kısmet, fazilet, İnsaf,
Hakkı bikeste olsa istihfaf
İmandan biraz haya ve hazer,
Dünkü mağrurlardan ahz-ı gubur,
Akıl ve mantık, ayıb, günah, tevih
Irz ve namus, edep, şeref gibi her
Kayd, mülefi ve meydan işte fesih
Eski rençberler kırılsın hep
Kılsın erkek kadınla bizim türap!..
Hele şeri Muhammedi denilen
On asırdır önünde Türk eğilen
Eski kanun ki gökten inmiş imiş
Onu yıkmaktır en mukaddes iş:
Kalmasın memlekette doğru dürüst
Hiçbir varlık olmadan alet evsat!
Çünkü manayı inkılap budur!
Türke çıldır, kudur! Duy, tek deme=Dur!
Bir avuç eşkıya aid-i hal,
Olamaz bilumum millete mal
Diyerek itizar ider hala
Ya tarafgirlik yapar, ya riya…
Bir avuç eşkıyaya, on milyon
Şu kadar her adam esir olmaz!..
Memleket dahilinde mekr farz
Etseniz türkü= haric ez kanun!
Gösterir hep: o der ikmihari
Müteveccih muhacirin akını,
Türkün aklında zahmet olduğunu!
İş kalmış okumak Allah’a!..

xxx

Gitme ey yolcu! Dön yolundan, eğer
İzzet nefse malik insansan,
Şeyhe doğru bir Müslümansan
Sana olmaz o memleket muhacir!…
Oradan geldim, ibret al benden:
Yol yakınken nasihat al benden
Beni hain tanıttılarsa sana
Sen de hain de! Dikkat et ama
Yeni Türklerce doğru söyleyenin
En (mutena) ismi hanidir “hain!”
Olduğun memlekette tercihen
Otur… İmkanı yoksa Türkiye’den
Başka yer bul… Ya ölmeden ikdam!…
Gömül ecdadının mezarlığına!
Gitme tuan kaza bela ağına!
Yoktur: akli selim mantığına
Dar-ı idamdan diyar-ı adem!…
Galiba eski isme aldandık
Orda din kardeşleri mi var sandın?
Yaşıyor varsa son nefeslerini:
Hiç işittik mi dünkü seslerini
Şimdi görsen tanır mısın Türk’ü?
Git de bir kere gör!… O gün bil ki
Öğreneceksin geçip de kendinden
Ailen, ailen değil; sen, sen!..
Bulanan Türk’ü, ben de nalanım,
Ararım: nerde milletim vatanım?
İnanılmazdı girse rüyaya
Dönmeler şaştı “dönme” Türkiye’ye!

xxx

Bu fenalıkların vukuuna hep,
Milletin cehli gösterilse sebep
Ya münevver denen erazil-i nas
Cehlinden ziyade yüz karası;
Vatanının en onulmayan yarası;
Onların ilmi varsa: ilm iflas
Ediyor Asya-i suğrada;
Daha bin yıl kalırsa razıdır,
Eski cehliyle şimdi halk, orada
Aranan her türlü mazidir.
Hani; sünnet düğünlerinde çocuk
Kesilirken; gürültü, mesherelik
Yaparak, bastıran adamlar olur
Çocuğun can hıraç nalesini;
İşte bunlar da milletin sesini
Boğarak zulm içinde sür sürur
Top ve nekkaresiyle ortalığı
Doldurur… Ve muttasıl çalgı
Nağra, alkış, kaside, tazimat!…
Ne hazin mahşer hayat ve memat
Halk, rahat döşeklerinde ölüm
Bekleşirken zelil, dört büklüm;
Kaplamış cevvi bir alay baykuş
Handeden asumanı çınlatıyor.
Ölüler aleminde: Tafra füruş
Bir hayasız hayat, keyf çatıyor.
Bitme bilmez bu bahis, uzundur çok;
Varılan bir netice var şöyle:
Zir-i belası has ve amile
Türk’ü mazur görmenin yolu yok!…
Mülfet ve minnetle anlamış
Kalpler sanki mincemid taşmış!
Öyle şeyler yapıldı Türkiye’de
Ki tahammül getirmeyip te aman
Ölüler kalkmalıydı kabirden,
Hareket hissi yoksa ihyada!
Şuna en çok hayıflanır yanarım:
Ne felakettir ey büyük Tanrım,
Ki, demek mümkün olur: Bana ne?
“Bakınız Türk’ün rezaletine”
Denilirken içinde ben de varım!
İnsanda fikri milliyet,
Ne kadar cahilane bir illet.
Hep o himaye cehli coşturarak
Sevk ederler avamı her tarafa,
Kah olur, bir paçavradan bayrak
Yapılır taçlar kalır turfa!
Ne zamandır bu korku, bizde pek
Had bir devre girdi işleyerek;
Şahlanır Türk ocaklarında duman
Bu dumandan kurum alan ve satan
Yosma beyler, hain oğlu hain paşalar,
O ocaklarda çöp çatan maşalar;
Bir düzendir ki değme keyfine sen:
İyi düzen bu destgahi düzen!
Ayıran fikirdir her insanı
Asıl insanca; yoksa cinsi değil;
Var mı, milliyetim benim; batıl
Denerek hak sayılmak imkanı!
Sen Arapsan felan da Çerkesdir
Herkesin imtiyazı: Herkesdir!..
Kendi şahsınla iftihara yüzün
Tutmasın, sonra milletinle öğün!
Aynı suretle bir tenezzüldür,
Bu tenezzülde bir tekamüldür…
Haklı haksız vazife: Milletini
-Cemi olmak meziyetiyle seni-
İltizam eylemekse milliyet
Hissi insanca his değil elbet.
Ne yazıktır ki asr-ı hazırada
İş bu hodkamlıkla hasta şuur,
Medeniyette irtica ediyor!
Eskiden alır azınca müvda!
Hem bu hodkamlık: Mukaddesmiş!
Sanki mantık: hava imiş, esmiş!
Bence: Millet iddiasıyla
Yapılan her nevi hafiflikler,
Görmemişlikten inbiaş eyler…
Öyle eblehgarab ahvale,
Kudretim iktizası zaten ben
Mücezib bir nazarla bakmazken,
Hele; milletiyle birlikte
Türk’ü bozkurda kaptıran, maymun
Gibi oynattıran tutup bir gün
Şarkdan garba attıran, hem de
Güya Türk’ün inkılab adlı.
Mütenakıs, feci kurt masalı
Bu sebepten oldu mucib nefret!
“Kendi cinsimde olsa bin lanet
ona!” dersem değil miyim haklı?
Bu kadar iddiayı hürriyet
Eden asrilerin esir aklı,
Almıyor yoksa, alsa ben çoktan
Alacağım zavallı boynumdan
Türk’e nisbet vebal ve töhmeti…
Alsın Allah için hacaletini!…

xxx

Hal-i hazan-ı istimal böyle iken
Yeni bir nağme, bir acaib haber:
Karakuşlar haber vermişler
Beni iskat-ı tabiyetten!
İşitip kahkaha ile güldüm ben!
Ve teşekkür ettim işte…Fakat
Beni iskat edenler, etmiş halt!…
Haydi ordan muhannesin nizam!
Sizi çok bildiğim için tanımam!
Biz ki bir lahza dostunuzdan: adam;
Hak tiğan susturan (sehpa ipi)niz
Çıksa ipsiz kalırsınız hepiniz:
Müslüman Türk’ü; öldürüp ne kadar
Mal-ı muruşu varsa hep kapışın,
Bir de ıskatı arkasında koşun
Muhtelis, muhteris haramiler!
Ne kadar aklınız sizin kıttır,
Asıl iskatdır ki: sakattır!
Çoook geç kaldınız!! Ve beyhude
Zahmet etmeyiniz şu meselede…
Sizin olsun karanlık Ankara’nız;
Bana mebus olur mu hiç dinsiz
Bir hükümet ne haddi var zaten?
Ona tabi değildim evvelden!
Bu asarım elde şahittir;
Tabiyet telaşı zaittir!
Ben asıl isterim ki: Türklükten
Çıkayım, Ah! Kabul olsun da;
Sökeyim derdi iste ta kökten,
Beşeriyet ilaç bulsun da!..
Biraz evvel de söyledim; İnsan,
Çıkamaz yoksa her bataklıktan;
Yenilikler satar da hep geridir;
Diyemez: hür değil misin? Çık, gir!
Kimi hemşerilik alır fahri,
Şu benim Türklüğüme pek cebri!
Evet Allah’a itimadım çok;
Ona hiçbir cihetçe güçlük yok;
O benim ilticamı red etmez
Şu yürekten ricamı red etmez
Türk eğer… her gelenle Türkiye’de
Uyuşan… İnönü de, Çankaya’da
Kapansın… ustalıkla tedricen
Güzelim inhisar-ı aileyi
Bozarak herkes ihrakından
Müşterek istifade etmeği
Düşünüp zevcenin feraşı için
Hazır olmuş birer dekolte gelin
Gibi şık, musteha, birer kelebek
Kadar oynak kadınlı, erkekli
Muhtelif ailetten mah
Muhtelit bizim veselat-ı akid iderek
Medeni bir nevi Kızılbaşlık
Olmasıycün de mum söndürmek
Şöyle düşün: latif, rengarenk
Nurlar altında: aşıkare, açık
Aguş aguş, çift çift yapışık,
Birbirinden hayat alıp vererek,
Kalbden kalbe sevgi sızdırarak
Raks eden… ciddi olsa, geçmişine
Küfr edip, daima elha cedid
Bergahında dest bir sine
Yaşayan her gününde bir iki iyd;
Dün: hilafetci, Müslümancı, bugün:
Bolşevik, Türkçü, diktatör, halkçı,
Karışık, zülvücuh bir münci
Aşkının vecdiyle bütün
Eski sermaye mefahirine,
Ölmüş insanların kemiklerine
Tükürüp, leş atıp bu şeylerde
Yeni münciye, münkibat takdir
Eyleyen kem bidaa, pestakir
Dalkavuklarla sanki müttefikin
Çekilip sahneden susan: Kardeş;
Asılanlardan kalan asan: Kardeş;
Kan içen hem de kan kusan: Kardeş
Olarak; emirber cerideleri,
Fırkanız, ihtilaftan ari
Meclisi milletiyle best zaman
Sahte haritayla Tu’elim olan
Sahte asriyyetle, pek aleni
İktisafata bakmadan medeni
Geçinenlerle… bir de hariçden,
Dahilin nevheva davul sesi
Yılışık, mest bu el hoşçasına
Kapılanlar… demekse, artık ben:
Badema -Şahit olsun işte cihan-
Yalnız Müslüman ve insan
Olarak kalmak üzere, Türklükten,
Şeref ve izzetimle istifa
Ediyorum Allah’ın huzurunda!…
Oh, hürriyetim tamam işte!…
Ne: derununda gayret-i iman,
Ne, arkanda mevce-i heyecan,
Ve ne ecdadının kanından kan
Kalmayan handan saltanata
Ne de bir aslı nesli ne malum,
Düşman-ı ırz ve din, cehil ve zulüm
Şımarık, züppe sonradan görme,
Kahbe, namerd, kafir el name…
Usta hırsız, reis-i evtasan
Yaman hırsız, haris-i servet, ve şan
Rahmanı sefih, sefiha
Mütecasir, dedim küstaha
Neyim var hükme Allaha
Tabiyim!… Milletim de İbrahim
Milletinden, bu nakle fahr ederim!
En büyük millet, en büyük devlet!
Eski Osmanlı Türkünüm zaten
-Hani İslam dini u zere iken
İlm halinde yer bulan millet
Buydu… Lakin sonuncu nesil deni
O nebi-i celile nispetini
Zayi etmekle kalmayıp, bir de:
Türk’e, hatta o eski peygamber,
Bilakis, kendi müntesiptir de
Diye bir başka yave söylediler:
-Hezeyanın hududu yok, ne diyeyim?-
İşte bizzat hur-u İbrahim;
Böyle tımarhane harici deli,
Böyle hep akli ve nakli bilteleyan
Çoğu makhur ve münderis, ahali;
Azı kahır ve müfteris hayvan
Denecek kavme intisabı nasıl
Red ve inkar ederse, elhasıl
Ben de ayniyle red edip Türk’ü,
Tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme
Beni Türk milletinden ad etme

İskeçe, 1 Temmuz 1927
Mustafa Sabri

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here