Gezi - SanatYaşam & Kültür

Kuşların da Mâbedi; Valide-i Cedîd Camii

Sık kullanılan ismiyle Valide-i Cedîd Camii, diğer adıyla Yeni Valide Camii veya Gülnuş Emetullah Valide Sultan Camii… Bana çok sorulan sorulardan biridir; “Peki sizin en sevdiğiniz cami hangisi?” camileri ayırt etmek istemem fakat bu soruya bugün verdiğim cevap Valide-i Cedîd Camii’dir. Mimarisi, konumu, avlusu bir başka güzeldir Valide-i Cedîd’in fakat gönlümde ayrı bir yeri olmasının sebebi İstanbul’da yaşadığım dönemde, bu camide geçirdiğim vakitlerdir. Hatta diyebilirim ki “mosquesty” sayfasının açılmasına da sebeptir.

Valide-i Cedid Camii’nin şaşırtıcı derecede çok seveni var, maşallah. Bu güzide camiyi her paylaştığımda gelen yorumlarda bunu görüyorum. Çok kişinin gönlüne giren bu cami araştırıldığında, neden bu kadar sevildiği de anlaşılıyor aslında. Çünkü samimiyet ve takva üzerine inşa edilen bir mescit, üç asır sonrasında dahi gönüllerde yer buluyor.

Caminin bânisi Rabia Gülnuş Emetullah Sultan, “Takva Sultan” olarak da bilinen, güzelliği sebebiyle “Gülnuş” adına alan, saray içi konum hesaplaşmalarına mesafeli, hayır hesenatla anılan bir Osmanlı valide sultanı. Sultan IV. Mehmet’in eşi, Şehzade Mustafa ve Şehzade Ahmet’in annesi Gülnuş Sultan’ın hikayesi; Girit’in fethi sırasında esir olarak İstanbul’a getirilmesinden valide sultanlığa uzanıyor. Bir esirken, hayır hasenatla anılan, hatta hac yolları ve şehirlerin anası Mekke-i Mükerreme’ye dahi imaret ve daruşşifa yaptıran Gülnuş Emetullah Sultan’ın hayatı büyük bir nasibin de hikayesi…

Gülnuş Sultan’ın bizlere bıraktığı en büyük eseri ise Valide-i Cedid Camii’dir. Hatta rivayet edilir ki; Yeni Valide Külliyesi’ni bitirebilmek için çeyizinden parçalar sattırmıştır.

Valide-i Cedîd Camii olarak anıyoruz fakat aslında burası cami ile beraber bir külliye. Sebil, çeşme, imaret, sıbyan mektebi ve medrese külliye içerisinde yer alıyor ve “Yeni Valide Külliyesi” olarak isimlendiriliyor. “Yeni” olarak adlandırılmasının sebebi aslında eser ve zamanla ilgili. 18. yüzyılda tamamlanan bu eserle birlikte , yine Üsküdar’da bulunan Nurbanu Sultan tarafından 16. yüzyılda yaptırılan eser “Atik (eski) Valide” olarak anlınca, burası Valide-i Cedîd (Yeni) Camii olarak anılıyor.

Caminin mimarı, dönemin hassa başı mimar Kayserili Mehmed Ağa’dır. Caminin inşasına 7 Kasım 1708’de başlanmış , 5 Mart 1711’de ise ibadete açılmıştır. Eser Lale Devri’nin en önemli eserlerinden biri olmakla birlikte klasik Osmanlı mimarisinin de son örneğidir.

Eserin mimarisinden bahsedersek; caminin harimi kareye yakın planlıdır. Minberi klasik üsluptadır. Göz alıcı mihrabının üzerinde, mihraplara sıkça nakşedilen “كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَاب” “(Zekeriya) onun (Meryem’in) bulunduğu mihraba her girdiğinde” (Âli imrân, 37) ayeti bulunmaktadır. Mihrabın etrafındaki çinilerin Tekfur Sarayı üretimi olduğu rivayet edilse de o tarih için Kütahya’dan getirildiğine işaret vardır. Caminin minaresi yine klasik üslupta ve iki şerefelidir. Caminin huzur verici kare planlı avlusu ise klasik dönemlerin aksine harimden daha büyüktür.

Külliye’de dikkati en çok çeken ise zarafet timsali kuş evleridir. Cemil Meriç’in “Biz apayrı bir medeniyetin çocuklarıyız; bambaşka ölçüleri olan, çok daha eski, çok daha asil, çok daha insanca bir medeniyetin.” sözü bu incelikte adeta dile geliyor. Bu medeniyet karşısında insan; biz neyi kaybetmişiz yahu demeden edemiyor ve dahi her şeyin ama her şeyin sığlaştığı bir dönemde neyi kaybettiğini dahi tahayyül edemiyor…

Cami avlusundaki sekizgen planlı şadırvanın ve Gülnuş Emetullah Çeşme’sinin ince taş işçiliği hayran olunasıdır. Yolu düşenlere mutlaka yakından incelemelerini öneririm. Şadırvanda kuşlar yine unutulmamıştır ve rahat su içmeleri için mermer yalaklar eklenmiştir. Diyebiliriz ki; Gülnuş Emetullah Sultan’ın zarafeti caminin her köşesine yansımıştır ve burası kuşların da mâbedidir…

Cami’nin inşa kitabesini ve şadırvan kitabesini Osmanzade Taib Efendi yazmıştır. Avlu kapıları üstündeki muhteşem yazılar ise Bursalı Hezarfen Mehmed Efendi tarafından yazılmıştır.

Valide-i Cedîd Camii içerisindeki bir başka muhteşem ayrıntı ise bizzat Sultan III. Ahmed tarafından annesi Gülnüş Emetullah Sultan için yazılan;

“الجنة تحت أقدام الامهات” “El-cennetü tahte akdâmi’l-ümmehât.”
“Cennet annelerin ayakları altındadır.” levhasıdır.

Tam bu noktada Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanından alıntı paylaşmadan olmaz sanırım;

“Üsküdar’ın bu dört büyük camii (Mihrimah Sultan, Valide-i Cedid, Atik Valide, Çinili Camii) aşka, güzelliğe yahut hiç olmazsa annelik duygusuna ithaf edilmişti.” Üsküdar başkadır. Üsküdar’ı başka kılan ise belki de bu ithaflardır. Bu inceliklerdir…

Rabia Gülnuş Emetullah Sultan, Yeni Valide Külliyesi’ne  defnedilmeyi vasiyet etmiştir. 1715’te Edirne’de vefat edince naaşı Üsküdar’a getirilmiş ve türbesi bugün külliyenin içinde bulunmaktadır. Kafes şeklindeki türbesinin kubbe eteğinin iç tarafında nefis bir hat ile Ayetel Kürsi yazılıdır. Ayetel Kürsi; Rabbimizin bize hayy ve kayyûm olduğunu bildirdiği ayetler… Hayy, ezeli ve ebedi bir hayatla diri olan Allah;  dilediği kullarına, ölümünden sonra bile diri kalacak olan eserleri yaptırmayı lutfedendir. Allah, Rabia Gülnuş Emetullah Sultan’dan ve ardından eserler bırakan tüm ecdadımızdan razı olsun..

Kuş evleri, şadırvanın kuş detayları, avlusundan eksik olmayan martıları ve adeta kuş kafesini andıran Gülnuş Sultan’ın türbesi… Ferîdüddin Attâr منطق الطير Mantıku-t Tayr’da sîmurg’u arayan ve nefislerini yenerek bu zorlu yolculuğa çıkan, sonunda sîmurg’da gördükleri kendilerinden başka bir varlık olmayan kuşlar için şu dizeyi de ekler “Bu kuşların dilini anlayan kimse, madenleri altına çeviren taşı bulmuştur”.

 

 

 

 

 

Gülnuş Emetullah Sultan’ın kabir taşında bulunan Arapça kitabede ise meâlen şöyle yazmaktadır:

“Bu kabir; hayır ve hasenât sahibi örtüsüne bürünmüş
kişinindir, çiçek gibi parlayan saltanat güneşinin ve hilâfet

denizindeki ay’ın nûrunun doğduğu yerdir, zafer ve seferlerin
babası, muzaffer ve müeyyed hazret-i sultan ahmed han’ın
annesinindir. o, ecel gelince rabbinin rahmetine kavuştu, allah,
ondan razı olarak ve kendisi de razı olarak ona cennet köşkleri
hazırlasın. o’nun vefatı eşsiz, gazilerin en çetin savaşlarda
ç
arpışarak, allah’ın nimetine kavuştukları bir zamana rastladığı
için, sanki onlara ikram olsun diye, evlâtlarının şerefi için

kendisini feda edip, ahiretinde faydalanacağı takdire değer
iyilikler ve makbul hayırlar yaparak varlığını onlara armağan
olarak sunmuştur. allah onun kabrini nurlandırsın ve en yüce
makamlara eriştirsin. 7 zilkade 1127.  Amin…”

Validei Cedid Camii’de geçen ramazanların güzelliğinden bahsetmeden yazıyı bitirmek istemedim. Teravihler hatimle kılınır ve tadına doyum olmaz. Rabbim safları sıkı tutacağımız teravihleri ile nice ramazanlara erişmeyi nasip etsin…

mosquesty

Based on Masjid diaries

2 Yorum

  1. Allah razı olsun, anlatımınız ve fotoğraflarla orada olduğumuz hissini verdiniz. Ankara da yaşayan biri olarak merak ettim ve yine üzüldüm yaşadığım şehre…İlk fırsatta Allah nasip etsin geleyim, yakından göreyim.

  2. Güzel bir yazı olmuş, kaleminize sağlık. İnsanın etrafında olan fakat görmeyi bir türlü beceremediği veya istemediği güzellikleri hatırlattınız. Teşekkürler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu