AHİRETTEN HİÇ KUŞKU DUYMAYANLAR

Bir dostum, kendim alırsam okumam diye, bizzat gidip SeyyidKutub’un tefsirini alıp gelmiş.
Biliyor ki, kitap çok bana hitap etmese bile, sırf hediye edene saygıdan dolayı o kitabı okurum ben.
Bir de şöyle bir not iliştirmişti;

“CIA’in açıkladığı bir raporda <<Müslüman gençlerin Mevdudi ve SeyyidKutub’u okumalarını engelleyin! Onları Yunus Emre ve Mevlana’ya yönlendirin>> diyor.” Atasoy Müftüoğlu

“Bu kitabı okudukça, bir başka Müslüman olacaksın Haşim Abi!”

Hakikaten daha ilk sayfalarından itibaren kitap beni adeta kalbimden vurdu.
Henüz Yoldaki İşaretleri bitiremeden FÎ ZILÂl-İL KUR’AN’a başlamıştım.
Yoldaki İşaretler ne kadar ağır ve zorlayıcı bir kitapsa, bu tefsir tam tersine o kadar akıcı ve etkileyiciydi.
Ve kardeşin dediği gibi, okudukça daha başka bir insan olduğumu fark ediyorum.
Ne zaman biter, hiç bir fikrim yok.
Fakat her ay 1 cilt okumaya niyet etmiş olsam da, bu pek de olacakmış gibi durmuyor.
Zaten benim için ne zaman biteceğinin bir önemi de yok.
Bitirmiş olmak için okumuyorum çünkü.

Genel olarak kitapları, önemli gördüğüm yerlerin altını çizerek okurum.
Bu sefer de aynı şeyi yaptım ve altını çizdim kendimce önemli gördüğüm cümleleri.
Bazı paragraflar o kadar güzeldi ki, bütün paragrafı yıldız koyarak işaretledim.
Aslında ne kadar söylersek söyleyelim, ne kadar güzel bir tefsir olduğunu anlatmaya yetmez cümlelerimiz.
Şahsen ben böyle düşünüyorum ve benim için bu bir hakikat.
Bir tefsir ancak bu kadar güzel olur herhalde diyorum kendi kendime.
Çok fazla ilmi terim içermemesi, SeyyidKutub’un (Allah rahmet etsin) dehşete şayan bakışı, tercüme edenin ustalığı kitabı tadına doyamayacağımız bir lezzete kavuşturmuş.
İnşaAllahimkan bulursanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.

Normalde yazılarımda çok fazla ilmi konulara değinmem.
Daha çok kendi hayatımla ilgili gerçekliklere değinmeye çalışıyorum.
Bunu yaparken de kimseye karşı bir beklenti duymuyor, kimseden bir takdir veya onay almayı istemiyorum.
Sadece yazıyorum, çünkü benim için yazmak dertleşmek gibi bir şey.
Bu kitabı bana hediye eden kardeşim, yakın zamanda yazdığım bir yazının altına uzunca bir nasihat kaleme almıştı.
Özetlersek, yazdığım yazıların aslında biraz boş iş olduğuna değinmişti.
Tam ben de böyle düşünmeye başlamıştım ki, site yöneticisi kardeşten site için yazı yazma teklifi aldım.
Açıkçası bu durum için sevindim.
Dostumun bana yaptığı uyarından sonra, yazdıklarımın kıymetli olduğunu düşünen insanların varlığını bilmek mutluluk verdi bana.

Siz de site yöneticisi kardeşle aynı fikri paylaşır mısınız bilmem.
Lakin ben böyle bir teklifi hayır olacağını düşündüğümden kabul ettim ki bu satırları bundan dolayı yazıyorum.
Çok bildiğimden, çok takvalı olduğumdan değil, sadece yazmak istediğim için yazıyorum.
Mümkün ki, hatalarım, eksiklerim olacaktır.
Fakat tek bir şey noktasında size güvence verebilirim ki, o da yazıların samimiyetidir.
Samimiyetle yapılmayan hiç bir işte bulunmam.
Ne kadar önemli görülürse görülsün veya ne kadar önemsiz..

Böyle bir girişten sonra, yazının ana meselesi olarak değinmek istediğim konu, “Ahiret inancı.”

والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

“Yine onlar gerek sana ve gerekse senden önce indirilen kitaplara inanırlar ve Ahiretten hiç kuşku duymazlar.” Bakara 4

Seyyid Kutub, bu ayeti tefsir ederken, Ahiretten kuşku duymama sıfatını takva sahiplerinin sonuncu sıfatı olarak tanımlıyor.
Tefsirin devamı okuduğumda zihnimde canlan şey, bu dünyadaki birçok soruna çözümün aslında bu ayetle mümkün olduğu.
Çünkü Ahiret hayatından kuşku içinde bulunan insan her türlü kötülüğü işleyebilir.
Ahiretten hiç kuşu duymayan insanlar ise, mutlaka hesap vereceklerini düşüneceklerinden davranışlarına dikkat ederler.
Biraz kendimi, çevremi, yaşadığımız coğrafyayı tahlil ettiğimde bizdeki ahiret inancının zayıflığını fark ettim.

Tevhidi şuura sahip olduğumuzu düşündüğümüz halde, yer yer belki de çoğu zaman ahirete kesin olarak inanmıyormuş gibi davranıyoruz.
Tabi bu da bizi Allah’ın yasaklarını çiğnemeye kadar götürebiliyor.
Aldığımız her nefes, attığımız her adım, ağzımızdan çıkan her söz,
Ahiretten hiç kuşku duymayan insanlara yakışır olmalı.
Eğer gerçekten böyle bir imana sahip olursak, dünyamız güzelleşecek, ruhumuz huzura kavuşacaktır.
Mesela günümüzde kırmızı ışıkta beklemek bir angarya, bir zorluk gibi geliyor insanlara.
Hatta bazı “Muvahhid(?)” abiler, tağuti devlet kuralıdır diye hiç trafik kurallarına uymuyor hatta uyanları da tenkit ediyor.
Bu konuya hiç girmeden, kırmızı ışık ve ahiretten kuşku duymama meselesini bağlamak istiyorum.
Tanıyanlar bilirler ki, benimle yolda yürümek biraz zordur.
Çünkü karşıdan karşıya geçmek istediğimde eğer yakında bir ışık varsa mutlaka gider bekler, hakkım olan zamanda karşıya geçmeye itina gösteririm.
Çevrede bu davranışımı çok abartı bulanlar oluyor çoğunlukla.
Ve çoğunlukla ben hep kırmızı ışıkta bekleyen, onlar ise yolun karşısına çoktan geçmiş ve beni bekleyen kimseler oluyor.
Neden kırmızı ışıkta geçmiyorum peki ben?
Çünkü hakkım olmadığı bir zamanda yoldan karşıya geçerken, sürücülerin zamanlarını bir saniye bile olsa çalmak istemiyorum.
Beni gördüklerinde, frene basmaları gerekecek ve bu onlara zaman+yakıt kaybettirecek.
Zerre kadar iyiliğin ve kötülüğün karşılığının görüleceği ahiret hayatına inanmış bir Mümin,
buna dikkat etmeli diye düşünüyorum.
Örnekler çoğaltılabilir.
Eminim sizin hayatınızda da bu tarz örnekler vardır.
Üzerinde çokça düşünmemiz gereken bir mesele, Ahiret.
Bizler için dünya hayatı, geçici bir hayat iken, böyle bir hayat için Ahiretimizi tehlikeye atmamalıyız.
Bazen nefsimize çok ağır gelecek şeyler yaşasak bile, her daim Ahiret bilincini kuşanmalı,
tüm sorunların, Allah’ın izni ile bizim lehimize neticelenmesini temine çalışmalıyız.
Ahiretimizin güzel olması için, bu dünyada en güzel şekilde davranmalıyız gerçeğini, hepimiz biliyoruz.
Bu noktada bir birimize duacı ve nasihatçi olmamız gerekiyor.
Bir birimize güzel örnek olmalı, tesettürümüz ve sakalımızla İslam’ı temsil ettiğimizi asla hatırımızdan çıkarmamalıyız.
Maalesef ki günümüzde bizler, İslam’ın inceliklerini yansıtan davranışları küçümser, basit görür hale gelmişiz.
Kendimize biçtiğimiz rol, “Süper Kahraman”modu olduğundan dolayı, bu tarz Takva ile direkt ilgili noktalar dikkatimizden kaçıyor.

Ahirete kesin olarak inandığımıza göre, gündelik hayatımızda bir Mümine yakışan bir hayat sürmeliyiz…
Attığımız her adım, aldığımız her nefes, ağzımızdan veya kalemimizden çıkan her söz Ahiret bilinci gölgesinde olmalı…
Allah nasip ederse, bir sonraki yazımda “Süper Kahraman” meselesine değineceğim…

Selam ve Dua ile.

Ömer Haşim

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here