Faziletli doktor İyad Kunaybi bizlere Suriye için gerçekten yapabileceğimiz asıl meseleleri anlatıyor. Bu konuşmayı mutlaka izlemenizi tavsiye ediyoruz.

Suriye İçin Ne
Yapabilirim?

Esselamu Aleykum Aziz Kardeşlerim,

Geçen bölümde Suriye’de meydana gelenlerin,
Allah’ın imtihan kanunlarının dışında olmadığından bahsettik. Biz, Rab olarak
imtihan eden, sonra sabretmemizi isteyen ve mükâfatlandıran Allah’tan razıyız.
Musibet, kişinin kardeşlerinin haline üzüntüsünün, rahmet ve hikmet hususunda
şüpheye dönüşmesidir. Aksine istenen, bu hüznün harekete geçirici bir kuvvete
dönüşmesidir. Nasıl? Allah-u Teala buyuruyor ki “Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle
denemek için böyle yapıyor” Eğer Allah dilese Beşşar ve ordusunu helak eder,
mümin kullarını muzaffer kılar. Fakat o bu musibetle İslam Ümmeti’ni imtihan
ediyor. “Hanginizin daha güzel amel işlediğini denemek için” Yani bu, Allah’ın
senin ne yapacağını görmek istediği bir imtihandır. Tek başına senin… “Sen
ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et.” Öyleyse bil
ki sen, bu imtihanda kastedilensin. Eğer başarırsan mükâfatlandırılırsın,
başaramazsan kuvvetlenirsin. Başka üçüncü ihtimal yok.

Peki, bu imtihanı kazanmak için ne yapıyorsun? Sana
düşen Suriye’deki kardeşlerini kurtarmak için Allah yolunda cihad etmendir.
Diyeceksin ki: “Fakat şartlar cihada izin vermiyor.” Ben de diyorum ki:
“Bu zillet değil midir?” Kardeşlerimizin çevremizde kaçırıldığını
görmemiz zillet değil midir? Belki sıramız geliyor ve biz yüz milyonların
milyarın ümmeti iken cihad edemiyoruz. Aksine Beşşar ve ordusu, kardeşlerimize
işkencelerini fotoğraflıyor, bizimle kameraların önünde meydan okuyarak alay
ediyor ve biz hiçbir şey yapmıyoruz. İşte bu zillettir. Bundan kurtulmak için
nasıl bir yol izlenmelidir? Rasulullah (s.a.v) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
“Allah size zilleti musallat eder, dininize dönünceye kadar da onu kaldırmaz.”
Eğer dinimize geri dönersek o zaman bu zillet hali biter. Dinimize geri
dönmediğimiz vakit ise bu zillet hali devam eder ve Suriye’deki kardeşlerimize
yapılanlar için sebep oluruz. 
Öyleyse bu birbirine bağlı bir zincirdir; Allah’ın
emirlerini yerine getirmede istikamet üzere olmak bu zillet halinin
kaldırılmasını sağlar, zillet halinin kaldırılması da ümmetin izzeti, cihad ile
bir kısmının bir kısma galip olması, anlamına gelir. Bu da Suriyeli erkek ve
kız kardeşlerimizin acılarının bitmesini sağlar. 
Buna karşılık erkek ol, kadın ol senin günahın
zillete neden olur. Rasulullah buyuruyor ki: “Zillet ve küçüklük emrime
muhalefet edenleredir.” (Hadisi Albani ve Zehebi tashih etti) Bu zillet
Suriye’deki kardeşlerimizin zaferine engel olmaktadır. Gördüm ki günahlar
kalpleri öldürüyor ve zillet de bu günahlara ısrar ettikçe yerleşiyor. 

O halde bu konuda tarafsızlığa yer yok! Senin erkek
ya da kadın olarak itaatin, Suriye’deki kardeşlerin için cephanedir. Ve günahın
da despot ordunun tüfekleri için cephane ve ellerinde kardeşlerimizi
boğazladıkları bıçaklardır. Bunlar gerçeklerdir ey kardeşlerim, mübalağa değil.

Bu hakikatlerin göz önünde bulundurulmaması garip
olaylara sebep oluyor: Bir baba şüpheyle soruyor : “Niçin Allah
Suriyelilerin sıkıntısını gidermiyor? Bu boşa giden bir çaba sanki” Sonra
oğullarını ve kızlarını televizyonun başında oturmuş şarkı yarışmalarını
izlerken görüyor ve çocuklarını onları izlememe konusunda teşvik etmekten
ötesini yapmıyor. Müslümanların acısı, onu, sağduyuyla kendisinden mes’ul
olduğu ailesinin halini değiştirmeye itmezken ve kendisi eyleminde kusurluyken,
Allah’ın fiillerini sorguluyor.

Senden istenen, Suriyeli kardeşlerimizin haline
duyduğun üzüntüyü, itici, pozitif bir kuvvete dönüştürmendir. Bu güç seni,
itaatte aktif olmaya ve günahları terk etmeye itecektir. Görevini her ihmal
ettiğinde Suriyeli kardeşlerinin eziyet görmüş, katledilmiş resimlerini
gözlerinin önünde canlandır ki yeniden gayretle dolasın. Ve hatırla ki Allah ne
yapacağını görmek için seni imtihan ediyor. “Eğer Allah dileseydi, onlardan öç
alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor.” Ve yine hatırla ki
sen vakit öldürürken, kardeşlerin de tağut ordularının ateşiyle öldürülüyor.

Bazı anların hayatımızın alamet-i farikası olması
gerekiyor. Ki kalplerimize uyanıklık salsın, sebatımızı artırsın, gafletten
bizi nefret ettirsin, değersiz kaygılardan uzaklaştırsın. Ta ki cennet dışında
başka bir yerde rahatlık ummayalım. Hatırlıyorum da, on bir sene önce eğitim
için ABD’de bulunurken, üniversiteden evime dönmüştüm. Evde beraber kaldığım
kardeşim gazeteyi oturma odasında bırakmış. Gazeteyi kaldırdım bir de ne
göreyim?! Baş sayfada küllerden oluşmuş bir resim! Baş sayfa için bu resmin
seçilmesi tuhafıma gitti. Fakat iyice incelediğimde yanık bir yüz şekli vardı.
Ve yanık bir el! Yanık bir ayak! Endonezya’da hain Hıristiyanların eliyle
mescide istiflenmiş ve sonra da ateşe verilmiş Müslümanlardan bir grup. İç
sayfada ise büyük nakil araçları ile meçhul bir akıbete taşınan Müslüman
bayanların fotoğrafı… Müslümanların bu büyük zilletinden ve musibetinden
ötürü gözlerim açıldı. Nerede? Nüfus açısından en büyük İslam ülkesi nerede?
Yaklaşık iki yüz milyon Müslüman. “O gün siz çok olacaksınız, ama aynı sel
üzerindeki köpük gibi” Bu, bundan sonra gafil olmamın ya da dünyaya meyletmemin
zor olacağını yüzüme vuran bir tokattı. 

Nefsin seni haram arzulara her çağırışında,
yanağına tokat gibi çarpan bu tabloları gözünde canlandır ve de ki : “Ayıp
ey nefsim ayıp… Bu yiğitlik değildir…” Gerçekten nerede yiğitlik ey
kardeşlerim? Bir kaç gün önce kardeşlerimizin bu dramı aklımda iken caddede
yürüyordum. Bir de ne göreyim! Genç kızlara göz ucuyla bakan, birbirlerini
onlara bakmaya teşvik eden bir grup genç. Bu gençlerin hepsi Suriye’deki dramı
görünce üzülüyorlar. Neredeyse hiçbiri ümmetin sıkıntıları karşısında
vazifesini düşünmüyor, kendisini oyalayacak şeylerle meşgul oluyor, ihtimamını
bu şehevi basit şeylere yöneltiyor. Kim açılıp, saçılıyorsa ümmetin gençlerinin
maneviyatını zayıflatıyor ve kim de gönüllü olarak örtüsünü açıyorsa,
Suriye’deki Müslüman kardeşinin zorla örtüsünü açanlara yardım ediyor. Bunun
için peygamberimiz aleyhisselam “İstikamet ve iffet çizgisinden uzaklaşırlar,
uzaklaşmaya çağırırlar” tabirini kullanıyor. Hak yolundan sapıyorlar,
diğerlerini de beraberlerinde saptırıyorlar. Kız kardeşim, Allah’ı razı etmeyen
şekilde her dışarıya çıkışında düşün ki gençler, kız kardeşlerine yardım etmek
için düşmana silahlarını doğrultmuşlar ve tam o anda seni görüyorlar ve
silahlarını bırakıyorlar! Bir düşün, kendin için böyle bir role razı olur
musun? Ve yine düşün, bu mudur kendisiyle Allah’a kavuşmak isteyeceğin amel?

Ümmetin zilleti ve günahlar arasındaki bu
bağlantıyı duyduğumuzda aklımıza şu dört sualden biri veya daha fazlası
gelecektir:

Birinci soru; Kardeşlerimizin bu büyük dramında
benim günahımın payı ne kadar? Cevap: Ne kadar olduğu önemli değil. Mühim olan
bu dramda senin payının menfi olması. Buhari’den nakledilen bir hadiste
Peygamberimiz kertenkelenin öldürülmesini emretti ve dedi ki. “İbrahim (a.s)’a
üflüyordu.” Subhanallah!… Kertenkele küçük sürüngenlerden biridir, Hz
İbrahim’i yakacak büyük ateşe ne kadar üflerse üflesin o yüce ateşin
kuvvetinden bir şey artırmayacaktır. Fakat terbiyeye bakın. Peygamberimiz,
Müslümanlara eziyette çok basit, neticesi olmayan bir payla da olsa payı
olanlara düşmanca davranmayı bize nasıl öğretiyor? Erkek Kardeşim, Kız
kardeşim, Suriye’deki kardeşlerimizi yakan ateşte üflemekle bile olsa payınız
olmasın. Üflemekle bile… Aksine gel, ateşi söndür, Allah’ın dinine
yardımcılardan ol.

İkinci soru; Bu yani, Allah’ın bizim günahlarımız
sebebiyle Suriye halkını cezalandırdığı anlamına mı geliyor? Cevap: Hayır,
“Hiçbir kimse diğerinin günahını yüklenmez” Suriyeli kardeşlerimiz
cezalandırılmıyor. Bilakis onlardan işkence gören ve iman üzere öldürülen
kişinin gördüğü işkence ve öldürülme, onun ancak mertebesini ve Allah’a olan
yakınlığını artırır. Fakat cezalandırılan biziz. Eğer kardeşlerimize yardım
şerefine nail olamadığımızı görüyorsak bu günahlarımıza karşılık cezamızdır.
“Gerçekten seninle sefere çıkmak isteselerdi, elbette, bunun için bir hazırlık
yaparlardı: Allah onların kalkış tarzlarını beğenmedi ve bu yüzden onları
yerlerine çiviledi ve kendilerine: “Peki, oturun oturanlarla beraber” denildi.”
Eğer niyetlerimiz cihad etmek için sadık olsa, günahları terk etmek, emirlere
itaat etmek ve yoldaki kötülükleri izale etmekle ona hazırlık yaparız. Ve o
zaman Allah da sana cihad kapısını açacaktır. Canınla, malınla ve birçok başka
vesileyle…
Fakat günah sahibi bu hazırlığı yapmıyor. Allah’ın
yardımcılarından olma şerefini hak etmiyor. 

Günahları, yardım için harekete geçmesi hususunda,
Allah’ın onu beğenmemesine sebep oluyor ve onu cihaddan alıkoyuyor ki o yüksek
gayret sahibi Allah’ın yardımcılarından oluşmuş kafilenin adını kirletmesin.

Üçüncü soru; belki kendi kendine diyeceksin ki
“Beni kişisel günahlarım sebebiyle kınıyorsun? Peki güç sahiplerine ve
Müslümanlara yardım etmek ellerinde olan ve bizi yardımdan alıkoyan kişilere
neden çıkışmıyorsun?” “Hiç şüphesiz, bunda, kalbi olan ya da bir şahit
olarak kulak veren kimse için elbette bir öğüt (zikir) vardır.” Ben seni
muhatap alıyorum ey kız ve erkek kardeşim. Çünkü seni kalbin var sayıyorum. Bu
bahanelerle kaçma kardeşim. “Ey iman edenler! Siz, kendinizi düzeltmeye bakın.
Siz, doğru yolda oldukça sapmış olan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü
Allah’adır. O size neler yapıyor olduğunuzu haber verecektir.” Kıyamet günü
niçin falan orduyu ya da falan devleti Müslümanlara yardım için harekete
geçirmedin diye sorulmayacaksın… Sadece kendinden sorulacaksın… “Kişi kıyamet
günü ömrünü nerede harcadığından sorulmadıkça ayağını kımıldatamaz” Kendi
hayatından sorulacaksın, başkalarının hayatından değil!..

Dördüncü soru; “Suriyeli kardeşlerimiz bizden
cihad, silah, mühimmat istiyor. Günahları terk etmek emir ve yasakları yerine
getirmek uzun iş. Bu asıl görevimizden uzaklaşmak değil midir?” Bunu diyen
kişinin genelde zikre değer bir şey yapmadığını görürsün. Sonra durur, hayatına
ve hatalarına geri döner. Evet, eğer canınla cihad edebiliyorsan, bu sana
vaciptir. Lakin yapamıyorsan da çözüm oturmak mıdır?

Kardeşlerim bizler hayatta felaketleri idare etme
sistemine göre yaşıyoruz. Her yeni bir felaket olduğunda hızlıca, görülmedik
çözümler arıyoruz. Gerçeklerden kaçıyoruz. Hâlbuki bizim için kaçınılmaz olan
şey, uzun bir solukla durumumuzu ıslah etmektir. Hastalık Suriye’de olanlar
değildir, onlar hastalığın dışa vurumudur. Asıl hastalık ümmetin yılgınlığı ve
zilletidir. Ve hastalığın ilacı vakit, çalışma, çabalama, bununla beraber
sıkılmadan uzun soluklu şevk ve gayrettir.

Tabii ki şunu da hatırlatmak gerekir ki,
toplumların terbiyesi, kötülüklerinden arındırılması için en hayırlı vesile
Allah yolunda cihat etmektir. Kimin için bu kapı açılırsa; “Bana düşen
cihattan önce günahlarımdan kurtulmamdır” dememesidir. Kast edilen, eğer Allah
senin için bu kapıyı açmamışsa, bu; seni bu şereften alıkoyan bir çatlağın
hayatında olduğuna delâlettir. Durumunu düzelt. Umulur ki Allah dinine yardım
için seni seçer.

Bu silsileyi takip ettiğinde, itaatin ve günahları
terk etmenin, zillet halinin kaldırılmasını sağladığını görürsün. Ardından da
ümmetin izzeti ve mustazaflarının zaferi. Ve böylece sen itaat yolunda
yürüdükçe büyük bir lezzet duyacak, nefsin seni her ne zaman haram bir
görüntüye çağırsa diyeceksin ki: “Hayır, Allah yolunda kardeş olduklarıma
yardım için bakışlarımı indireceğim.” Şeytan seni sabah namazından
alıkoymak istediğinde de kardeşlerini hatırlayacak: “Ben Allah’ın
yardımcılarından olmak istiyorum” diyeceksin. Böylece kardeşlerinin
durumunu her gördüğünde kendinden nefret etmek ve dövünmek yerine, kendine
saygı duyacak, iç dünyanla uyumlu halde yaşayacaksın. 

Öyleyse ey kardeşim ümmetin acılarından kaynaklanan
endişeni, kederini, kaygını pozitif bir kuvvete dönüştür. Bak Suriyeli
kardeşine… Ateşe veriliyor, “Ya Rabbi! Ya Allah!” diyor. O Allah’a
kendini sundu. Peki ya sen ne sundun? Sen ne sundun? Eğer bizler boğulduysak,
boğulmuş bir ümmet için kim vardır artık? Ümmetin dramlarına bakmaya devam
ettiğin ve sonrasında bir şey yapmadığın sürece hislerin alışacak, donuklaşacak
ve kalbin katılaşacak. Bu işkence görüntülerini yayınlarken Allah’ın
düşmanlarının istediği şeydir… Suriye’de… Ebu Gureyb’de… Maneviyatımızı
parçalamak istiyorlar… Bilakis onların silahlarını kendilerine çevir…
Nefsinle cihad et… Heva-heveslerinle cihad et… Kardeşlerin için olan tasanı
kederini kalbinde sönmeyen bir mum kıl. O vakit Allah seni seçecek ve seni
kardeşlerine yardımla şereflendirecek. Ve bunun için yolları kolaylaştıracak.
“Bizim uğrumuzda didinenleri biz, yollarımıza elbette ulaştıracağız. Allah,
güzel düşünüp güzel davrananlarla mutlaka beraberdir.”

Bölümün özeti: Müslüman kardeşlerinin durumuna olan
hüznünü, seni itaatte aktif olmaya sevk edecek ve günahlardan uzaklaştıracak
itici bir kuvvete dönüştür!

Bu konuşma Kulliyetu Neva tarafından tercüme edilmiştir.

Videoyu indirme linki:

Yorumlar

yorumlar

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here