Dünyada 3 çeşit kul vardır.

1- Birincisi, sadece zor zamanlarında Allah’a azze ve celle ibadet eden:

Devasa bir trajedide, tehlikeli bir hastalıkta neden gururlu olduğunu unutup Allah’a dua eder ve yardım ister. Allah azze ve celle bu tip kulu Kur’an-ı Kerim’de bu şu şekilde tanımlıyor:

“Karada ve denizde sizi seyrettiren (gezdiren) O’dur. Hatta siz gemi(ler)de idiniz ve güzel, hoş bir rüzgâr ile onlarla (içindekilerle) (denizde gemiler) seyrediyorlardı (yüzüyorlardı). Ve onunla ferahladılar (sevinçliydiler). Ona fırtınalı bir rüzgâr geldi ve onları her taraftan dalgalar sardı. Onlarla ihata edildiklerini (kuşatılıp çevrildiklerini) zannettiler. Dîni, ona mahsus (has) kılarak ihlâsla Allah’a dua ettiler: “Eğer bizi bundan kurtarırsan, biz mutlaka şükredenlerden oluruz.” Fakat onları kurtarınca, (o zaman) onlar yeryüzünde haksız yere azgınlık yaparlar. Ey insanlar! Sizin azgınlığınız size (kendinize)dir, dünya hayatının metaı (menfaati)dir, sonra dönüşünüz Bizedir. O zaman yapmış olduklarınızı size haber vereceğiz.” Yunus/22-23

Ne zaman umutsuzca Allah’a azze ve celle yakarsa, Allah’ın azze ve celle mucizelerine ve yardımına tanıklık eder. Sorunları çözüme kavuştuğu zaman ise Allah’a azze ve celle gerçekten ihtiyacının olmadığını düşündüğü zamanlara geri döner.

2- Allah’a azze ve celle sadece mutlu ve bolluk zamanında ibadet eden:

Bu tip insanlar, işler zora girdiğinde pes ederler. Ellerini kaldırır ve o tehlikeli iki kelimeyi söylerler: “Neden ben?” Allah’ın azze ve celle hareketini sorgular, düşünür ve belki de der ki “Allah bana neden bunu yapıyor?

Allah azze ve celle bu tip insanları Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde tanımlar:

“İnsanlardan bazısı da, Allah’a bir kenardan (şüphe içinde) kulluk eder. Artık ona bir iyilik isâbet ederse, onunla mutmain olur. Fakat ona bir kötülük isâbet ederse, yüzüstü döner (dinden çıkar). Dünyayı da, âhireti de kaybetmiştir. İşte o apaçık hüsran, budur!” Hacc/11

Bu insanlar, doğal olarak “kolaycı” olarak adlandırılırlar. Ve yaşadığı zorluklar, onların Allah’ın davranışlarını sorgulamaya sebep olur.

3- Hem zorlukta hem kolaylıkta ibadet eden:

Yaşadığı zorluk ya da kolaylık fark etmeden ibadetlerinde tereddüt etmezler. Zorluklar onun içine dönmesine, kolaylık aramasına ve er-Rahman’dan yardım istemesine sebep olur. Bollukta ise daha şükür halinde, elindekilerini diğerleriyle paylaşan ve bunun devam etmesini er-Rezzak’tan isterler.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed aleyhissalatu vesselam der ki:

“Mü’minin her işi hayırdır. Eğer iyi bir şey olursa, şükreder ve bu onun için hayırdır. Eğer başına kötü bir şey isabet ederse, sabreder ve bu da onun için hayırlıdır.” Sahih Müslim

Her inananın hedefi, bu tavır gibi Allah’a bu şekilde ibadet etmek olmalı. Duygusal durumun getirdiği doğal koşullarda, bir inanan Allah’a hakkı ile ibadet edecek bir yol bulur.

Allah azze ve celle Kur’an-ı Kerim’de buyurur ki:

“Sizi mutlaka biraz korku ve açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsûllerden bir noksanlık ile imtihân edeceğiz. (Ey Resûlüm!) O hâlde sabredenleri (Cennetle) müjdele! Onlar ki, kendilerine bir musîbet geldiği zaman: ‘Muhakkak ki biz, Allah’a âidiz ve muhakkak ki biz, ancak O’na dönücüleriz!’ derler.” Bakara/155-156

Eğer sevdiklerinizi, servetinizi, güveninizi, ya da kendine değer anlayışınızı kaybederseniz, rahat, güçlü ve sabırlı bir atmosfer oluşturmak amacıyla akılda tutulması gereken bazı şeyler vardır.

Aşağıdaki beş temel anahtar, manevi rahatlamayı sağlayan bir ortam ve ruh halini oluşturmaya destek olur.

1- Beşer olduğunuzu kabul edin

Çoğumuzun kültürü duyguların geçerliliğini kabul etmez. Çocukluğumuzdan bu yana belirli duyguların iyi diğerlerinin kötü olduğunu sandık. Yani duygularımızı kabul edip onlarla anlaşmak yerine hepsini temelden yakarsak daha iyi olur sandık.

Bizler duygusuz varlıklar değiliz. Asla da olmak istemeyiz!

Kültürümüzün bize dikte ettiğinin aksine, bizler çok farklı duygular yaşarız. Harika işler başarma ve inancımızı arttırma potansiyelimiz var. Biz, bu duyguların -kendi kendimize uydurduğumuz- zayıflık ibaresi olmadığını kabul etmek zorundayız.

En iyi örneklerden biri, Hz İsa’yı aleyhisselam dünyaya getirdiği sıradaki Hz. Meryem’in aleyhisselam hikayesi:

“Nihâyet doğum sancısı onu (kuru) bir hurma ağacının dibine gitmeye mecbûr etti. (Utancından:) ‘Keşke ben bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!’ dedi. “Meryem 23

Allah azze ve celle Onun sertçe yakarmasına “Ölümü dileme!” veya “Daha sakin ol!” demedi. Bilakis büyük ve harika bir rahmet ile Ona şu söyleniyordu

“Derken (Cebrâîl) ona (hurma ağacının) aşağısından şöyle seslendi: ‘Üzülme! Şübhesiz ki Rabbin, alt tarafında (ondan yararlanacağın) bir su arkı meydana getirdi.’ ‘Hem hurma ağacını kendine doğru silkele ki üzerine tâze hurmalar dökülsün!’ (Ve yine ona denildi ki:) ‘Artık ye, iç ve gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görecek olursan (onlara): ‘Doğrusu ben, Rahmân için (susma) oruc(u) adadım; bu yüzden bugün hiçbir insanla aslâ konuşmayacağım!’ de!’ “Meryem 24-26

Allah azze ve celle o kadar merhametli ki ölmeyi dilediğini söyleyecek kadar çok acı altında olan bir kadına nasıl davranılması gerektiğini gösteriyor. Ve şunu daima hatırınızda tutun! O sıradan bir kadın değildi, O Hz. Meryem’di aleyhisselam. Tarihindeki tüm inananlar içinde en iyi ve en dürüst kadındı.

Allah azze ve celle bizleri yarattı ve biliyor ki büyük zayıflıklarımız var, bizler kusurlu ve eksiğiz. En harika kadın ya da erkek de birer beşerdir. Bizim gibi acı çekerler, bizim gibi yoğun yaşarlar duygularını. Ve evet, onlar da sıkıntılı zamanlarda pişman olacakları şeyler söylediler.

Yani, sen pişman olacak şeyler söylesen ya da yapsan bile Allah azze ve celle, affedicidir. Yaşadığın süre boyunca hala kendini kurtarma şansın var. Hala sakinliğini ve kaybettiğini düşünmemeyi yeniden kazanma şansın var.

Sen bir insansın, bunu kabul et ve hata yapacaksın. Bazen de mutsuz olacaksın. Sadece sen bunu kabul ettiğinde bile bu senin daha iyi hissetmene sebep olacak.

2- Duygu yoğunluğunu Allah’a azze ve celle daha iyi ibadet etmek için kullanın:

Öncelikli olarak, bir beşer olduğunu kabul ettin ve duyguların zehirmiş gibi davranmayı bıraktın. Şimdi bu duygusal yoğunluğun, Allah’a azze ve celle daha derinden ve daha uygun bir yol ile kullanılabilir olduğunu anlamaya başlayabilirsin.

Hüzün ve keder zamanında şikayetini Allah’a azze ve celle’ye sun, tıpkı Hz. Yakup’un aleyhisselam, oğlu Hz. Yusuf’tan aleyhisselam yıllarca ayrı kalmasından dolayı harap olduğunda, sadece Allah’a azze ve celle şikayetini sunduğu gibi. O demişti ki:

“Ben hüznümü ve kederimi yalnız Allah’a şikayet ederim.” Yusuf/86

Umutsuz kaldığında ve hayal kırıklığına uğradığında, bütün fırsat kapılarının yüzüne kapandığını sandığın zaman, tüm kapıları senin için açabilecek, El-Fettah olan Allah’a azze ve celle dön. Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselam ve ashabı radıyallahu anhum Mekke’de zulüm altındalardı. Hz Muhammed aleyhissalatu vesselam Taif’e müttefik bulmak için gittiğinde müttefikleri bulmak bir yana, bir de reddedildi ve vahşice sınır dışına çıkarıldı. Bunların üstünde de, aynı yıl sevgili hanımı Hz. Hatice’yi radıyallahu anha ve kendisini koruyan amcası Ebu Talib’i kaybetti. İşte o zamanda, bütün kapılar kendisine kapanıyormuş gibi gözüküyordu ve O aleyhissalatu vesselam, Allah’a azze ve celle döndü ve şu güçlü yalvarışta bulundu:

“Ey Allah’ım! Gücümün zayıflığını, tedbirimin azlığını, halkın nazarında zavallı ve hor görülüşümü, sana arz ve şikâyet ediyorum!Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sensin, benim ve zayıf düşenlerin Rabbi! Beni kime emanet ediyorsun? Sana uzak olan ve beni gördükçe bana sert ve kaba davranan kimseye mi bırakıyorsun? Yoksa dâvamda bana üstün kılacağın düşmana mı bırakıyorsun? Eğer sen bana gazaplı değilsen, başıma gelenlere hiç gam çekmem! Fakat senin esenlik ve rahmetin, benim için gazabından daha hoştur. Senin benim üzerime gazabını indirmenden yahut öfkenin üzerimde yerleşmesinden senin Yüzünün (Zatının) nuruna sığınırım! Her şey senin rızan içindir ve bütün güç, kuvvet de sende, senin elindedir!”

Hatta mutlu olduğunda ve bereket-bollukta, bu iyi halini arttıran ve elindekilerin aynısından olmayanlara da cömertçe dağıtan Allah’a azze ve celle hararetle şükret. Hz. Süleyman aleyhisselam eşsiz bir krallığa sahipti. Sadece insanlardan oluşan bir krallığı değil, aynı zamanda hayvanlardan ve cinlerden oluşan krallıkları da yönetiyordu. Onun şükrü ise Kur’an-ı Kerim’de şu güzel dua ile kaydedildi:

“Bunun üzerine (Süleymân) onun sözünden dolayı gülercesine tebessüm etti ve dedi ki: ‘Rabbim! Beni ve ana-babamı ni’metlendirdiğin ni’metine şükretmemi ve râzı olacağın sâlih ameller işlememi bana ilhâm eyle ve rahmetinle beni sâlih kullarının arasına kat!’” Neml/19

Zengin tarihimiz boyunca, peygamberlerin ve salih insanların her türlü duygu durumlarındaki ibadetlerine örnekler görüyoruz. Allah azze ve celle tarafından sevilmelerine sebep olan ise onların her koşulda daha anlamlı bir şekilde Allah’a azze ve celle ibadet etmeleridir.

Hangi durumda olursak olalım – mutlu, üzgün, kızgın veya heyecanlı fark etmez – Allah’a azze ve celle ibadetimizi daha iyi yapmak için bu duygu durumlarını kullanabiliriz. Ancak sırayla olacak bu, çünkü duygularımızla bilinçli olarak kontrol ediliyoruz. Neyi, niçin hissettiğimizi anlamak zorundayız. Sadece kendi farkındalığımızın oluştuğu zaman kalbimizi tamamen Allah’a azze ve celle çevirebileceğiz.

3- Kur’an-ı Kerim ile iletişim kurun:

Allah azze ve celle buyuruyor ki:

“…Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur.” Rad/28

“Ey insanlar! Muhakkak ki size Rabbinizden bir nasîhat, gönüllerde olana bir şifâ ve mü’minler için bir hidâyet ve bir rahmet (olan Kur’ân) gelmiştir.” Yunus/57

Çoğumuz yaralarımızı iyileştirmek, sıkıntılı zamanlarda rahatlamak için, kutlama ve zaferlerde yakın çevremizdekilere döneriz. Bize göre, Kur’an-ı Kerim teorik bir rehber fakat günlük yaşamımızın bir parçası değil.

Duygusal ve ruhsal sakinlik sağlamak için, Kur’an-ı Kerim’in hayatımızın tamamlayıcı bir parçası olması lazım. Allah’ın azze ve celle kelimeleriyle iletişime geçmekten gelen sevinç, geri kalan kısacık zevklere benzemez. Sadece, Kur’an-ı Kerim’i bu yolda arkadaş edinenler bu rahatlamayı ve süregelen mutluluğu anlar.

İbni Teymiye rahimehullah diyor ki:

“Allah’ın kitabını okumak ve tedebbür etmek dışında, zihni ve ruhu besleyen, vücudu koruyan, mutluluğu devam ettiren bir şey görmedim.”

4- Şükretmeye devam edin:

Koşullar ne kadar zor olursa olsun, sen şükret. Servetini kaybetmiş olabilirsin, ama ailen hala seninle. Sağlığını kaybetmiş olabilirsin, belki de imanın hiç olmadığı kadar güçlü olacak. Sevdiğin birini kaybetmiş olabilirsin, belki de Allah azze ve celle malını ihtiyacı olanlarla paylaşınca senden razı olacak.

Bazen bardağın dolu tarafını görmek ya da umut ışığını görmek zor olur. Fakat yeterince dikkatli bakarsan, en karanlık ve en zor zamanlarında Allah azze ve celle senden razı olacağını göreceksin.

Nefret ettiğin o sıkıntıları bile aslında şükre dönüştürebilirsin. Tıpkı Allah’ın azze ve celle Kur’an-ı Kerim’de buyurduğu gibi:

“(Ey mü’minler!) O, hoşunuza gitmediği hâlde savaş size farz kılındı. Fakat olur ki, bir şeyden hoşlanmazsınız ama, o sizin için hayırlıdır. Ve olur ki bir şeyi (de) seversiniz, hâlbuki o sizin için bir şerdir. Allah ise (sizin için hayır olanı) bilir de siz bilmezsiniz.” Bakara/216

Allah’ın azze ve celle sizden her koşulda razı olabileceğini hatırlamaya zaman ayırmak için zihninizin durumu inanılmaz önemlidir. Günlük olarak şükrettiklerinizi yazın. Bunu rutin hayatınızın bir parçası, küçük ve büyük her iki durumda da bir refleks haline getirin. Bu, sadece zor durumlara bir perspektif yerleştirmeyecek, aynı zamanda şunları da yapacak:

Bütün mutluluklarınız artacak. Araştırmalar gösteriyor ki en şükür halinde olduğunuz zaman, en mutlu olduğunuz zamandır.

Allah azze ve celle tarafından şükrettiğiniz için ödüllendirilirsiniz. Onun razı olduğu ibadet şeklinden biridir. Samimi, doğru bir “Elhamdülillah” altından bir dağdan daha kıymetlidir Allah’ın azze ve celle katında.

Sen şükrünü arttırdıkça Allah azze ve celle şükredeceğin nimetleri arttıracak. Kur’an-ı Kerim’de buyrulduğu gibi:
“Bir vakit de Rabbiniz: ‘Celâlim hakkı için, eğer şükrederseniz, muhakkak size(ni’metimi) artırırım ve eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz ki azâbım pek şiddetlidir!’ diye bildirmişti.” İbrahim/7

Özet olarak: şükretmek, sizi mutlu edecek. Allah azze ve celle şükrün için ecir verecektir. Şükretmek, Allah’ın azze ve celle üzerinizdeki hayrını arttırmasına vesile olacaktır.

5- Yardım arayın

Bazen, sabrın tüm sorunlarımızı devam ettirdiğini sanırız. Fakat Allah azze ve celle bizi bir vakumun içinde yaratmadı. Bizi bir toplumun fertleri olarak yarattı. Sizin beyniniz ve vücudunuz Allah azze ve celle tarafından verilen birer kalkandır. Yani, ne zaman kendinizi umursamak için yardım arayacağınızı bilmek, Allah’tan azze ve celle gelen “kalkan”ı onurlandırmanın yoludur.

Bunlar sadece benim kişisel olarak, iyileşmek ve Allah’ın azze ve celle razı olacağı yaşama yolculuğa gitmek için kesinlikle gerekli olduğunu düşündüklerimden birkaçı.

Yazar: Esma Huseyn

Bu yazı muslimmatters.org sitesinden alınarak Genç Müslümanlar ekibi tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

Yorumlar

yorumlar

PAYLAŞ
Genç Müslümanlar
Genç Müslümanlar, müslüman davetçilere her türlü içerik, materyal, fikir ve bilgi sunmaya çalışan bir blogdur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here