MultimedyaVideo

Dünyanın Problemlerini Nasıl Çözeriz? – Hamza Tzortzis

Allah (svt) bizlere Somali’de, Pakistan’da ve dünyanın her yerinde problemlerle baş edebilmemizi sağlayacak kadar kaynaklar vermiştir. Bu Allah’ın nizamının hakikatidir. Peki öyleyse asıl mesele ne? Asıl mesele bu kaynakların dağıtımıdır. Bunu bir düşünün. Kıtlık, ekonomik promblemler, adaletsizlik ve ekonomik problemlerden kaynaklanan
diğer tüm sorunların asıl sebebi bu dağıtımdır. Bizler, Allah (svt)’ın emrettiği ırklarımızdan bağımsız “varlığın dağıtımı” kanununa uymuyoruz.

UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) raporuna göre, dünya üzerindeki 250 kişi, 2 milyar insandan daha fazla kazanıyor. Bunu bir düşününün, 250 insan… 2 milyar insandan daha fazla servet kazanıyor! Bu bir sorundur, problemdir! Kuran ve Sünnet bizlere çözümü söylüyor: “Servetin dağıtımı”

Allah (svt) hamdolsun ki bizleri tek başımıza bırakmadı. Bu meseleyi çözebilmemiz için Kuran ve Sünneti bizlere verdi.
Meseleyi çözecek bir anlayış, bir mekanizma… Ve bir yaşam stili. Ve bunu kanıtlayacak bir tarihimiz var, Yahudiler bile bunun kanıtı.. Eğer Batı akademik kaynaklarına bakarsanız, 1453-15.yy tarihlerinde bir Haham bulursunuz. Avrupadaki kardeşlerine bir mektup yazar, O Haham Osmanlı halifeliğinde yaşıyordu ve mektubunda şöyle yazar: “Türklerin topraklarına gelin, Müslümanların\Ntopraklarına gelin.. çokça paramız var, dünya nimetlerinden bolca var, ağır vergilerle yükümlü değiliz.” Yahudiler bunları bizim hakkımızda söylüyordu çünkü bizler servet dağılımını esas olan mekanizmayı uyguluyorduk. İşte gerçek olan budur!

Ya Ömer ibn Hattab (ra) ne yapmıştı? Rasullullah (sav)’ı öldürecekti! Rivayeti biliyoruz. Rasullullah (sav)’ı öldürmek için koşuyordu. Ama sonrasında Kuran’ı duydu çünkü yolu kız kardeşinin evine çevrilmişti. Taha suresini dinledi ve sonrasında ne oldu? Onun fıtratı dinlediklerinin hak olduğunu Allah (svt)’ın birliği sayesinde kavradı. Sonrasında Rasulullah (sav)’a gitti ve Müslüman oldu. Ancak hikaye burada bitmedi. Ömer (ra) İslam’ın ikinci halifesi oldu. Ebu Bekir (ra)’den sonra İslam Devleti’nin ikinci yöneticisi oldu. Ömer (ra) ne yaptı? Medine’de kıtlık yaşandığı zaman -tıpki bugünkü gibi bir kıtlık- Somali’deki kıtlık gibi ya da gelecekte dünyada yaşanması muhtemel olan diğer kıtlıklar gibi Medine’de bir kıtlık yaşandı.
Ömer (ra) Medine sokaklarında yürürdü, Medine halkının arasında yürürdü. Medine’nın kenar mahallelerinde, uçlarında dolaşırdı. Bir kadına rastlamıştı. Kadın, çocukları açlıktan ağlamasın diye tenceresinde taş kaynatıyordu. Peki Ömer (ra) ne yaptı? Tüm o yolları geri yürüyüp Beyt’ül Mal’ a ulaştı. Beyt’ül Mal nedir bilir misiniz? “Devlet Hazinesi” İslam’da Beyt’ül Mal kavramı vardır. Kaynakların, servetin toplandığı yerdir. Ömer (ra) Beyt’ül Mal’dan alıp, o kız kardeşin evine geri yürüdü. Yolu geri yürürken kölesi onu gördü ve “Müminlerin Emiri! İzin ver yükünü taşıyayım” dedi. Ömer (ra) ne dedi peki?
“Hesap gününde benim yükümü sen taşımayacaksın” dedi.
Gerçek olan budur, arkadaşlar! İslam ve Tevhid sahibi olan bir adamın gerçekliği budur işte!
Ömer (ra), o kız kardeşin evine gitti ve yemeği onun için pişirdi. Ömer b. Hattab (ra) onun için yemek pişirdi! Diğer bir rivayete göre ise, Ömer (ra) diğer kapıda uyudu ki bu sayede sabah kalktığında çocukların güldüklerini gördü. SubhanAllah!
Bu Tevhid’in gerçekliğidir. Böylelikle Davet’in de gerçekliğidir.
Çünkü bizler insanları İslam’a davet ettiğimizde
“..ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ” (Nahl,125) “Rabbinin yoluna çağır.”
Bunu yaptığımızda biz insanları sadece cennete davet etmiyoruz, bu dünyada da başarıya çağırıyoruz. Tıpkı geçmişte elde ettiğimiz başarılar gibi. Bu, İslam’ın o zamanki hakikatiydi.
“..ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ” (Nahl,125)
“Rabbinin yoluna çağır”

Kendi değerlerimize çağırmak, davet etmek demektir. Prensiplerimize, fikirlerimize, anlayışlarımıza çağırmak, davet etmek… Bunu bir düşünün… İnsanları kendi fikirlerimize çağırmak kardeşlerim… Kendi düşüncelerimize davet etmek… Bu, Somali’deki problemi çözmek demektir. Çünkü problem para değil; servet dağıtımının sağlanabilmesi fikridir. Zenginlerin malının %2,5’luk kısmını zekat olarak alıp\Nfakirlere vermek. Sadaka olarak vermek, ihtiyacı olanlara vermek. Gıda fiyatlarının bu saçma beslenme sorunlarına\Nsebep olmasıyla ilgili dalga geçmek değil. İslam’a ait olan tüm bu kavramlar; Ribayı (الربا:tefecilik) durdurmak, faizi durdurmak Çünkü faiz, servet dağıtımının önünde bir engeldir. İslam’a ait tüm bu fikirler, ekonomik sistemler sizi detaylara boğmak için değil. Hepsi İslam’ın bir parçasıdır.
Yani biz insanları dine davet ettiğimiz zaman onları aynı zamanda dünyanın problemlerini çözecek olan değerlere ve fikirlere de davet ediyoruz. Eğer kardeşlerinizi gerçekten seviyorsanız, Çabalarınızı, duanızı, eylemlerini, paranızı davet yolunda sarfedin. Çünkü çözüm budur!

Burada veya orada sadaka vermek sadece bize fayda verir. Sadece bizim daha iyi hissetmemize yardım eder ancak problemi çözmez. Bizim uzun soluklu çözümlere ihtiyacımız var, bu ise kısa süreli bir çözüm. Bizim ileriyi görmeye ihtiyacımız var. Peygamber (sav) ileri görüşlüydü, öngörü sahibiydi. Savaştayken, Müslümanlar neredeyse yenilecekken
Tüm umutları neredeyse tükenmiş iken Rasulullah (sav) ne yapmıştı? Kayaya vurduğunda kıvılcım çıktı ve Rasulullah (sav) şöyle dedi: “Allah’a yemin olsun ki İran sizin olacak”
Neredeyse yenilecekleri o zamanlarda Rasulullah (sav)’ın söylediğine bakın! Peygamber (sav) bir öngörüsü vardı, “İran sizin olacak” dedi.
“Şu an köşeye sıkıştırılmış olabilirsiniz ancak bunun için endişe etmeyin” dedi. İşte Peygamber (sav) öngörü sahibiydi. Ebu Bekir ve Ömer (r.anhuma) yönetime geldikleri zaman Rasulullah (sav)’ın bu ileri görüşüne uydular ve zafer kazandılar.

Eğer kardeşlerimizi gerçekten düşünüyorsak çözümü desteklemeye başlamayalıyız. Kısa süreli çözümleri değil; evet ilk etapta bunu yapmamız gerekir ancak devam etmeliyiz. Aynı zamanda uzun süreli çözümleri de üretmeliyiz ki bu Davet’in (tebliğ) kendisidir.

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı