5. Nida

“Ey iman edenler! Hep birden İslam’a girin. Sakın şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara 208)

“Ey iman edenler!
Ey iman iddiasında bulunanlar! İşte Rabbiniz beşinci kez size sesleniyor! Allah sizi kendisine muhatap alıyor! Rabbinizin sözlerine kulak verin!
Sıkı durun ki, imanınıza yeni bir deneme sorusu geliyor! Bu ayetle yeniden imanınızın sınavını vereceksiniz. Ya kalbinizle, dilinizle ve bütün hayatınızla iman edenlerden olduğunuzu tasdik edecek veya da sadece dilleriyle iman edip imanları kalplerine ve hayatlarına girmemiş olanlardan olacaksınız!”
İşte bu sözlerle “Ey iman edenler” nidasının altında bize verilmek istenen mesajları yeniden hatırlıyoruz ve ayeti anlamaya yeni bir ‘iman deneme sınavına’ girer gibi başlıyoruz inşaallah..

a-Nüzul Sebebi:

İbni Abbas’ın rivayetine göre bu ayet; Yahudilerden Sa’lebe, Abdullah bin Selam, İbni Yamin, Kâb’ın oğulları Esed ve Useyd, Şu’be bin Amir ve Kays bin Zeyd hakkında nazil olmuştur. Bu kimseler müslüman olduktan sonra Rasulullah (s.a.v)’a gelerek:
-Ey Allah’ın Rasulü! Bizler Yahudi iken Cumartesi gününe tazimde bulunurduk, bize izin ver de Cumartesi gününe tazimde bulunmaya devam edelim. Tevrat da Allah’ın kitabıdır. Yine bize izin ver de gecelerimizi Tevrat’la ihya edelim, dediler.
Bunun üzerine Rabbimiz; “Ey iman edenler! Toptan İslam’a girin. Sakın şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır.” ayetini indirdi.

b-Allah Katındaki Tek Makbul Din İslam’dır:

İslam; “silm” kökünden türemiştir. “Selamet, emniyet, güven, barış ve huzur” anlamlarına gelmektedir. Selametin, emniyetin, güvenin, barış ve huzurun yegâne kaynağı olduğu için Rabbimiz bu dini “İslam” ile isimlendirmiştir. İslam’ın dışındaki din, ideoloji ve fikirlerde dünya ve ahiret selameti yoktur. Onların dünyaları güvensiz, huzursuz, barışsız ve selametsizdir. Ahirette yeri cennet olmayanın ise selametinden söz edilemez.
İman edenlere gelen birinci emir; “Toptan İslam’a girin” emridir.

1-Ey Yahudi, Hıristiyan, Mecusi, Müşrik, Kafir vb. olanlar toptan İslam’a girin. Çünkü sizin ondan başka çıkar yolunuz, selamet ümidiniz bulunmamaktadır.
Ayetin birinci anlamı budur. İbni Abbas bu ayetin; “Ey Musa’ya ve İsa’ya iman edenler! Muhammed (s.a.v)’e de iman etmek suretiyle toptan İslam’a giriniz!” anlamına geldiğini söylemiştir.
Çünkü Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

“Muhakkak ki Allah katındaki geçerli tek din İslam’dır..” (Ali İmran 19)
“Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecektir. Ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Ali İmran 85)

Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Muhammed’in canını elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, Yahudi veya Hıristiyan olsun bu ümmetten her kim beni işitir, sonra da benimle gönderilene iman etmeksizin ölürse şüphesiz cehennemliklerden olur.”[1]

Rasulullah (s.a.v) gelmeden önce Yahudi ve Hıristiyanlardan iman edenler, salih amel işleyenler Rablerinin cennetini hak ettiler. Ancak Rasulullah (s.a.v) Kur’an ile gönderildikten sonra, ona iman etmeyen bütün din toplulukları için cehennem hükmü geçerli oldu. Muhammed (a.s)’e ve O’na gönderilmiş olan kitaba iman etmedikçe, onların yapmış oldukları hayır ve hasenatlar kabul görmeyecektir. Onlar için bir cennet fırsatı bulunmamaktadır.
Ancak bugün “yarım yamalak bir namaz haricinde” ellerindeki her şeyi kaybetmiş olan müslümanlar, bu hükümleri de kaybetmişlerdir. Hatta Kur’an ve Sünnet okuyan müslümanlar bunu tartışır hale gelmişlerdir.
“Bir kimse Tevrat’a veya İncil’e iman ediyor, salih amel işliyorsa neden cennete girmesin?” diyen Müslümanların sayısı maalesef az değil..
Neden mi efendim? Allah ve Rasulü öyle söylediği için!!!
Biraz insaf lütfen, Allah ve Rasulünden gelen her şeyi irdelemek, didiklemek, bu zamana uydurmak, cılkını çıkarmak zorunda mıyız?

Bizler Rahman ve Rahim olan, kullarına karşı sonsuz şefkatli ve merhametli olan bir Rabden daha mı merhametliyiz? Hâşâ O, Yahudi ve Hıristiyanlara rahmet etmeyi bilemedi de, biz mi O’na öğreteceğiz?
Ben her gün cennet ve cehennem bizim elimizde olmadığı için Allah’a hamd ediyorum! Allah korusun eğer öyle olsaydı, bir sürü Yahudi’yi, Hıristiyan’ı, kafiri, soysuzu cennete doldurur, bir sürü garibanı, masumu da cehenneme tıkardık!

Onlar İslam’a girmedikçe cennete de giremeyecekler!
Müslümanın bunu bilmesi gerekir ki, onlara karşı içinde bir sevgi beslemesin. Onlara cehennemde yanan kütükler gözüyle baksın. Onlarla diyaloglar kurmaya kalkmasın.
Müslümanlar neden Yahudi ve Hıristiyan dinleriyle diyalog kurmaya çalışıyorlar, inanın anlamış değilim. Üstün olan, geçerli olan, makbul olan bizim dinimiz değil mi? Çok istiyorlarsa Yahudi ve Hıristiyanlar gelsin müslüman olsunlar. Dinimizi onlardan kıskanacak değiliz. Ancak nedir bizim Müslümanlardaki bu Yahudi ve Hıristiyan aşkı? Memnun değillerse, onlar da çıksın gitsinler. Bir şey demiyoruz!

Ama lütfen hakkı batıla bulamasın kimse! İslam böyle lakaytlıklara gelemez. Eskiden bir kafir, bir müslüman, ikisinin ortası bir de münafık vardı. Şimdi Yahudimsi müslüman, Hıristiyanımsı müslüman gibi ne olduğu belirsiz bir grup türedi. Allah aşkına bunlar eğer cennete gideceklerse, neresine giderler merak ediyorum. Cehenneme gideceklerse, hangi tabakada olacaklarını merak ediyorum. Ah biraz da kendileri merak etse!

2-Ey iman edenler! Bütün yönünüzle İslam’a girin! Yarım yamalak değil, adam akıllı müslüman olun!
Ayetin ikinci anlamı da budur.
Ayetin nüzul sebebinde de gördüğümüz üzere, bir kimse İslam’la şereflendikten sonra, üzerindeki diğer dinlerin kalıntısını terk etmelidir. Cahiliyye özelliklerini bir kenara bırakmalıdır. Bir kimsenin gündüzü Kur’an’la, gecesi ise Tevrat’la geçemez. Hayatının bir bölümü Allah’ın kitabına uygun, diğer bölümleri ise hevasının kitabına uygun olamaz.
Müslüman gecesinde gündüzünde, hayatının her alanında ve aşamasında müslüman olmalıdır. Hayatının her bölümü kitaba uymalıdır.

“..Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası, dünya hayatında ancak rüsvaylık, kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmış olduklarınızdan asla gafil değildir.” (Bakara 85)
“Allah ve Rasulü bir işe hüküm verdiği zaman, mü’min bir erkek ve kadına o işi kendi isteğine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab 36)
“Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Rasulüne davet edildiklerinde, mü’minlerin sözü ancak “İşittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.” (Nur 51)
“Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa 65)
Ayetlerde görüldüğü üzere, bir kimse İslam’a girdikten sonra, kitabın tamamına uymak, Allah ve Rasulünün verdiği her hükme gönülden itaat etmek durumundadır. İslam; teslimiyettir. Öyleyse müslümanlar olarak her halimizle O’na teslim olmalıyız.

c- Şeytan Bir Nimettir:

Bizler ayet ve hadisler ışığında hazırlamış olduğumuz “Eyvah, Çocuğumu Şeytan mı Eğitiyor?” isimli çalışmamızda, şeytanın müslümanlar için yaratılmış bir nimet olduğundan bahsetmiştik. Şeytanın hayırlara koşmak ve günahlardan sakınmak konusunda insanı kışkırtan bir özelliğe sahip olduğuna değinmiştik.
Bu çalışmamıza da kitaptan bir bölümü alıntılıyoruz ki, şeytanın nasıl bir nimet olduğunu daha iyi anlayalım inşaallah..

“Ey hayatın anlamını kendisiyle öğrendiğim!
Ey her sabah gözlerimi kendisiyle açtığım!
Ey!
Göz kapaklarıma en son dokunan sinsi bakış!
Ensemdeki kışkırtan nefes!
Tenimden ayrılmayan en sahici gölge!
Damarlarımda akan siyah kan!
Bilsen; şimdi nice hamd kuşanmış sözcükler dökülüyor dudak kıvrımlarımdan.. Nasıl minnettarlıkla tesbihlere dalıyor kalbim.. Varlığına.. Var edilişine.. Var edene!
Seni benim için yaratan Rabbimin şanı ne yüce!
Ne güzel bilir benim Rabbim, en güzel bilir!
Kara çehrenin ardında nice nurlu yollar gizlemiş bana..
Meğer imtihanı kazanmam için elime verilmiş kopyaymışsın sen..
Meğer sen neymişsin böyle! Bildiğim ve daha bilemediğim..
Laf aramızda; ilk defa iyi bir şey yaptın..
Cennet yolunu kolaylaştırdın bana, adımlarıma hız kattın..
Sancılı bekleyişlerin, kıvranışların sandalımın kürekleri oldu..
Hep gelirdin ama yine geldin ve durdun karşımda..
Masamın başında bekledin.. Tam gözbebeklerimde..
Kalbin kalemimin ucunda atıyordu ve klavyemin tuşlarında..
Kalemime davrandım.. Tuşlara dokundum..
Canına dokundum..Canını yazdım, canını okudum..
Kıvrandın, kalakaldın ellerimin altında..
Ben eve girdim besmeleyle, kapıyı yüzüne kapadım..
Elin kısıldı.. Hem eline hem de evsizliğine ağladın..
Bir bekleyenim varken kapıda, eve girmek ne güzel..
Ben sofraya oturdum, kaşığa davrandım..
Sen aç kaldın, susuz kaldın..
Ben yedim, içtim, sen ellerin bağlı bakakaldın..
Sen açlıktan kıvranırken yemeğin tadı ne güzel..
Ben elbisemi giyindim, saçlarımı taradım..
Seni perişan elbiselerinde kalmaya mahkum ettim..
Sen tırnaklarını ısırırken, bir aşağı bir yukarı boy göstermek ne güzel..
Ben otobüse bindim, arabaya bindim..
Sen yürüyerek gelmek zorunda kaldın..
Oflaya puflaya yürüyüşüne camdan el sallamak ne güzel..
Ben seccademi serdim, kitabımı açtım..
Sen ardına bile bakmadan kaçtın..
Yangından kaçar gibi gidişine gülmek ne güzel..
Ben yatağıma girdim, yorganımı sarındım..
Sen gece boyu titredin, ayakta kaldın..
Oysa yarın iş başı.. Yorgunsun..
Ezana açık kulaklarıma işemeye kalkma, ben çoktan uyandım..
Sana inat yeni bir güne başlamak ne güzel..
Şimdi ağlamaklı gözlerinle yalvarma bana..
Ben seninle aşk yaşayamam..
Verdiğin yüzüğü beğenmedim ki, taksam parmağıma..
İki kişilik sofralar bana göre değil.. Doyamam..
Ateş renkli saraylar vaat ediyorsun.. Aldanamam..
Aşklara karnım tok, biraz cenk konuşalım seninle..
Aramızda ezeli bir savaş var..
Ve büyük bir maç..
Tetiği önce çeken sen misin, ben mi? Peki ya golü atan?
Bilmem ki, ölümüm ne zaman?
Daha ne kadar sürecek içler acısı halin, bilmem ki..
Mutsuzluğunla beni mutlu ettin ya, bundan daha iyi ne yapabilirsin sen?
Senden son bir isteğim olacak; kabrime de gel olur mu? Yalnız kalışına güleyim.. Sana gülmenin zevkinden mahrum etme beni..
Ancak oyunun son perdesi zannetme bunu..
Rabbimden öyle bir dileğim var ki, duyunca dudakların uçuklayacak.. Rengin uçacak..
Seni kendi ellerimle atayım cehennemin ortasına..
Sonra cennetin balkonundan sarkarak aşağıya, dünyada hiç gülemediğim kadar özgür kahkahalar salıvereyim ardından..
Kahkahalarım cehennemin demir duvarlarına çarpsın.. Ve ebediyen kulaklarında yankılansın..
Benim Rabbim kullarına çok yakındır. Dualara icabet edendir.”

Bu yazıda, hayatının her bölümünü şeytanla yaşayan bir kimsenin ruh haline değinilmiştir. Bu kimse için, sonunda “şeytanı yenilgiye uğratmak” hedefi olduğundan, salih amel işlemek veya kötülüklerden kaçınmak kolaydır.

Çünkü bu insanın tüm hayatı “şeytana nispet yapmakla” geçer. Bu ise baştan sona bir zevktir.
Yani amaç; şeytanı gözümüzün önünden ayırmamaktır. Düşmanımızı gözümüzün önünden ayırmamak; bizi ona karşı savaş pozisyonu almaya götürecektir.
Evet, meleklerin kanatları, serinliği, sükuneti güven verir insana.. Ancak kendini aşırı güvende hisseden bizler için biraz telaş gerek.. Düşmanımız gözümüzün önünde durmalı ki, teçhizatımız tam olsun.. Uyanık, dinamik ve güçlü olalım..”

d-Şeytanın Adımlarına Tabi Olmak:

İslam’a sarılın emrinden sonra ayetin devamı bize, “şeytanın adımlarına tabi olmayı” yasaklamıştır. Çünkü bizi İslam’ımızdan eden, bizi adam akıllı müslüman olmaktan engelleyen şey; şeytanın adımlarına uyuyor olmamızdır.
Rabbimiz kitabında 89 kez “Şeytan” olarak, 11 kez de “İblis” olarak tam 100 kez bize şeytanı anlatmaktadır. Bunun anlamı; yüzlerce kez şeytanı düşünmemiz gerektiğidir..
“Muhakkak ki şeytan sizin için bir düşmandır. Öyleyse siz de onu kendinize düşman bilin, düşman edinin..” (Fatır 6)

Rabbimiz şeytana bize düşman olma iznini verdi.. Bunun yanı sıra düşmanlığını yürütebilmesi için ona bazı özel izinler ve yetenekler de verdi..Bizi ise daha farklı şekillerde donattı.. Onunla savaşacak bütün teçhizatı ruhumuzda sakladı.. İhlasımız karşısında şeytanın hilesini bize boyun eğdirdi, zayıf kıldı..

Şeytan dedi ki: Şu benden üstün kıldığına bir bak! Eğer beni kıyamet gününe kadar yaşatacak olursan, pek azı dışında onun neslini kendime bağlayacağım.
Allah da şöyle buyurdu: Git, onlardan kim sana uyarsa, iyi bilin ki hepinizin cezası; cehennemdir. Tam uygun bir ceza! Onlardan gücünün yettiği kimseleri davetinle şaşırt. Süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaralara boğ. Mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaatlerde bulun. Şeytanın vaatleri hep aldatmadan ibarettir. Şu muhakkaktır ki, benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir otoriten olmayacaktır. Onları koruyucu olarak Rabbin yeter.” (İsra 62-65)

Şeytanın plan ve projelerini, stratejilerini anlatmakla bitiremeyiz. Ancak şunu bilmeliyiz ki, şeytan her nabza uygun şerbeti bulmakta ve ona göre hareket etmektedir. Hiçbir zaman pes etmemekte, mola vermemekte, tatil yapmamakta ve emekliye ayrılmamaktadır. Küçücük bir günahı işletmek için bile yıllarını verebilecek kadar yaptığı işte samimi ve kararlıdır.
Şeytan insana adım adım yaklaşır.
Onun en çok istediği şey; Allah’a şirk koşulmasıdır. Çünkü bu cehennemin en kestirme ve düz yoludur.

Eğer bunu başaramazsa, insanın hayatına bid’at sokmaya çalışır. Çünkü bid’atle dolu olan bir din de Allah tarafından makbul olmayacaktır.
Bunu da başaramazsa, büyük günahları işletmek için çalışır. Çünkü bu insanı tek seferde helake götürebilecek bir unsurdur.
Bunu da başaramazsa, küçük günahları işletmek için çalışır. Çünkü küçük günahları üst üste koyarak bir yığın haline getirmek istemektedir.
Bunu da başaramazsa, insanı vacip ve sünnet amellerinden alıkoymaya çalışır. Çünkü bununla onun sevap kazanma oranını düşürmeyi planlamaktadır.
Eğer bunu da yapamazsa, amellerinin içini boşaltmaya çalışır. Çünkü ruhu olmayan bir amel kişiye sevap sağlamayacaktır.
Onun amacı, ne olursa olsun insandan hayır namına bir şeyler eksiltebilmek ve ona şer namına ilavede bulunabilmektir.

e-İsrailoğullarından Bir Abidin Adım Adım Şeytana Uyması:

“Şeytanın bir adımına uymak” kişiyi mutlaka ardından başka bir adıma tabi olmaya sürükler. Aşağıdaki kıssa bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Vehb bin Münebbbih şöyle anlatmıştır:
“İsrailoğulları arasında abid bir adam vardı. Çağının en çok ibadet edeniydi. O adamın döneminde bir kız kardeşleri olan üç kardeş vardı. Hepsinin ilan edilmiş olan seferberliğe katılıp savaşa gitmeleri gerekiyordu. Babaları ölmüştü ve kız kardeşleri de bekârdı.
Üç kardeş kız kardeşlerini kime emanet edecekleri hususunda uzun zaman düşündüler. Nihayet kız kardeşlerini İsrailoğullarından olan o abid kişinin yanına bırakma konusunda görüş birliğine vardılar. Bu tekliflerini abide bildirdiklerinde abid, bundan şiddetle kaçındı ve; “Böyle bir şeyi kabul etmekten Allah’a sığınırım” dedi. Ancak gençler abid isteklerini kabul edinceye kadar ısrar etmeye devam ettiler.

Sonunda abid; “Öyleyse onu benim manastırımın karşısındaki bir eve yerleştirin” dedi. Onlar da kız kardeşlerini rahibin manastırının karşısındaki bir eve yerleştirerek gittiler. Rahip her gün kız için bir miktar yemeği manastırın kapısının önüne koyuyor, sonra da kapısını kilitleyip ibadete çekiliyordu. Kız da kapının önünden yemeğini alıyordu. Bir müddet bu şekilde devam etti.
Ancak şeytan yumuşak bir şekilde abide yaklaşıyor ve kızın gündüz vakti evden çıkmasının tehlikeli olduğunu, birilerinin onu görü de bağlanma ihtimalini hatırlatarak onu korkutuyordu. Abid uzun süre şeytanın bu sözlerine kulak asmadı. Ama şeytan eğer yemeği kızın kapısına kadar götürürse, alacağı sevap ve mükafatın daha da çoğalacağını telkin ederek onu bu işe sevk etti.
Nihayet abid yemeği kızın kapısının önüne bırakmaya başladı. Bir süre böylece devam etti.
Şeytan bu sefer de; “Sen onunla konuşup sohbet etsen, ona bildiklerinden öğretsen, senin mükâfatın daha fazla artacaktır. Çünkü o yalnız ve kimsesiz bir kızdır” demeye başladı. Abid uzun süre şeytanın bu sözlerine kulak asmadıysa da sonunda manastırından çıkmadan kızın halini hatırını sormaya başladı.

Şeytan bu sefer de abide, manastırından çıkıp kızla karşılıklı sohbet etmesini telkin etmeye başladı. Nihayet abidi manastırından indirdi ve kızla karşılıklı sohbet etmesini sağladı. Böylece uzun zaman karşılıklı konuştular ve sohbet ettiler.
Şeytan bu sefer de, kızın evden çıkmasının tehlikeli olduğunu, yüzünü başkalarına göstermesinin doğru olmadığını telkin ederek, kızın evine girmesini ve onunla orada sohbet etmesini telkin etti. Nihayet abid kızın evine girmeye ve onunla evinde sohbet etmeye başladı.
Artık abid sabahtan akşama kadar kızın evinde onunla sohbet ediyor, akşam olunca manastırına çekiliyordu. Bu arada şeytan kızı abidin gözüne güzel göstermek için gayret ediyordu.
Nihayet bir gün abid kızı öptü. Şeytan kızı gözüne süslemeye devam etti ve davranışını daha da ileri götürmesini telkin etti.

Bunun üzerine bir gün abid kızla zina etti ve kız hamile kaldı. Sonra çocuğunu doğurdu.
Bu defa şeytan gelerek; “Peki ya kardeşleri dönüp de senin kızdan bir çocuğun olduğunu öğrenince ne yapacaksın? Çocuğu öldür ve göm. Başka türlü bu işten kurtulamazsın” demeye başladı. Nihayet abid çocuğun boğazını kesti ve onu gömdü.
Bu defa şeytan gelerek; “Sen bu kadının oğlunu öldürmüşken, ona yaptıklarını kardeşlerinden gizleyeceğini mi zannediyorsun? En iyisi onu da boğazla ve oğlunu gömdüğün yere göm.” demeye başladı. Nihayet abid kızı da öldürerek oğlunu gömdüğü yere gömdü. Üzerine büyük bir kaya koydu ve onu dümdüz bir şekilde toprakla kapattı.

Sonra manastırına çıktı ve uzun bir süre ibadetine devam etti. Nihayet kızın kardeşleri savaştan döndüler ve abidin yanına gelerek kız kardeşlerini sordular. Abid vefat haberini onlara bildirdi ve kıza Allah’tan rahmet diledi. Sonra da ağlayarak; “O çok iyi bir kızdı. İşte bu da onun kabri, gelin görün” dedi. Kardeşleri kabrine giderek onun için ağladılar ve dua ettiler.
Gece olunca evlerine döndüler ve uykuya daldılar. Şeytan rüyalarında onlara bir yolcu halinde görünerek kız kardeşlerinin durumunu sordu. Onlar da kız kardeşlerinin öldüğünü haber verdiler. Bunun üzerine şeytan:
“Hayır! Bütün bunlar yalan. Abid kız kardeşinizle ilgili size doğruyu söylemedi. O kız kardeşinizi gebe bıraktı, ondan bir oğlu oldu. O çocuğu boğazını keserek öldürdü. Sonra da sizden korkarak kız kardeşinizi de aynı şekilde öldürdü. Ondan sonra ikisini de falanca yere gömdü. Haydi gidin de onun mezarına bakın. Şüphesiz siz kız kardeşini ve oğlunu size söylediğim şekilde orada bulacaksınız” dedi.

Şeytan o gece hepsinin rüyasına teker teker girdi. Sabah uyandıklarında herkes, gördüğü rüyadan dolayı hayretler içindeydi. Biri diğerine “Ben şaşılacak bir rüya gördüm” dedi ve birbirlerine gördüklerini anlattılar. En büyükler; “Bu karmakarışık doğrulukla ilgisi olmayan bir rüyadır. Bırakın bunu da işimize bakalım” dedi. Ancak en küçük olanı; “Ben o yere gidip bakmadan rahat edemeyeceğim” dedi. Böylece hep birlikte rüyalarında tarif edilen yere gittiler. Kazdıkları zaman rüyalarının doğru olduğunu gördüler.

Abide gelerek kardeşlerinin durumunu sorduklarında, abid yaptıklarının doğru olduğunu söyledi ve itiraf etti. Bunun üzerine kardeşler abidi hükümdara şikayet ettiler. Hükümdarın adamları abidi manastırından indirerek asılmak üzere getirdiler.
İdam edecekleri ağaca onu getirdiklerinde şeytan gelerek:
“O kadın hakkında seni fitneye düşürüp sonunda seni o kadını gebe bırakacak noktaya getiren, onun ve oğlunun boğazını kesmeni telkin edenin ben olduğumu biliyorsun. Bugün bana itaat edecek ve seni yaratan Allah’ı inkar edecek olursan, seni içinde bulunduğun bu halden kurtarırım.” dedi.
Nihayet abid şeytana itaat ederek Allah’ı inkar etti. Bunun üzerine şeytan ondan uzaklaşarak:
“Muhakkak ki ben senden uzağım! Ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım!” dedi. Hükümdarın adamları da abidi asarak öldürdüler.”

Rabbimiz şöyle buyurmuştur:
“Onların durumu, şeytanın insana “Kafir ol” dediği zamanki durumu gibidir. Kafir olunca da; “Muhakkak ki ben senden uzağım. Ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” der. Sonra ikisinin de akıbetleri orada ebedi olmak üzere ateşin içinde kalmalarıdır. Zulmedenlerin cezası işte budur.” (Haşr 16-17)

f- Sonuç:

“Deki; Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım. Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım Rabbim.” (Mü’minun 97-98)
Rasulullah (s.a.v) sabahladığında ve akşamladığında şu şekilde dua ederdi:
“Ey Hayy (diri) ve Kayyum (kullarının bütün işlerini düzenleyen) olan! Rahmetinle senden yardım isterim. Bütün işlerimi düzelt ve yoluna koy. Ve beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsime bırakma.[2]

Bizler de bu dualarla şeytanlardan, onların kışkırtmalarından ve yanımızda bulunmalarından Rabbimize sığınmalıyız.

Ey Rabbimiz! Bize gerçek bir İslam anlayışı ver. Hayatımızın her alanını İslam’la güzelleştir.
Ey Rabbimiz! Şeytanın adımlarıyla bizim adımlarımızın arasını doğu ile batı arası kadar uzaklaştır.
Ey Rabbimiz! Göz açıp kapayıncaya kadar bile bizi kendimize bırakma. Amin..

“Allah’ım! Seni bütün eksikliklerden uzak tutarak hamdinle tesbih ederim. Senden başka hiçbir ilah olmadığına şehadet ederim. Senden bağışlanma diler ve sana yönelirim.”

Ümmü Reyhane


[1] Müslim/İman 240.
[2] Hakim/Müstedrek 1/545.

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here