Seni yaşamaktan yeni döndüm İbrahim. Ama seni anlamak için dahi yetmedi kırk üç gün.
Ayetler çınladı kulaklarımda.
Dualarının kabul edilişine gözlerimle şahit oldum.
Bu nasıl teslimiyet İbrahim!
Bu nasıl samimiyet, bu nasıl içten dua!
Milyonlarca müslüman senin davetine, seni yaşamaya koştular. Bir görseydin o manzarayı. O mütevazi Kâbe’yi oğlunla yükseltirken, bu milyonları hayal edebilir miydin? Çevresinin alabildiğine dolup taşacağını tahmin edebilir miydin?
Ekinsiz bir vadiye, namaz kılsınlar diye yerleştirdiğin neslinin değil sadece, duanla soyundan gelen bir peygamberin (sav) ümmetinin de oraya nasıl seller gibi aktığını görsen neler hissederdin?
Çağrının tüm dünyaya nasıl ulaştığını; kıyam edenler, rükû ve secde edenler için Kâbe’nin ve çevresinin nasıl daima pırıl pırıl temizlendiğini, nasıl günde beş vakit hayatın sadece namaz olduğunu bir görseydin.
Ah İbrahim!
Seni sen yapan,
Seni İbrahim, seni dost yapan,
Seni insanlara imam yapan ne kadar örnekler var karşımızda.
Hangi imtihanınla denenseydik becerebilirdik acaba?
Veya hangi duamız seninki gibi samimi, kabul edilebilecek bir dua olabilirdi?
Senin mekânında “İbrahimî, İsmailî, Hacerî bir teslimiyet ver bizlere Rabbim” derken çok büyük, altından kalkamayacağım bir şey mi istedim dersin?
Ah İbrahim! Ah teslimiyetin örneği!
Seni yaşamak, seni anlamadan mümkün mü?
Bedava cennet isteklerimiz suya düştü İbrahim!
Bedelsiz cennet olamayacağını anladık.
Hiç birimiz ekinsiz bir vadiye yerleştirmedik; teslimiyet, dua ve tevekkülle çocuklarımızı. Alabildiğine albenili, cennete benzetmeye çalıştığımız dünyalar sunduk onlara. Bir alt seviyedeki teknolojik imkânsızlıklara (!) dahi inmeyi düşünmedik ve düşündürmedik.
Samimi dualarla aslına döndüremedik Kâbe’yi. Tavaf alanının dar olmasına, etrafındaki devasa binaların tepeden bakmasına, en yakın yerlerden dahi görünmemesine üzüldüğümüz halde bir şeyler yapamadık.
Davamız uğruna ateşlere atılmadık. Senelerce uğraşıdan sonra sonuç alamadığımız memleketimizi (!) terk edemedik.
Allah’ın emriyle ne bıçak kaldırdık, ne bıçağın altına yattık. Senin canpareni Allah yolunda kurban ediş olayını da yaşanması mümkün olmayan bir hikâye gibi anlattık.
Ne put kırdık İbrahim. Ne de putçuların kalbini… Hep beraber suya sabuna dokunmadan, hoşgörülü (!) yaşamayı öğrendik.
Kâbe’yi tavaf ettik. Makam-ı İbrahim’de namaz kıldık. Bol bol zemzem içtik. Safa ve Merve arasında sa’y ettik. Seni yaşamaya gelen milyonlarca insanla beraber Mina’ya, Arafat’a yürüdük. Arafat ve Müzdelife’de vakfe yaptık. Mina’da şeytan taşladık. Sizi hatırladık; milyonların sizi sembolik taklidine gıpta ettik.
Ama yine, sen olamadık İbrahim.
Hacer ve İsmail olamadık…
“Allah’ım! İbrahim ve ailesine salât ettiğin gibi, Hz. Muhammed ve ailesine de salât et. İbrahim ve ailesini mübarek kıldığın gibi, Hz. Muhammed ve ailesini de mübarek kıl.”
Fatıma Neşe Tuna

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here