ÇAMURDAN İNSANA, DÜNYADAN CENNETE

Ayakları yere basmalı insanın.
Kendini iyi tanımalı.
Nerede durduğunu da iyi bilmeli.
“Süper Kahraman” moduna girmemeli.
Bir önceki yazımda değinmiştim buna.
Peki ya çözüm ne?
Senelerce insanlar sorunları dile getirip durdular.
Çözüme dair sözü olanlar pek az.
Sözlerinde duranlar ise daha az.
Elbette ki sorunları dile getirmek güzel ve gerekli.
Fakat bunu yaptıktan sonra çözüm önerisi sunmak gerek.
Meselemiz insan olduğuna göre,
Çözümümüz de buna yönelik olmalı.
Tamam “Süper Kahraman” olmaktan vazgeçtik,
Ne yapacağız?

Yapacağımız en öncelikli şey,
Bu kusursuz düzeni yaratan Yaratıcıyı hakkı ile tanımak.
Çünkü her şeyin başı ve sonu O (c.c).
O (c.c) dilemeden, hiç bir şey olmaz.
O (c.c) izin vermeden, nefes bile alamayız.
O (c.c) istemese, kimse bize zarar veremez.
O (c.c) bize yardım ederse, kimse bizi yenemez.

Bundan dolayı Allah’ı hakkı ile tanımalı.
Peki nasıl ve nereden?
Hiç bir dine, kitaba inanmayan insanda,
Allah’ın bahşettiği yetenekler vardır.
Görmek, duymak, hissetmek..
Bunlarla bir insan çok rahatlıkla bir yaratıcının varlığına inanabilir.
Çünkü gözleri ile gördüğü gerçeklerin,
Birer insan işi olmadığını anlar.
Daha sonra karşısına iki yol çıkar,
Ya inkar, ya iman.
İmanı seçen bir kişi, yaratıcıyı araştırma aşamasına gelir.

Avrupa’da Müslüman olan insanların hayatlarına bakalım,
Hepsi büyük araştırmalar sonucunda, Kur’an ile tanışıyor.
Ondan sonra hayatlarında kocaman değişimler oluyor.
Beni en çok etkileyen hayat hikayelerinden biri,
Avustralyalı Ebubekir’in hayat hikayesi..
(http://www.youtube.com/watch?v=NmjxjKPBAl0)

Nice örnekler var böyle.
Bizler anne babadan Müslüman olduğumuz için,
Böyle sorgulama aşamalarını geçirmeden,
Fabrika çıkışlı Müslüman oluyoruz (?)
Tabi bize ne kadar Müslüman denirse…
Ondan dolayı seneler geçmesine rağmen,
Dinimizi tam manasıyla bilmiyor ve yaşayamıyoruz.
Bu gün, şuan bizlere inşallah yeni başlangıç noktası olsun.
Kendimizi dinimizi bilinçli bir şekilde öğrenip yaşamaya adayalım.
Daha sonra her şey çok güzel olacak biiznillah..

Yaratıcıyı tarif eden kaynaklara baktığımızda,
Hiç birinin bizi tatmin etmeyeceğini göreceğiz.
Yaratıcıyı inkar eden anlayışlardan bahsetmiyorum bile.
Yalnızca Kur’an bize Yaratıcıyı, dünya ve ahireti en güzel şekilde anlatır.
Öyle ki, insanlar Ondaki bilgileri yalanlamak yerine,
İnsanları Kur’an dan uzak tutmaya çalışmışlardır asırlarca.
Tabi bunu başaramadılar ve başaramayacaklar da.
Kur’an kendisine gelenlere sonsuzluğa açılan kapıları açacaktır.
Yeter ki hakkı ile O’na yönelelim.
Yaratıcı ile ilgili en doğru bilgiyi de yine Kur’an dan alabiliriz.

Kur’an dan aldık bilgileri peki ya daha sonra?
Allah’ı hakkıyla tanıyan bir insan,
Allah’ı sever, ona itaat etmesi gerektiğini bilir.
Buna sahip olan bir insan için artık dünya eski dünya olmaktan çıkar.
Başına her ne gelirse gelsin, artık bir rehberi vardır.
“Allah nasıl davranmamı istiyor?”
Her daim bu soruyu sorması kendisine yeterli olacaktır.

Yaratıcıyı tanıyan insan için, artık emir ve yasakları öğrenmeye geliyor sıra.
Bunun için de yine eşsiz kaynağımız olan Kur’an’a sığınmamız gerekiyor.
Bizlerin ne için yaratıldığı, nasıl ibadet etmemiz gerektiği,
Nelerden sakınıp, neleri yapmakta serbest olduğumuz bize tane tane anlatılıyor.
Kur’an bize düşünüp anlayalım diye Rabbimizin ayetlerini sunuyor.
Düşünmek, anlamak ile başlıyor uygulamak.
Bu ikisi olmadan uygulama ya hiç olmaz, ya da yanlış olur.
Bunun için, uygulama noktasında Kur’an’ın rehberliği bizim için eşsiz bir hazinedir.
Peygamber(as) en yakınları bu eşsiz kaynağın gölgesine sığınmış..
Ve bataklıktan nice güller çıkmıştır.
O kötü toplumdan dünya tarihinin belkide hiç görmediği bir nesil ortaya çıkmıştır..
Aynı şekilde bir hayat istiyorsa, bizim yapmamız gereken de aynen budur.
Tüm bunların sonucunda Rabbimiz bizlerden bir şey olmamızı istiyor,
O da Takva Sahibi olmamız..

Peki kimdir Takva Sahibi insanlar?

Bakara Suresi 177. Ayet;

لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ
وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ
وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى
حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ
السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلاةَ وَآتَى
الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْ وَالصَّابِرِينَ
فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَئِكَ الَّذِينَ
صَدَقُوا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

Yüzlerinizi Doğu ya da Batı tarafına çevirmeniz iyilik demek değildir. Asıl iyilik Allah’a, Ahiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan; akrabalara, yetimlere, yoksullara, yarı yolda kalanlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunanlara (kölelere, tutsaklara) mallarını sevmelerine rağmen yardım edenlerin; namazı kılanların, zekâtı verenlerin, antlaşma yaptıklarında yapmış oldukları antlaşmaları yerine getirenlerin; zorda, darda ve savaş zamanında sabredenlerin tutumudur. İşte doğrular (sözlerinin erleri) onlardır, takva sahipleri de onlardır.

İşte olmamız gereken insanın nitelikleri bu ayette özetlenmiş.
Olmamız gereken insan modeli budur.
Ve Cenneti gerçekten istiyorsak bu tarife uygun bir insan olarak Rabbe kavuşmaya gayret etmeliyiz.
—-
Allah nasip ederse bir sonraki yazıda Rabbi tanımaya yönelik Kur’an’i bir yolculuğa çıkacağız..

Allah’a emanet.

Ömer Haşim

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here