“Süper Kahraman”

Hayatlar,
Hayatlarımız.
Allah’ın bizlere bahşettiği bir nimet.
Sonu ya Cennet, ya da Cehennem.
İkisi için de imkanımız var.
Ve İman ettiğini iddia edenler olarak biz,
Cennete talibiz.

Her iddia ispat ister.
Belki de hayattaki en büyük ispatı, İman iddiası ister.
Belki de “belki de” fazladır.
Kimimiz iyi bir ailede, İslam atmosferinde yetişiyoruz.
Kendi çabaları ve Allah’ın yardımları ile kimimiz hidayet buluyoruz.
Kimimiz 8 yaşında hafız oluyor, kimimiz 25 yaşında Kur’an öğreniyoruz.
Hepimiz için farklı seyrediyor hayat.

Günümüzde çeşit çeşit iman örnekleri görüyoruz.
Kimisi cahili puta tapıyor.
Kimisi şeyhine,
Makımana, malına, mülküne tapıyor kimisi..
Kimisi kendisi dışındaki herkesi batıl görüyor.
Kimisi de herkesi Cennetlik.
Oysa herkes aynı ölçüyü kabul ettiğini söylüyor.
Ölçü ne?
İşte bunu ölçmek için, net bir ölçümüz yok.

Yeni yeni İslam ile tanışan insanlar,
Bu cahili dünyanın ortasında geçirdkleri günlere inat,
Çok hızlı bir şeyler başarmak istiyorlar.
Tabi bu çok da sağlıklı bir şey değil.
Yeni doğmuş, daha tüyleri çıkmamış bir kuşun,
Yüsek bir kayalıktan atlayarak uçmaya çalışması gibi bir şey.
Hepimiz böyle bir kuşun sonunun ne olduğunu biliyoruzdur.
İşte hızlı kardeşlerin de sonu maalesef böyle oluyor.
Tüyleri çıktıkça, kanatları kuvvetlendikçe, aslında koruması gereken bişeyler olduğunu fark ederek,
Hayatta kalma mücadelesini daha bir güçlü vermeye başlıyor.
Bir de artık kronikleşmiş bir vakıa var ki,
Tedavi edilmezse, felaketimiz olabilir.
Nedir o?
“Süper kahraman” olmak.
Cahili bir toplumda, cahili bir yaşam biçimi ile yetiştiğimizden midir,
Yoksa izlediğimiz çizgi film veya filmlerdeki kahramanlardan ekilenmemizden midir,
Neden dolayı olursa olsun, hepimizin içinde bir süper kahraman olduğu gerçeği değişmiyor.
İslam dairesi içine girdiğimizde, içimizdeki bu süper kahraman ölmüyor, aksine daha da hırçınlaşıyor.
İşte o zaman kocaman, akla hayale gelmeyen sorunlarla karşılaşıyoruz.

İnsan olarak, Allah(c.c)’ın bize verdiği değer ortada.
Hepimiz de bunu az çok biliyoruz.
Bizler, Allah’ın yer yüzündeki halifeleriyiz.
Fakat bu halifelik bazen, İlahlığa soyunmaya kadar gidebiliyor.
Olaya nereden bakmalı peki?
Dönüp dolaşıp yine ölçü meselesine geliyoruz.

Kur’an nedir?
Böyle bir soru garip karşılanabilir.
Cevabı çok, kişiden kişiye göre değişmekle birlikte,
Kur’an’ı en güzel, yine Kur’an tarif eder;

“Doğru olduğu kuşkusuz olan bu kitap, takva sahipleri için hidayet kaynağıdır.” Bakara 2
“Bu Kur’an, insanlara kurtuluş yollarını gösteren kanıtlar sunmaktadır; kesin olarak inananlara kılavuz ve rahmettir.” Casiye 20
“Elif, Lâm, Ra. Bu Kur’an, insanları Rabblerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarasın, üstün iradeli ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna iletesin diye sana indirilmiş bir kitaptır.” İbrahim 1
“Biz Peygamberlerimizi kesin kanıtlarla gönderdik, insanlar arasında adil bir düzen kurulsun diye onlarla birlikte kitabı ve ölçüyü indirdik…” Hadid 25
“Andolsun ki, size namınızı yücelten, öğütler içeren bir kitap indirdik. Buna aklınız ermiyor mu?” Enbiya 10

Bu ve benzeri ayetler ışığında söyleyebiliriz ki, Kur’an bir ölçüdür, yol göstericidir, hidayet rehberidir, öğüt vericidir.
Belki de aramızdaki bunca sorunun sebebi,
Bu ölçüye aynı ölçüde değer verip yaklaşamamız olabilir.
Bakmayın olabilir dediğime, cevap benim için öyle de yine de yanılma payı bırakıyorum.
Seyyid Kutub’un tefsirinin ön sözünde bahsettiği gibi,
Şahsiyetlerine imrendiğimiz, örnek aldığımız Sahabe’nin elinde ne vardı?
Onların ellerinde bulunan Kur’an ile elimizdeki farklı mı?
Farklı değil, peki ya o halde onlar ile bizim aramızdaki fark ne?
– Kur’an’a onların yaklaştığı gibi yaklaşmamamız olabilir.
– Kısa yoldan Cennet istiyor olabiliriz.
– Anlatmak, caka satmak için öğrenmek istiyor olabiliriz.
– …
Bir çok sebep sırlanabilir, fakat bu vakıayı değiştirmeye yetmez.
Maalesef ki pek iç açıcı bir durumda olduğumu/olduğumuzu düşünmüyorum.

Günlerdir takip ettiğiniz üzere, Gazze de bir kıyım yaşanıyor.
Savunmasız, masum, insanların üzerine tonlarca bomba yağdırılıyor.
Bu zulme maruz kalmalarının tek bir sebebi var,
O da Müslüman olmaları.
Bakara Suresi’nde detaylı olarak anlatılan yahudi karekteri,
İlk bulduğu fırsatta, Müslümanların canlarına okuyor.
Rabbimiz bizleri bu konuda ısrarla ve tekrarla uyarıyorken,
Bizler gözlerimizi kapatıp, görmemeye çalışıyoruz.
Sahabe, Medine toplumunda yahudi entrikalarına Kur’an ile karşı koyarken,
Bizler Kur’an’ı okumadığımız için, entrikalara yenik düşüyor,
Sonra da slogan atmaktan, yardımlar yapmaktan, tehditler savurmaktan başka bir şey yapamıyoruz.
Süper kahraman olup, israil üstüne uçalım demiyorum.
Diyorum ki, acziyetimizin farkına varalım artık.
Yol aydınlığımız olan Kur’an’a sıkıca sarılalım.
Gündelik, nefsi mücadeleler yerine,
Kalıcı, ileriye dönük, ama aciliyet gereken durumları es geçmeden, planlı bir mücadele yapalım.
Şimdi diyeceksiniz ki, bir önceki yazdıklarınızla bunlar çelişiyor.
Hayır, bence pek öyle değil.
Bugün acil olarak yapılması gereken ne varsa yapılmalı,
Ki bu bence ileriye dönük bir çalışmanın başlaması demektir.
İleriye dönük çalışmamı yapmak istiyoruz?
Güçlenip o zalimlere gününü mü göstermek istiyoruz?
O zaman bugün ne yapmamız gerekiyorsa yapmalı,
Hiç bir kınayıcının kınamasında korkmamalı,
Her türlü imkanımızı seferber etmeliyiz.
Biz güçlenecek imkanlar bulana kadar, daha kaç parçalanmış beden göreceğiz dersiniz..

Peki günümüzde yapmamız gereken en acil şey ne?
İşte bu konumlarımıza göre farklılık göstermekte.
İman etmemiş olanlarımız, hakkıyla iman etmeli.
İbadetlerimizi yapmamız için gerekli olan azami bilgiyi edinmeli.
Gücümüz yetiyorsa bedeni, yetmiyorsa maddi olarak zulmü def etmeye çalışmalı.
Tüm bunları yaptıktan sonra, Allah’a yönelip dua etmeli.
Merhaleleri atlamak, bize zarardan başka bir şey getirmeyecektir.
Günümüzdeki bir çok sorunun temel kaynağını, merhaleleri atlamak olarak görüyorum.

Kendi hatalarıma eksikliklerime baktığımda kafamı vurduğum hakikat bu.
Merhaleleri atlamak, yapılması gereken şeylerin zaman çizelgesinde yerlerini değiştirmek.
Hatta biraz da kendini süper kahraman görmek.
Bizler ne olduğumuzun farkına varmalı, ona göre hareket etmeliyiz.
Dünyayı kurtaracak süper kahramanlar değiliz.
Fakat kendi kurtuluşumuz, dünyayı kurtarmaya gayret etmekten geçiyor.
Bunu bilerek, hareket etmeli, adım atmalıyız.
Kendi kurtuluşumuza çareler aramak tek başına bizi kurtarmayacak.
Aynı çareleri, toplumlarımızın, ülkelerimizin, ümmetimizin kurtuluşu için de aramalıyız.
Artık hangimiz ne kadar yapabilir, neyi yapabilirse..

Biz kaybetmişken, başkalarının kazanmış olması bizim için bir anlam ifade etmez.
Fakat biz kazanmışken, kimlerin kaybettiği bizler için önemlidir.
Bundan dolayı, başta kendi nefsimiz, daha sonra geri kalanlar için gayret etmeliyiz.

Kur’an’ın eğittiği sahabe topluluğuna baktığımızda,
Merhale merhale bir büyüme görüyoruz.
Emekleme döneminden sonra, ayakta durma, tutunarak yürüme ve ardından koşma…
Emeklemesini bilmeyenler olarak, koşmaya talip olduğumuz için, yüzümüz yerden kalkmıyor.
Aksine koşacak kocaman adamlarken, emekliyor numarası yapmak da ahmakça bir şey.
Öyle bir hale gelmişiz ki, durum çok karışık, bu durumu anlatmaya çalışmak, anlamaya çalışmak ise daha da karışık..

Meselenin özüne gelirsek,
Kardeşler,
Kendi nefislerimizde olanı değiştirmedikçe bir şeyler değişmez.
Emeklemesini öğrenmeden, koşamayız.
Koşabilecekken, emekliyor taklidi yapmak bizi ahmak yerine düşürür.
Koşanların arkasından onları seyretmek yerine, arkasından seyredilen koşanlar olmak en güzelidir..

——————————-

Bir önceki yazımda bu konuya değineceğimi söylememiş olsaydım,
Bunları yazmazdım, çünkü şöyle şahane bir yazı daha önce yazılmış..
http://www.gencmuslumanlar.com/2013/09/brakma-beni-kendim-bundan-sonra-hep.html

Selam ve Dua ile

Ömer Haşim

Yorumlar

yorumlar

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here