Gezi - SanatYaşam & Kültür

Bir Öze Dönüş Hikayesi: Ebu’l Feth Camii

“لَتُـفْتَحَنَّ  الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَـلَنِعْمَ  الْأَمِيرُ  أَمِيرُهَا،  وَ لَنِعْمَ الْجَيْشُ  ذَلِكَ  الْجَيْشُ”
“İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu
ne güzel ordudur.”
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335; Buharî, et-Tarihu’l-Kebir, I, 81)

Rumeli Hisarı…Peygamberصلى الله عليه وسلم’ in
övgüsüne mazhar olmuş kumandanın, inşaatında bizzat çalıştığı, fethin habercisi, boğazın görkemli hisarı. Boğaziçi’nin en dar noktasında, 30.000 m² üzerine, dört ay gibi kısa bir süre içinde inşa ettirilen bu hisar boğazın incilerinden bir inci. Hisarın yapımına, Fatih Sultan Mehmet tarafından, fetih esnasında boğazı kontrol altında tutmak amacıyla 15 Nisan 1452’de başlanmıştır ve 31 Ağustos 1452’de tamamlanmıştır. Günümüzde Rumeli Hisarı olarak bilinen yapı bugüne kadar birçok isimle anılmıştır; Boğazkesen Hisarı, Nikhisar, Yeni Hisar, Yenice Hisar, Kulle-i Cedide gibi…

Rumeli Hisarı dünyanın en büyük kale burçlarına sahiptir. Kale içinde 3 büyük burç olmak üzere toplam 17 burç vardır. Üç büyük burcun inşası dönemin üç büyük paşasına tevdi edilmiştir. Halil Paşa Kulesi, Zağanos Paşa Kulesi , Saruca Paşa Kulesi olarak adlandırılan burçlar bu paşaların isimleriyle anılmaktadır. Zağanos Paşa Kulesi üzerinde bulunan
kitabede; kulenin Recep 856/ 1452 Ağustos’da tamamlandığı yazmaktadır.

Hisarın içerisine bir de cami inşa edilmiştir. Bu camii, Peygamberصلى الله عليه وسلم övgüsüne mazhar olan Kumandanın, Fatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbula’a yaptırdığı ilk camidir. Bu camii, Sultan Fatih’in hocaları, vezirleri, askerleriyle birlikte kutlu bir görev üzerindeyken namaz kıldıkları camidir. Cami de tıpkı hisar gibi birçok isimle anılmaktadır; II. Mehmed tarafından yaptırıldığı için Fatih Sultan Mescidi, hisar içinde bulunması sebebiyle Hisariçi/Hisar Camii, Kale Camii ve Fatih Sultan Mehmed’in lakâbı olan ve fethin babası(fatihler babası) anlamına gelen “Ebu’l Feth” Camii…

Fakat Ebu’l Feth Camii yapımından 432 sene sonra, 1884 yılında meydana gelen İstanbul
depremiyle yıkılmış ve geriye yalnızca minaresi kalmıştır. Tarih 1953 senesini gösterdiğinde dönemin cumhurbaşkanı ‘Celal Bayar’ın isteğiyle Rumeli Hisarı’nda kapsamlı bir restorasyon başlatılıyor. Fethin 500. senesi sebebiyle başlatılan restorasyon beş yıl içinde tamamlanıyor ve hisar 29 Mayıs 1958’de açılıyor.

Restorasyonda “özün korunma ilkesi” benimseniyor, fakat anıtlar kurulu onayıyla hisar içine bir sahne yapma fikri benimseniyor. Benimsenen bu fikir uygulanıyor ve tam da caminin bulunduğu kısım, amfi sahne olarak kullanıma açılıyor. Amfi sahne, ortasında kalan bir yıkık minare ile on yıllarca tiyatro ve konser alanı olarak kullanıyor.

Yıkık minaresi ile temel duvarları ayakta kalan Ebu’l Feth Camii’nin yapılan araştırmalar sonucu yuvarlak bir sarnıç içine oturtulduğu ve 10,62 × 10,67 m. ölçülerinde kare planlı bir yapı olduğu anlaşılıyor. Alınan kararlar neticesinde ise cami bu ölçülere uygun olarak yeniden inşa ediliyor ve 2015 senesinde ibadete açılıyor. Caminin ibadete açılmasıyla birlikte çok fazla tartışmalar yapılmış; fakat olaya objektif bir tarihi perspektifle bakılması ve ideolojik olarak bakılmaması mühim.

Tarihçilerin bu konudaki görüşlerine kısa bir araştırma ile ulaşabilir, objektif ve ideolojik bakışın farkını hemen fark edebilirsiniz. Örnek olarak, ülkemizin öneml tarihçilerinden Prof. Dr. lber Ortaylı, cami inşası ile ilgili şu sözleri söylemişir; “Camisiz hisar olmaz. Yedikule’nin ortasında da cami var. Buranın orijinal halini röleveyi üstlenen bulacak ve yapacaktır. Bulmanın çok zor olduğunu sanmıyorum. Benim neslim bu camiyi hatırlıyor” Camiyi araştırır ken gördüm ki; sıkça yapılan eleştirilerden biri “cami yapılsın fakat neden sahnenin tam ortasına yapılıyor” olmuş. Oysaki sonradan yapılan sahne caminin tam ortasına yapılmıştır.


Nitekim; Ebul Feth Camii , Fatih Sultan Mehmed Han’ın vakfiyesidir. İslam hukukunda ise bir vakfın nasıl yönetilip işletileceği, vakfedilen maldan kimlerin hangi esas ve ölçüler içinde yararlanacağı vakfedenin iradesiyle belirlenir. Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır. Bir vakıf vakfedildiği amaç dışında kullanılamaz. Fatih Sultan Mehmed Han ise burayı konser ve tiyatro için vakfetmemiştir… Yıllar sonra özüne dönen Ebul’l Feth Camii’ni Temmuz ayında ziyaret etmek ve fotoğraflamak nasip oldu. Lakin içerisinde bir kişi bile yoktu , elbette pandemi döneminde olmamız bir sebep, fakat İstanbul’da bu dönem dahilinde ziyaret ettiğim diğer camilerde böyle bir durumla karşılaşmamıştım. Bence bu yalnızlığın bir diğer sebebi ise caminin çok bilinmiyor olması. Bu
camiyi özellikle kaleme almamın sebeplerinden biri de budur, bu yazı ile caminin bilinmesine ve ziyaret edilmesine vesile olabilmek, inşallah.

Maddi bir şekilde ihya olan bu camiyi manevi olarak da ihya etmeliyiz. Çünkü bu bir nimettir ve her nimet şükür gerektirir. Ecdadımızdan bize kalan ruhun taşa işlediği tüm bu güzel mabedlerin şükrünü, içerisinde Allah’ın adını anarak, cemaat olarak eda edebiliriz. Sözlerin en güzelini söyleyen Rabbimiz buyurdu ki;

“Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim/7)

İçi oldukça sade ve huzurlu olan cami de kimse yoktu ama bahçesinde bizi karşılayan güzel bir aile vardı. Bu manzara ile içimiz neşe dolmuş bir şekilde camiden çıkarken kapının iki yanına asılmış mescidlerle ilgili, sarsıcı iki ayetle karşılaştık. Tevbe 18 ve Bakara 114. Allah bizleri mescidleri ihya eden, imar edenlerden kılsın ve bizleri, gönlü mescide bağlı müminlerden kılsın. Amin.

Velhasıl Ebu’l Feth Camii özüne dönmüştür ve öze dönüşler hep güzeldir…

@mosquesty

mosquesty

Based on Masjid diaries

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu