قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ
Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir. (Mu’minun/1)

الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler. (Mu’minun/2)

وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. (Mu’minun/3)

وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ
Onlar ki, zekâtı verirler. (Mu’minun/4)

وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ
Ve onlar ki, iffetlerini korurlar. (Mu’minun/5)

إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir. (Mu’minun/6)

فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاء ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ
Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir. (Mu’minun/7)

وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler. (Mu’minun/8)

وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Ve onlar ki, namazlarına devam ederler. (Mu’minun/9)

أُوْلَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ
İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır. (Mu’minun/10)

الَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedî kalacaklardır. (Mu’minun/11)

Bir kişinin mahremini korumasıyla ilgili ayetlere gelmiştik. وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ. Bugün bu ayetteki ( إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ) bazı dersleri konuşmaya niyet ettik Allah’ın izniyle. Özellikle evli çiftleri ilgilendiren ve evin içerisinde bu konularla alakalı Allah’ın kılavuzluğunun görmezden gelinmesi sonucunda, bugünlerde Müslüman toplumlarda büyük sorunlara yol açan meselelerden konuşacağız. Bu konudan başka bir derste bahsetmiştim ama yinelemek istiyorum. Çoğu zaman Allah’ın evrensel kılavuz olarak vahyettiği şeyleri, o belli durumu yaşayan insanlarla paylaştığınızda, akıllarına gelen ilk şey şu oluyor: “Ayetin orada olduğunu biliyorum ama benim durumuma uygun değil. Benim özel bir durumum var. Ayet muhteşem, çok güzel.

Ayetin var olduğunu biliyorum ama benim özel durumumu anlaman gerekiyor.” Bu şöyle bir tutum: Allah’ın sunduğu reçeteler, kılavuzlar ve çözümler sadece teorik olarak kullanılıyor. “Belki başka herkes için uygulanıyor olabilirler ama bana farklı bir şeyler söylemen gerekiyor.” Bu tutumdan kurtulmamız lazım. Bunun yerine şöyle bir tutum geliştirmeliyiz: Allah’ın çözümleri gerçek, kesin, uygulanan çözümler. Allah’ın sunduğu şeyler kısa ve öz. Bazen bu çözümler, doğru olmak için çok kolaymış gibi gözüküyor. İşe yaraması için çok basitmiş gibi. Ama subhanAllah, bu dinin güzelliği işte burada. Basit çözümler, en karışık sorunları halledip çözüyorlar. Bu ayeti ( إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ ) sizinle paylaşmak istedik bugün inşaAllah.

“Ve bunlar öyle kişilerdir ki ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir.” Sağ ellerinin sahip oldukları kısmını sona bırakacağım inşaAllah. Çünkü bu akademik bir tartışma. Bugünlerde bu konuyla ilgili çok düşünmemize gerek yok. Çünkü burada kimsenin, sağ elinin sahip olduğu birileri olduğunu sanmıyorum. Bu yüzden ilk önce konumuzla alakalı olan kısmı konuşup daha sonra onu tartışalım. Çoğu zaman, Müslümanlar sağ elin sahip oldukları hakkında soru sorduklarında şöyle diyorlar: “Nasıl olur da Allah bunu diyor? Müslüman olmayanlara bunu nasıl açıklarız?” Olay aslen buna indirgendi. Öncelikle bu tutum zaten kendi içinde yanlış. Bizim görevimiz Kuran’daki hataları (mazallah) yok etmek ya da açıklamak değil. Kuran kusursuz ve din de kusursuz. Yani insanların tutumu şöyle olmamalı: “Dur, açıklayayım. Aslında o kadar da kötü değil. Senin için uygun hale getireyim ki artık kendini bu kadar kötü hissetme.” Çünkü konumuz gerçekten bu değil. Dinimize karşı eleştiriler yapan insanlar; çok eşlilik, cariyeler, cennetteki kadınlar gibi konuları öne sürecekler. Kuran’daki şiddetten bahsedecekler vs. vs. Liste uzadıkça uzuyor. Erkek ve kadın şahitler… Eğer düşünürseniz, bunların çoğu feminist akımından kaynaklanıyor. Ama bir eleştiriye doğru düzgün cevap verdiğinizde tahmin edin ne oluyor? Diyorlar ki: “Öyle mi!? Başka bir soru sorayım o zaman.”

Sonra siz yeni sorduklarına cevap veriyorsunuz ama bu sefer de başka bir eleştiriyle karşınıza çıkıyorlar. Siz yine cevap veriyorsunuz, onlar yine başka bir eleştiri yapıyorlar. Yani oyunu oynamayı biraz anlamanız gerekiyor. Bu oyunu Allah’ın bize öğrettiği şekilde oynamalıyız. Allah, soru sormakta çok iyi olan İsrailoğullarına cevap verdi ve dediklerini boşa çıkardı. Allah, Kuran’da onların birçok sorusundan alıntılar yapıyor. Bir şey soruyorlar, Peygamber cevaplıyor. Başka bir şey soruyorlar, Peygamber yine cevaplıyor. Bardak taşana kadar bu böyle devam ediyor. O noktadan sonra bir daha soru soruyorlar, bu sefer Peygamber’e, cevapların en sertini vermesi söyleniyor. Zülkarneyn’le ilgili soruyorlar, cevap veriliyor. Ruh ile alakalı soruyorlar, cevap veriliyor. Ashab-ı Kehf ile ilgili soruyorlar, cevap veriliyor. Sana kim vahyediyor diye soruyorlar, cevap veriliyor. Nasıl bazen erkek, bazen de kız çocuk doğuyor, git Rabbine bunu sor diyorlar. Cevap yine veriliyor. En sonunda şunu soruyorlar: أَئِذَا كُنَّا عِظَامًا وَرُفَاتًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقًا جَدِيدًا (İsra/49) “Onlar bir de şöyle diyorlar: Kemik ve toz haline geldikten sonra mı, yeni bir yaratılışla yaratılıp, tekrar diriltileceğiz?” İsra Suresi’nde bu. Allah bu sefer diyor ki, tamam yeter artık. قُل كُونُواْ حِجَارَةً أَوْ حَدِيدًا (İsra/50) “De ki: Taş, yahut demir olun yine ölümden sonra mutlaka diriltileceksiniz.” Yani cevap ne? Yeter artık soru sorduğunuz. Çünkü sordukları sorular amacından saptı. Medyayı takip ediyorsanız -ki bunu önermiyorum- olan şu: röportaj yapan kişi tartışmadan sorumlu oluyor. Neden peki? Çünkü soru soran kişi o. Soruları cevaplayan kişi savunma pozisyonunda ve soruları soran kişi ise saldırı pozisyonunda. Saldırı pozisyonunda olan kişi açıkça kazanıyor.

Yani şöyle şeyler olabilir: soruları cevaplayan kimse en iyi cevapları verse bile, röportaj yapan kişi iyi bir cevap duyduğu anda konuyu değiştirip başka zor bir soru sorabilir ya da başka ihtilaflı bir konuya geçip karşısındaki insana sanki o yenilmiş gibi hissettirmeye çalışabilir. Son gülen kişi soru soran oluyor. Şimdi Kuran’daki diyoloğa bir bakın. Allah sürekli ama sürekli insanlara sorular soruyor. Sorular.. Sorular.. Sorular.. Konuşmanın yönünü değiştiriyor böylece diyolog, Allah’ın kontrolünde oluyor. Bunu bizim zamanımızla karşılaştırırsanız, şimdi olan ne? Sorular nereden geliyor? Müslümanlardan mı? Müslüman olmayanlardan mı? Sorular Müslüman olmayanlardan geliyor. Ve biz de sürekli cevap vermek zorunda olduğumuz bir pozisyonda hissediyoruz kendimizi. Yani tanım olarak, biz bu diyoloğu baştan kaybettik. Müslümanlar soru sormayı öğrendiklerinde kazanan bir pozisyonda olacaklar. Çünkü Allah, Müslümanlar olarak bizlere, sorulabilecek herhangi bir sorudan daha zor sorular verdi. Onlara vakarla cevap veririz. Bunda bir sorun yok. Ama diyolog olarak, bizim soru soran bir pozisyonda olmamız gerekiyor. Sonuçta suçlu olanlar bizler değiliz. Allah’a baş kaldıran insanlar suç işliyor. Şirk koşan insanlar suç işliyor. Zina yapan insanlar suç işliyor. Haksız yere öldüren insanlar suç işliyor. Ama Müslümanlar suçluymuş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Sonra Müslümanlar şöyle hissediyor: “Belki cevap vermem gerekiyordur çünkü masum olduğumu kanıtlamam lazım.” Masum olduğunu zaten biliyorsun. Müslümansın sen! Allah’a inanıyorsun. Kuran’a ve Sünnet’e inanıyorsun. Bunlar sana, diğer her şeye karşı masumiyetin ne olduğunu öğreten şeyler. Yani zihniyetin değişiyor. مَلَكَتْ أَيْمَانُهُم konusundan en son bahsedeceğim Allah’ın izniyle.

Şimdi de evlilikte mahremiyeti koruma konusuna dönelim. Günümüzde, genç bir adam evlenmeden önce, orada burada bir iki film izler sonra tevbe eder ve dindar olur. Böylelikle aşkın ve evliliğin ne olduğuyla ilgili belli fikirler oluşur akıllarında. İnsanlar sürekli bana gelip “Evlenmem gerekiyor” diyor. Sanki evlenince bütün istekleri bir anda kaybolacak. Hayat mutluluktan ibaret olacak ve beraber Kuran okuyacağız. Yani bu manevi bir deneyim olacak. Evliliğin ne olduğuyla alakalı böyle hayali bir düşünce var. Evli olanlar şu anda muhtemelen gülmüyorlar bile. İçlerinden “Ne diyor bu!?” diyorlardır. Çünkü böyle düşündüğünüzü bile hatırlamıyorsunuz değil mi? Özellikle modern zihniyette -Müslüman veya Müslüman olmayan- evlilik, aşk, hayat arkadaşı olma, kadın ve erkeğin birlikte olma fikri temelde flört etmekle aynı olduğu için çoğu zaman evlendiğinizde duvara tosluyorsunuz.

Flört ise, eğlenebildiğin kadar eğlenip, bir zorlukla karşılaştığında çekip gitmek demektir. Buna flört deniyor. Yani, evlilikle ilgili meseleleri düşündüğümüz zaman flört gibi olan yönlerini düşünüyoruz. Ama evlilikte flörtten daha fazlası var. Faturalar, ev işleri… Başka bir insanla yaşamayı öğrenmek zorunda kalıyorsunuz, ki bu çok zor bir şey. Siz işleri kendi istediğiniz gibi yapıyorsunuz. O ise kendi istediği gibi. Havlu yanlış yerde asılı.. Diş fırçaları farklı bir yerde.. Kahvede biraz fazla şeker var.. Küçük şeyler böyle böyle birikmeye başlıyor. İlk başta “Onu çok seviyorum, bir şey demeyeceğim, katlanabilirim.” dersiniz. Ama birkaç yıl sonra hepsi birikir ve “Yine mi fazla şeker!?” demeye başlarsınız. Bunlar gittikçe üst üste yığılır. Bu flörtte olmaz çünkü bir kızdan sıkıldınız mı diğerine geçersiniz. Ya da o sizden sıkılır ve “Senin kokunla uğraşmak istemiyorum artık, ben yokum.” der. Yani direkt çekip gidilir.

Ama evlilik ciddi bir bağlılıktır. Kuran’da kullanılan terimler çok güçlü/derindir. el-Muhsenat, el-Muhsinin. “İhsan” kelimesi Arapçada birini kalenin içine koyma anlamını taşır, askeri kamp gibi. Şöyle ki, dışarıda düşmanlar var ve eğer bu askeri kampın içindeysen güvendesin demektir. Yani kadınlar, koruma amacıyla, bu kampın içine konulmuş olarak tanımlanıyor. Peki onları kim koruyor? Eşleri. Her şeyden koruyorlar. Üzüntüden, zorluklardan, hayasızlıktan. İlim açısından da, onları koruyor, eğitiyor. Onları her yönden koruyor. Ve evlenmek isteyen kişiyi Allah, مُّحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ (Nisa/24) olarak tanımlıyor. Onlar, kadınları bu kalenin içine alıp, onları korumak ve aile kurmak isteyenlerdir; kendilerini tatmin etmek isteyenler değil. غَيْرَ مُسَافِحِينَ  “Musafih”, hormonlarına hakim olamayan, sadece arzularını tatmin etmek amacıyla evlenmek isteyen biri demektir. Böylelikle Allah, evlilikle ilgili düşünce şeklimizi değiştiriyor. Eğer doğru sebeplerle evlenirseniz, o zaman eşinizle sağlıklı bir ilişkiniz olur. Eğer yanlış sebeplerle evlenirseniz, ki bu yanlış sebepler: “Hormon problemlerim var o yüzden evlenmeliyim.” gibi şeylerdir. O zaman perişan bir evliliğiniz olur ve asla tatmin olamazsınız. Ve muhtemelen birçoğunuz bunu zor yoldan öğrenmişsinizdir bile çünkü başlangıçtaki niyet bozuktu.

Niyet; aile kurmak, Allah’ın rızasını kazanmak, toplumdaki iyiliği arttırmak olmalı. Hatırlamamız gereken bir diğer şey ise şu: eşler birbirlerinden memnun olmadıkları zaman fuhşiyata daha yatkın hale geliyorlar. Geçen sene yayınlanan ve çok rahatsız edici olan yeni istatistikler var. Bazı sosyologlar, çeşitli internet siteleri üzerinde, IP adresini kullanarak en çok tıklanmanın nereden geldiğini gösteren istatistikleri yayınladılar. Ve bu istatistikler dünya genelinde pornografi üzerineydi. Tıklanmaların birçoğu Müslüman ülkelerden geliyor. Bunun bir nedeni var. Müslüman ülkelerde akla hayale sığmayan, dehşet verici, ciddi bir problem var. Biz, istatistiklerde en üst sıradayız. Neden peki? Çünkü evin içinde çok ciddi bir sorun var. Sadece genç insanlarda değil, evli insanlarda da bu sorun var. Bu durumu önleyebilmek için ailelerimizle ilgilendiğimiz şekli değiştirmemiz gerekiyor. Eğer bu konunun üzerinde durmazsak o zaman mahremiyetimizi, ellerimizi, gözlerimizi koruyamayız ve durum daha da kötüye gider. Allah’ın dininde olan diğer her şey gibi evlilikte de altı çizilen en önemli unsur,  yükümlülüklerinizi düşünmeniz ve haklarınızı unutmanız. Kulağa çok sert geldiğini biliyorum. Ama eğer bunu yapabilirsiniz… En azından 6 ay bir deneyin. Kişisel haklarınızı unutun ve yükümlülüklerinizi düşünün. “Eşim için ne yapabilirim? Onun için daha fazla ne yapabilirim? Ona bir hediye mi alsam? Uzun zamandır ona bir şey vermemiştim.”

Eğer bir hata yaparsa hiç olmamış gibi davranın. وَإِن تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا “Affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız” (Tegabun/14) “Tasfahu” sayfayı kapatmak demektir. Sayfayı kapatınca bir önceki sayfayı göremezsiniz değil mi? Yani eşiniz bir hata yaparsa hiç görmemiş gibi davranın. Yeniden gündeme getirip “Yine mi bu!” demek yerine hatalarını kapatın ve kendi yükümlülüklerinizi yerine getirmek için uğraşın. Siz, sabır ve merhamet gösterin. Hoşgörün. Kırıcı şeyler söylese bile tebessümden başka cevap vermeyin. Kendi yapmanız gerekenleri yapmak için çabalayın. Çünkü biliyorsunuz bir şeyler ummaya başladığınızda… Eşinizden belli şeyler bekliyorsunuz. Benimle ilgilenmeli. Fiziksel ihtiyaçlarım var. Psikolojik ihtiyaçlarım var. Bana arkadaşlık etmeli. Bana daha kibar davranmalı. İşten eve geldiğimde sürekli surat asmak yerine gülümsemeli. Marketten almadığım şeyleri, yıkamadığım çamaşırları bana hatırlatmamalı. Bana daha nazik davranmalı gibi aklınızda sürekli böyle beklentiler oluşuyor. Ama inanan bir kişi kimden bekler? İnanan biri ancak Rabbinden bekler. Çünkü Allah dışındaki herkes beklentilerinizi boşa çıkaracaktır. ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ “İsteyen de aciz, istenen de.” (Hacc/73)

Bu, Allah’ın buyurduğu evrensel bir prensip. İsteyen, talep eden, aciz. İstediği şey de aciz. Yani yaratılanlara herhangi bir şekilde umut bağlarsanız, ister istemez hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Patronunuzdan bir şeyler umarsınız, terfi verecek sanırsınız, gerçekleşmez. Arkadaşınızdan bir şeyler umarsınız, gelip buluşma zamanında beni alacak dersiniz; geç kalır, gelemez. Yaratılmışlardan bir şeyler beklerseniz, eşyaya umut bağlarsanız; hayal kırıklığına uğrarsınız. Allah, sadece O’ndan bir şeyler ummayı öğrenmemizi istiyor. Eğer bu tutumu geliştirirseniz, ne olur? Eşiniz size biraz iyilik yaparsa çok mutlu olursunuz çünkü hiçbir şey beklemiyordunuz. Çoğu zaman olan şu: Eşlerin haklarıyla ilgili birkaç İslami kitap, belki birkaç hadis okuyoruz. Ama garip olan şu ki; erkekler de kadınlar da kendi haklarıyla ilgili olan kısımları okuyor. Halbuki tam tersi olması gerekiyordu. Erkeklerin, kadınların haklarını okuması gerekiyordu. Ama herkes kendisiyle o kadar meşgul ki. İslam’ı seçtiklerinde bile benciller. Kendilerine hizmet edecek şeyleri öğrenip çalışıyorlar. Mesela ebeveynler Kuran’ı hiç bilmeseler bile وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا “…Anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti.” (İsra/23) ayetini iyi biliyorlar. Kuran’da nerede olduğundan haberleri bile yok ama bu ayeti ezbere biliyorlar. Neden bunu ezbere biliyorlar? Çünkü onların işine yarıyor.

Erkekler de, Kuran hakkında pek bir şey bilmiyor olabilirler. Ama eşleri bir şey söylediği an, الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاء diyorlar. “Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar.” (Nisa/34) Çünkü kendi işlerine yarıyor. Böyle durumlarda Allah’a kulluk yapmak yerine, Allah’ın dinini kendi çıkarlarınız için kullanıyorsunuz. Hepimiz anlamalıyız ki, dinimizde öncelikli olarak yükümlülüklerimizi yerine getirme sorumluluğumuz var. Yani eşlerimizle nasıl daha iyi geçinebileceğimizi çalışıp öğrenmemiz gerekiyor. Kısa bir zaman önce, eşlerin haklarıyla ilgili bir hutbe vermiştim. Dağıtmak için 2 tane broşür hazırlamıştım. Bir tanesi kadınlar için tavsiyelerdi, diğeri erkekler için. Hutbede sürekli olarak tekrarladım: “Erkekler! Kendi haklarınızı okumayın. Eşlerinizin haklarını okuyun. Sizin için de bir broşür hazırladım. Eşlerinizin broşürünü değil kendinizinkini okuyun.” Hutbeden sonra 20 kişi gelip “Hanımlar için hazırladığın broşürden bana bir tane verir misin?” dedi. Hayır dedim, veremem. Çünkü eve gidip “Bunu görüyor musun? 4 numarayı? 6 aydır bunu yerine getirmiyorsun!” diyeceksiniz. Ve bunlar evlilikte gerçekten büyük sorunlar. Böyle şeyler evlilikte ciddi karışıklıklara neden olabilir. Eğer evliliğinizde sağlıklı bir ilişki istiyorsanız, yükümlülüklerinizi yerine getirmeniz gerekiyor.

SubhanAllah, böylece Allah evliliğinizi huzurlu kılacaktır. Allah evlilikle ilgili diyor ki: وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً (Rum/21) Kuran’ın ne kadar güzel kelimeleri bunlar. Evli olanlar, bu kelimelerin tüm evlilik hayatınız için uygulanabilir olduğunu göreceksiniz. Allah diyor ki, sizin aranıza -karı koca arasına- sevgi koydu. Hem de tutkulu bir sevgi. Aynı zamanda merhamet de koydu. Çünkü evliliğin başları çok tutkulu olur. Eşinize kafayı takmış olursunuz. Ondan başka bir şey düşünemez olursunuz. Arkadaşlarınız sizi arar, telefon direkt ses mesajına geçer çünkü yeni evlenmişsinizdir. 6 ay boyunca gözlerden uzaksınızdır. Kimse sizi görmez. Ama evlilik ilerledikçe, evliliği ne ayakta tutar? Çünkü ortaya başka sorumluluklar çıkar. Çocuklar, iş… Evliliği ne devam ettirir? Rahmet. Eşinize karşı olan merhametiniz. Aranızdaki merhamet. Bir adam Ömer’e (ra) gelip “Eşimi boşamak istiyorum.” dedi. Ömer (ra) “Neden eşinden boşanmak istiyorsun?” diye sordu. Adam “Artık onu sevmiyorum. Artık onu çekici bulmuyorum.” dedi. Ömer (ra) ona sordu: “Peki merhamete ne oldu? Eşine karşı olan merhametine ne oldu? Çocuklarına bakmıyor mu? Bunca zamandır sana katlanmadı mı?”

Biliyorsunuz, biz erkekler, katlanılması çok zor varlıklarız. Ve eşlerimiz bize katlanıyor. Orada burada birkaç kelime söyleseler bile, en sonunda yine de bize katlanıyorlar. Yani bizim için bayağı bir şeyler yapıyorlar. Yani şöyle diyemeyiz: “Bakışlarımı indirmediğim zamanlarda hayal ettiğim gibi görünmüyor. Televizyonda bazı şeyler görmüştüm ve öyle bir şey bekliyordum.” Bu gerçekten sağlıklı bir tutum değil. Eğer inanan biri bakışlarına dikkat ederse, arzularını kontrol ederse ve eşiyle en iyi şekilde geçinirse; o zaman tamamen tatmin olup dışarıya karşı başka arzular hissetmeyecektir. Erkeklerin üstüne gidiyorum ama aynı zamanda hanım kardeşlerim şunu da anlamalılar ki; Allah, erkekleri ve kadınları çok farklı bir yapıda yarattı.

Erkeklerin en büyük zaafı kadınlar. Zengin ya da fakir olabilirler, sağlıklı ya da sağlıksız olabilirler, sıska, şişman ya da uzun olabilerler, hangi kültür hangi dil olursa olsun bütün erkeklerin tek bir zayıf noktası var. O da kadınlar. Allah çoğu zaman kadınları, erkeğin bu zayıf noktasından habersiz kıldı. Bu durumun ne kadar ciddi olduğunu fark etmiyorlar. Bakışlarınızı indirin, ayetini okuduklarında kadınlar “Tamam bunu yapabilirim.” diyorlar.
-“Sorun ne? Neden erkekler bakışlarını indiremiyorlar?”
-“Anlamıyorsun.”
-“Neyi anlamıyorum? Sende de göz var, bende de göz var. İkisinin de retinası var. Aynı bilgiyi işliyorlar. Sorun ne?”
Görüyorsunuz ki, Allah’ın içimize koyduğu bu isteğin gücünü anlamıyorlar. Allah, kadınları, erkekler için güzelleştirilmiş şeyler arasında ilk sırada bahsediyor. Peygamberimizin (sav) bu ümmetin erkekleri için korktuğu en önemli fitne ne? Kadınlar. Çünkü bu ciddi bir problem. Yani kadınlar eşlerini kınamak yerine bunu anlarlarsa, “Neden bu kadar güçsüzsün!? Nasıl olur da gözlerini kontrol edemezsin!?” demezler. Bunun yerine, bunun Allah’ın yaratma şekli olduğunu kabul ederler. Kadınlar, eşlerini güçlendirmek için önemli bir role sahip. Ve bunu kocasının arzularını ondan uzaklaştırarak yapabilirler. Ona konferans vererek değil. Kadınların anlaması gereken çok önemli bir şey daha var. Kocaları işe gidiyor ya da trene biniyor ve oralarda korkunç biçimde giyinmiş kadınlar var. O kadınlar orada oturup herkese gülümsüyorlar. Yani bu kadınların kendi itibarları açısından sahip oldukları tek şey bu. Zekaları için saygı duyulmuyorlar. Fikirleri için saygı duyulmuyorlar. Yani düşündükleri tek şey şu: “Eğer erkekler bedenimizin biraz daha fazlasını görürlerse o zaman saygı duyulacağız.” Böylece uygun olmayan bir şekilde giyiniyorlar çünkü erkekler onlara bakınca kendilerine saygı duyulmuş gibi hissediyorlar. “Ben bir şeye değerim. İnsanlar bana bakıyor.” Olan bu yani. Bu cidden çok korkunç ve üzücü. Daha sonra, erkekler işe gidiyorlar. Sekreter onlara gülümseyip diyor ki: “Nasılsınız? Gününüz nasıl geçiyor? Öğlen yemeğinde ne yiyeceksiniz? Oruç mu tutuyorsunuz, ne kadar güzel.” Yani böyle gülümsüyorlar size. Gördüğünüz her reklamda kadınlar gülümsüyor. En sonunda eve geliyorsunuz. Kapıyı açıyorsunuz ve eşiniz diyor ki: “Nerede kaldın?”
-“Tren gecikti.”
-“Ha her gün tren geç kalıyor yani. Anlıyorum(!)”
Her gün asık bir suratla karşılaşıyorsunuz. İlk gün bir sorun yok. İkinci gün de bir sorun yok. Ama 10 yıl,12 yıl bu böyle devam ederse ne olacak? Erkek, eşine karşı içinde bir dargınlık hissedecek, ona hiçbir şey söylemese bile. Zaman geçtikçe içindeki dargınlık artacak. Peygamberimizin (sav) bu duruma verdiği çok basit bir çözüm var: kadının, kocası eve geldiğinde gülümsemesi. Bunun ne kadar önemli bir mesele olduğunu biliyor musunuz? Küçük bir şey değil bu. Erkek eve geldiğinde eşi onu umursamazsa, bu durum erkeği çok üzüyor. Ve erkek bundan çok rahatsız oluyor. Bir şey söylemeyebilir ama bu cidden onları çok üzüyor. Bu durum, ilişkiye zarar veriyor ve sonuçları garip şekillerde ortaya çıkıyor. Şimdi canları sıkıldı ya akşam yemeğini yerken üzgün oluyorlar. “Bunda yeterince tuz yok.” Bir şeyler yanlış. Çocuklara karşı aşırı bir kızgınlar. Sinirleri bozuk. Ama aynı durum şöyle olsaydı: kadın kapıyı açıp eşini bir gülümseme ile selamlasaydı. Sadece bir gülümseme. Pahalı değil. Ama ne oluyor? Gecenin geri kalanı yumuşak geçiyor. Erkek iyi bir ruh halinde. Eşiyle konuşuyor. Eşiyle konuşurken, “Şimdi konuşmak istemiyorum. Başım ağrıyor.” demeyecek. Hepsi nereden başladı? Kadının küçük bir hareketinden. Bunlar basit ama güçlü çözümler. Ve bu çözümlere özen göstermezseniz o zaman her şey birikmeye başlıyor ve böylece o istatistikleri elde ediyorsunuz. Çünkü erkek artık eşinin yüzüne bile bakmak istemiyor.Onu sinir bozucu buluyor. Yani her iki taraf da anlamalı ki karşı taraftan beklemek yerine onunla ilgilenmeliler. Eşinizle ilgilenmek için kendinize bir amaç belirleyin. İşte bu إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِم. Mahremlerini korumadıkları tek zaman, eşleriyle olan zamanları. Ve bu ilişki çok güçlü. Hadisten alıntı yapmak bile istemiyorum. Hadisten alıntı yapmak iyi bir şey olsa bile. Çünkü toplumumuzda olabilecek etkilerini biliyorum. Allah daha iyisini bilir ama bence malesef Müslüman aileler, bir hadisi alıp onu olgun bir biçimde inceleme yeteneğine sahip değiller. Genellikle İslami bilgileri silah olarak kullanıyorlar.
-“Peygamberimiz, geceleyin kocasının ihtiyaçlarını gidermeyen kadınlar hakkında ne söyledi biliyor musun? Bunları bunları söyledi. Kendinden utanmalısın!”
Şimdi eşin sana cidden daha iyi davranacak(!) Bu bir yarışma değil.
-“Daha çok Sahabi kadınlara benzemelisin.”
Bu sefer eşiniz diyecek ki: “Sen daha kendin Sahabi gibi değilsin ki!” Olay bu noktaya gelecek. Bunu bir yarışma haline getirmek istiyorsanız, kadınları hiçbir zaman yenemezsiniz. Ne annenizi, ne kız kardeşinizi, ne de eşinizi. Onları tartışmada asla yenemezsiniz. Çünkü onlar, sizin aklınızın ucundan bile geçirmediğiniz şeyleri söyleyebilirler. Allah, bunu onların içine koymuş. Konuşma güçleri var. Psikolojik konuşma. Psikolojik olarak etkili konuşma. Yani bununla başa çıkmayı öğrenmeniz gerekiyor. Tartışma esnasında eşler arasındaki uyum açısından bir tavsiye daha vereceğim. Erkekler, her şeyin mantığa dayandırılarak ve mantıklı kanıtlar verilerek çözülebileceğini düşünüyorlar. Ve Allah’ın, kadınları bu basit siyah beyaz düşünce şeklinde yaratmadığını unutuyorlar. Kadınlar anlaşılması zor varlıklar. Birçoğunuz, evlendiğinizde eşinizi bir gün ağlarken bulacaksınız. Ve ona, “Neden ağlıyorsun?” diye sorduğunuzda, “Bilmiyorum. Daha sonra seninle konuşurum.” diyecek. Siz de diyeceksiniz ki: “Hayır, gerçekten, ben mi bir şey yaptım?”
-“Hayır, beni yalnız bırak. Bilmiyorum.”
Ve bazen gerçekten de bilmiyorlar. Bilseler bile sizin anlamanız için çok karışıktır. O yüzden “Sen anlamazsın.” diyorlar. Yani kadınlar anlaşılması zor varlıklar. Eğer evli değilseniz, bunu annenizden ve kız kardeşinizden öğrenirsiniz. Onlarla mantıklı konuşmaya çalışırsınız. Onları hayal kırıklığına uğratan bir şeyi neden öyle yaptığınızla alakalı gerekçeler göstermeye çalışırsınız. Sonra onlar da der ki: “Ha tamam o zaman sen daha iyisini biliyorsun. Peki! Bir dahaki sefere seninle tartışmamalıyım çünkü sen çok zekisin(!)” Ve duyguları incinecek. Tartışmayı kim kaybetti şimdi? Siz kaybettiniz. Çünkü onlarla mantıklı bir şekilde konuşmaya çalıştınız. Kadınlarla tartışmanın ya da kendini açıklamanın en iyi yolu ne? Tartışmak değil.

Annenize ya da eşinize kendinizi açıklamanın en iyi yolu aslında Peygamberimizin (sav) sünnetinde var. Birincisi, merhamet. İkincisi ise, sükût. Sükûtun, iyi inanan eşler için ne kadar etkili olduğunu biliyor musunuz? Eğer erkek sessizse, eşiniz gelip “Ne oldu? Ben mi bir şey yaptım?” diyecektir. Ama eğer erkek karşılık verirse, o zaman kadın sizin konuşabildiğinizden çok daha iyi konuşacaktır. Sizin mümkün olduğunu bile düşünmediğiniz bir cevapla karşılık verecektir. Ama siz sessizseniz ve eşinizin içinde az bir miktarda iyilik varsa size gelip “Kendi hatam olduğunu düşünmesem bile benim hatamdı. Özür dilerim.” diyecektir. Ama erkeklerin bu sessiz kalma tekniğini öğrenmeleri gerekiyor. Ve sessiz kalırken somurtarak ya da eşinizi bir kenara iterek değil. Sadece orada burada biraz daha fazla üzgün surat yapın yeter. Annenizle bir deneyin. Bakın bakalım işe yarıyormuymuş. Eşleriniz için de işe yarıyacaktır inşaAllah. Ama bu önemli. Bunlar evliliğin adabı. Peygamberimiz (sav) de eşlerine bağırabilirdi. Kırıcı şeyler söyleyebilirdi. Ama öyle yapmadı. Çünkü bu ilişki çok hassas ve şeytan bunu yıkmak için her fırsatı kolluyor. Bu ilişkiyi bitirdiği anda ne olacak? Müslüman toplumlarda yozlaşma başlayacak. Olacak olan bu. Erkekler artık bakışlarına dikkat etmeyecekler. Ve başka şeyler de olacak. Skandallar yayılacak. Skandallar, böyle kötü evliliklerden dolayı yayılıyor. Müslüman toplumlarda yaşanan, insanların kulağa çok iğrenç geldiği için konuşmak bile istemediği büyük trajediler nereden başlıyor? Eşlerin birbirleriyle ilgilenmemesinden dolayı başlıyor. Yani eşlerin birbiriyle ilgilenmesi, inananlardan olmanın ve imanımızı korumanın temelinde yer alıyor.

Allah bizleri olabileceğimiz en iyi eşler yapsın ve bizlere en iyi eşleri nasip etsin. Amin.

Nouman Ali Khan

Çeviri: gencmuslumanlar.com

 

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here