Günümüz Müslümanlarının en büyük problemlerinden biri kendi cemaati dışındakileri doğru bulmama, yaptığı eylemleri küçümseme belki… Her gittiğimiz ortamda bu tarz insanla karşılaşıyoruz. Hocalar, davetçiler, müslüman gruplar hakkında daima bir küçümseme burun kıvırma laf atma mevcut bu tip insanlarda. Herkes birbiri hakkında yapıyor belki. Bir hocanın beğenmediğimiz bir görüşü olsun hemen silebiliyoruz. Bir grubun yanlış bir faaliyeti olsun hemen ortamlarda kötüleyebiliyoruz. Tek doğru tek iyi kendimiz sanabiliyoruz. Ümmet söylemlerimiz sloganlarda kalabiliyor. Bir insanı/grubu tamamen kabul etmek zorunda değiliz elbette. Ama doğrularını takdir etmeliyiz. Yanlışlarını ise güzel bir şekilde reddetmeliyiz. Genelde biz Müslümanlarda yanlışlarını görme var fakat doğrularını güzelliklerini takdir etme yok.
Bu konuda Şeyh Abdullah Azzam’ın seneler önce “Cihad dersleri” kitabında yazdığı bir yazısını paylaşmak istiyorum. Rabbim bizi böyle olmaktan muhafaza buyursun…

Allah’a Kulluk Et, Kendi Grup Ya da Cemaatine Değil

İslâmî Harekette terbiye zaruridir. Cemaat olmak zaruridir. Ancak bizler Allah’ın rızası için cemaate dahil olmuşuz. Öyleyse Allah’a kulluktan cemaat, grup veya partiye kulluk eder hale dönmemeliyiz. Allah korusun amellerimiz boşa gider de hiç farkında dahi olamayız. Bu en büyük musibetlerdendir. Bazı sadık, ihlaslı ve tağuta karşı mücadele içerisinde bulunan, hakkı konuşan ye bundan dolayı işkencelere maruz kalan kimse hakkında; “bir gence falan hizibteki bu kimse hakkında görüşün nedir?” diye sorduğunuzda; o kimse kendi grubundan olmadığı için “boş ver onu” demekte. Neden? Çünkü o kendi hizbinden değildir. O halde hayırlar kendi hizbindeki kimseler tarafından sadır olmuşsa iyidir, sevilir, değilse sevilmez ve değersizdir!

Peki sizlerin ümmetçiliğiniz nerede? Dünya müslümanlarına karşı haliniz ne olacak? İslâm ümmeti bir milyarı aşkın. Bütün bunlara hayrı öğretmek gerekiyor. Buralarda zulme karşı durmak ve buralarda Allah’ın dinini yaymak icab ediyor. Sizin İslâmî topluluğa karşı oranınız ne kadar?

Arkadaşlar, inanır mısınız adları İslâmî Partiler olan bazıları, yeryüzünde karalamadıkları ve hakkında şüpheler uyandırmadıkları hiç bir İslâmî cemaat bırakmamışlardır. Onları dünyadaki kâfir güçlerle irtibatlandırmaya çalışmışlardır. Pakistan’daki İslâm cemaatini sorarsın; “onlar uşaktır” derler, İhvanı Müslimin; “onlar da uşaktır” derler. Yani dünyada etkinliği bulunan İslâmî çalışma ve cemaatlere mutlaka bir damga basarlar. “Bu grubun içine girmen dinini ifsad eder, kalbini ifsad eder” derler. Bunlar hayrı, hakkı ve nuru sevmeyen tiplerdir. İnsanlık derecesinden düşüp sinek seviyesine ererler. Sinekler ancak mikrobik yerlerde yumurtlar ve oralarda çoğalırlar. Sineği temiz yere götürdüğünüzde dayanamaz ölür. Kalbi hasta olan insanlar da böyledir. Bataklıklar ararlar. Yarasalar gibi karanlıkta yaşamayı isterler. İnsanların etlerini yerler, koğuculuk yaparlar, yalan söylerler bütün bunları da İslâm adına yaparlar.

Ey müslümanlar! Bu İslâm değildir. Şayet siz herhangi bir grup veya İslâmî cemaatte iseniz sadece kendi grubunuz için iyilikleri sevip diğerleri için sevmemenizin İslâm olmadığını biliniz. Yüce Mevla bu gibi insanları tasvir ederek buyuruyor ki:

“De ki; eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız yine de harcamaktan korkar, onu elinizde tutardınız. Doğrusu insan çok cimridir.” (İsra, 100)

Eğer göklerin ve yerin hazineleri onun elinde olsa, kendi grup veya partisinin dışında kimseye bir zırnık dahi koklatmaz. Yeryüzünün tüm bölgelerinde örneğin Ürdün’de, Mısır’da sayıları ikibine dahi ulaşmaz ama kendi dışında kalan insanları sanki kâfirmiş gibi değerlendirmeler, onlarla çatışmalar, köklerini kazıma uğraşıları ve nefretler! İslâm bize böyle mi öğretti! “Müslüman müslümanın kardeşidir,” ilâhî emir nerede? Dünyanın neresinde bulunursa bulunsun, ister Endonezya’da, ister Japonya’da ister Mısır’da bulunsun, kendi cemaat veya partisinden olsun veya olmasın Müslüman müslümanın kardeşi değil midir? Müslümanlara faydalı olabilmesi için illa da bu dar halkaya girmek, beş yüz kişiye dahil olmak zorunda mıdır? İşte musibetlerin en şerlisi bu tür anlayışlardır. İçimizdeki en büyük musibet budur. İslâmî çalışmadaki en büyük musibet budur.

Ey müslümanlar! Ben şunu sormak istiyorum: Sizler İslâm devletini mi kurmak istiyorsunuz? Tüm dünya müslümanlarını kapsayan tek İslâm devletinin kurulmasına mı davet ediyorsunuz? Tek İslâm ümmetini oluşturmak mı istiyorsunuz? Şu anda sizler İslâm için uğraşan beş yüz kişilik bir topluluk olarak, yine İslâm için çalışan diğer bir beş yüz kişilik toplulukla anlaşmaya güç yetiremiyorsanız, yanı başınızdaki İslâmî üçüncü bir cemaatle birleşemiyorsanız, sizler nasıl dünya İslâm devletini, tek İslâm ümmetini kurabilirsiniz? Sıkıntılı günlerde toplamınız iki bin, kolay günlerde üç bin ise ve her bir fert diğerine öfkeyle, kinle bakıyorsa, bir araya gelme ölçüsü Kur’an ve Sünnet olma yerine herkesin kendi halkası oluyor, âlimlerin ve İslâm davetçilerinin gıybeti yapılıyor ise, bu bizim yolumuz olamaz, bizim prensibimiz ya da metodumuz bu olamaz. Çünkü bu hâl üzere İslâmî çalışma musibete dönüşür, müslümanlara zarar veren son derece zehirli bir hale gelir.

İslâmî çalışma Abdullah oğlu Muhammed Mustafa (sav)’in getirdiği ölçüler doğrultusunda olmak zorundadır. İslâmî çalışmanın ruhunu Rasulullah (sav)’e ve tüm İslâm davetçilerine hitab eden şu âyet-i kerimeler belirlemiştir: “Biz seni ancak alemlere bir rahmet olarak gönderdik.” (el-Enbiya, 107) “(Sen) tüm insanlar için bir müjdeleyici ve uyarıcısın.” (Sebe, 28) İşte İslâm budur. İslâm senin cemaatin, grubun veya partin değildir. İslâm tüm insanlığa bir rahmet olarak vardır. Kimden, hangi grubtan sadır olursa olsun hayırları sevmek zorundasın. Örneğin bir selefi sahih hadisleri, zayıf hadislerden ayırmak için uğraşıyorsa ona; “Allah senden razı olsun” diyebilmeliyiz. Çünkü o teorik yönden büyük bir boşluğu dolduruyor. Tebliğ cemaatinden birisi için; “Allah razı olsun” de. Çünkü o da pratik olarak iyiliği emr ediyor, kaybolan insanları tekrar İslâm’a kazandırmaya çalışıyor, böylece başka bir boşluğu dolduruyor. İhvan-i Müslimin için; “Allah razı olsun ve Allah mükafatlarını versin” de. Çünkü onlar, müslüman olmayan idarecilerle ve tağutlarla çarpışıyorlar. Böylece en büyük boşluklardan birini dolduruyor ve müslümanların açıklarını kapatmaya çalışıyorlar. İnsanları nurdan mahrum etmemeliyiz. Çünkü nur senin pencerenden çıkmıyor, insanları hayırdan mahrum etmemeliyiz. Çünkü hayır senin evinden çıkmıyor. Önemli olan tüm evlerin aydınlanmasıdır, tüm kalblerin nurlanması, tüm gönüllerin parlamasıdır. İslâm için çalışmak budur.

İslâmî çalışma Allah için olmalıdır. Allah için başlayıpta, Allah’ın dışındaki için son bulmamalıdır. Allah için hayırları severek, isteyerek gayretli bir nefisle giripte Allah’tan başkası için son vermek caiz değildir. Vallahi öyle gayretli gençler görüyordum, devamlı namazlarını mescitlerde kılıyor, sakalı bırakıyor ve yanında herhangi birinin gıybeti yapıldığı zaman onu işitmemek için orayı terk ediyor, sigara içmiyor, sinemaya gitmiyor, bir şeyin haram olduğunu işitince onu işlemiyor, daha sonra bir gruba veya partiye dahil oluyor, bir ay sonra ise tüm ahlakı değişiyor. Artık cami ve cemaatten uzaklaşıyor, sakalını kesiyor, kendi grubu veya partisi dışındaki müslümanları sevmiyor, onlarda onu sevmiyor!

“Sabahları fıkıh dersine gelen falana ne oldu, neden gelmiyor?” diye sorduğumuzda;
– “O falan hizbe dahil oldu.”
– “Olabilir, neden gelmiyor?”
– “O şimdi senin uşak olduğunu, kullanıldığını söylüyor!”
– “Neden sakalını kesmiş?”
– “İstihbaratın kendisini tanımaması, İslâm’a davet ettiğini bilmemesi için! Çünkü İslâmî mücadele vacip (farz), sakal ise sünneti müekked!
– “Sigara içmezken sigaraya başlamış.”
– “Neden?”
– “Çünkü sigara haram değil! Sinemaya gitmeye başlamış”
– “Neden?”
– “Çünkü çıplak resimler haram değil!”

Allah’a yönelen ihlaslı, samimi bir müslüman iken bir ay sonra İslâmî çalışmaya (!) giriyor ve tamamen değişiyor. İslâmî çalışma adına değişmek! Keşke bu kimse İslâm için çalışmaya başlamasaydı da sağlam fıtrat ve ihlası üzerine kalsaydı…

 Şehid Abdullah Azzam (rahimehullah) – Cihad Dersleri kitabından alıntıdır.

Yorumlar

yorumlar

2 YORUMLAR

  1. Allah razı olsun bende yazıdan alıntılar yapmak isterim.
    ***İslâmî Harekette terbiye zaruridir.
    Terbiye değil mi ki islamla kazanmamız gereken en önemli şeylerden biridir. Ama kaybettik

    ***Cemaat olmak zaruridir. (Ama cemaatçi değil cemaat)
    ***Peki sizlerin ümmetçiliğiniz nerede? (ümmetçiliği cemaatimize indirgedik.)
    ***Dünya müslümanlarına karşı haliniz ne olacak?
    ***siz herhangi bir grup veya İslâmî cemaatte iseniz sadece kendi grubunuz için iyilikleri sevip diğerleri için sevmemenizin İslâm olmadığını biliniz.
    ***İslâm bize böyle mi öğretti! "Müslüman müslümanın kardeşidir," ilâhî emir nerede?
    ***İslâm senin cemaatin, grubun veya partin değildir. İslâm tüm insanlığa bir rahmet olarak vardır.

    *** İnsanları nurdan mahrum etmemeliyiz. Çünkü nur senin pencerenden çıkmıyor, insanları hayırdan mahrum etmemeliyiz. Çünkü hayır senin evinden çıkmıyor. Önemli olan tüm evlerin aydınlanmasıdır, tüm kalplerin nurlanması, tüm gönüllerin parlamasıdır. İslâm için çalışmak budur.

    ***İslâmî çalışma adına değişmek! Keşke bu kimse İslâm için çalışmaya başlamasaydı da sağlam fıtrat ve ihlası üzerine kalsaydı…

    Neye değişim kime değişim…

  2. Güzel bir paylaşım, Allah razı olsun. Demek ki değişen bir şey yok. Tarih her zaman tekerrür ediyor. İbret alana! Bu yazıyı okuyup, aynı durumda olan kaç kişi üzerine alınıp da kendini değiştirir acaba? Herkes bulunduğu konumu haklı çıkaracak mazeretler bulur. Ama hatırlatmak gerekir yine de.
    Bugün en çok ihtiyaç duyulan durumlardan biri de EDEP. Büyüklere yaşından, ilim sahiplerine de (fikrini beğenmese de) çabasından dolayı saygı duymak gerek.
    Kendini beğenmişlik müslümana hiç yakışmıyor doğrusu.
    Allah'ın Rasulü " Utanmadıktan sonra dilediğini yap" buyuruyor.
    Gerçekten "utanmayanlar dilediklerini yapıyorlar "vesselam.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here