ALLAH BİZİ TERTEMİZ KILMAK İSTİYOR

Bazen insan ana caddede (Sırat-ı Müstakimde) giderken yan yollara sapıverir. Bu bazen unutkanlıktan, bazen gafletten, bazen de yanlış yol tarifçilerinden veya yolu yanlış anlamaktan kaynaklanabilir.

Bazılarına bu yollar daha güzel gelebilir; yol boyunca kazanacakları sevap sayıları büyüleyiverir onları; hedefe, cennete daha kolay gidileceğini sanırlar. Bu yoldan çıkanlar Sırat-ı Müstakîm’i, ana caddeyi iyi tanımazlarsa tekrar ona dönme imkânını bulamazlar. Ya çıkmaz sokaklara dalıverir ya da kaybolurlar ara sokakların karanlıklarında.

Bize rahmet edip, korunmuş bir kitap göndererek, şaşırdığımız, yanıldığımız zaman düzelebilmemize imkan sağlayan yüce Rabbimize sonsuz hamd ediyoruz.
Bu Kitabı’n en güzel şekilde nasıl yaşanacağını göstererek bize örnek olan Rasulüne salât ve selam ediyoruz.

İnsan unutan bir varlık…

Öğüt ve hatırlatmanın mü’minlere fayda vereceğini bildiriyor Rabbimiz. (Zâriyat 55) Sürekli Kur’an okumanın, hatmetmenin, ayetleri hatırda tutmanın anlamı da bu olsa gerek.
Bu bağlamda birkaç ayeti yeniden hatırlamamızın faydalı olacağını düşünüyorum.

En sade hayatı; kimsenin özenmeyeceği, öykünmeyeceği, toplumun en alt seviyesindeki birinin yaşayışını, yaşam standartlarını tercih ediyordu Allah’ın Rasulü. Ama ne zaman ki ganimetler çoğaldı ve Müslümanların durumu iyileşti, birazcık daha rahatlamayı, daha iyi yiyip, daha iyi giyinmeyi istedi hanımları. Ve bu isteklerini Rasulullah (a.s)’a söylediler. Hanımlarının bu istekleri haram değildi fakat bir peygamber ailesine, bir öncü, bir önder ailesine yakışmazdı.

Her zaman ve her durumda “en güzel örnek olan” Allah’ın Rasulü, Kıyamete kadar hükmü sürecek olan bu dine, aile olarak da toplum olarak da bir örnek sunmalıydı.

“Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda yarışır, öne geçer. İşte bu büyük fazlın kendisidir.” (Fatır 32)

Hayırlarda yarışmak, öne geçmek, örnek olmak en fazla kime yakışırdı? İçerledi Allah’ın Rasulü, üzüldü. Onlardan bir ay süreyle uzaklaştı. Bu zor durumda Allah, Rasulünü yalnız bırakmadı. Kararı da Kendisi vererek onun çaresizliğine çözüm sundu. Çünkü Allah onun sadeliğinden razıydı. Ailesinin de öyle olmasını istiyordu.

“Ey Peygamber, eşlerine söyle: “Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir şekilde salıvereyim. Eğer siz Allah’ı, Rasulünü ve Ahiret yurdunu istiyorsanız, artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır.” (Ahzab, 28-29)

Zorlamadı Allah Rasulü, onları kararlarında tamamen serbest bıraktı. Onlar da peygamber hanımı olmaya yaraşır kararlarını bildirdiler; Allah’ı, Rasulünü ve ahiret yurdunu istiyorlardı.
Öncülerin hanımları da, öncülerle aynı kategorideydi. Onlara sürülen bir leke Allah’ın Rasulünü de ilgilendiriyor ve yaralıyordu.

“Ey Peygamberin Hanımları, sizden kim açık bir çirkin utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak artırılır. Bu da Allah’a göre pek kolaydır.” (Ahzab, 30)

Peygamber-Öncü Hanımı olmanın ceza konusunda dezavantajı vardı. Fakat güzel işlerde de büyük avantajları vardı.

“Ama sizden kim Allah’a ve Rasulüne gönülden itaat eder ve Salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz. Ve biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır.” (Ahzab, 31)

Müslüman hanımlar, seçilmiş hanımlardır. Bir değerleri, bir ölçüleri vardır onların. Gelişigüzel yaşayamazlar. Her hallerinden; kılık kıyafetlerinden, konuşmalarından, yürüyüşlerinden, gözlerini haramdan sakındırmalarından, hayata, eşyaya bakışlarındaki farklılıktan tanırsınız onları. Onlar, hiçbir değeri, ölçüsü, sınırları olmayan başka kadınlarla yarışmazlar. “Onların yaptıklarını biz de yapabiliriz.” gibi bir kompleksleri de olmaz onların.

“Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olmazlar. De ki: “Şüphesiz doğru yol, Allah’ın yoludur. Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah’tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.” (Bakara, 120)

Onlar Allah’ın ayetlerine sımsıkı sarıldıkça hem Allah katında değer kazanacaklarını, hem de ciddiyetlerinden dolayı insanlar tarafından saygı göreceklerini bilirler. Öyle ya, kendi değerlerine önem göstermeyenlere kim değer verir, kim onları ciddiye alır? Hele hele toplumun önde gelen, örnek kabul ettiği kimselerdenseniz;

“Ey peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi bir (kadın) gibi değilsiniz. Eğer ‘Allah’a saygı duyuyor/emrine uygun yaşamak istiyorsanız’ (yabancı erkeklere karşı) edalı ve cilveli konuşmayın. Sonra kalbinde bir hastalık (kötü duygu) bulunan kimse, umuda kapılır (ve kendine bir pay çıkarır). Sözü uygun (ölçülü ve ciddi) şekilde söyleyin.” (Ahzab, 32)

Müslüman hanım, zaruret dışında sokaklarda, pazarlarda, alışveriş merkezlerinde dolaşmaz. Onun asıl yeri evidir. Onun için ev karargâhtır. İç ve dış düşmanlara karşı donandığı bir karargâh. Sadece akşamları uğradığı bir otel değildir. Evinin tanzimi-düzeni ondan sorulur. Eşini ve çocuklarını dünyanın keşmekeşinden kurtarıp cennete sevk edecek, evini adeta cennete çevirecek odur. Zaruri olarak dışarı çıktığında da vakarını kaybetmez müslüman hanım. İçiyle, dışıyla takva elbisesine bürünür. Namazla ve zekatla da sorumludur, Allah’a ve elçisine itaat etmekle de. Bütün bu emirler onları baskı altına almak, özgürlüklerini(!) kısıtlamak için değil, onların üzerine toz bile değmemesi içindir. Kiri gidermek, TERTEMİZ KILMAK içindir.

“Evlerinizde vakarla-oturun. (Evlerinizi karargâh edinin.) İlk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurduğu gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Allah’a ve elçisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.” (Ahzab, 33)

Televizyonun hiç kapanmadığı, tablet ve bilgisayarların elden düşmediği, ailenin kolay kolay bedenen ve zihnen bir araya gelemediği, herkesin ayrı tellerden çaldığı bir ev değildir müslümanın evi. Orası, Allah’ın ayetlerinin okunup mütâlâa edildiği ve pratiğe döküldüğü, çoluğuyla, çocuğuyla buram buram teslimiyet kokan bir mekândır. Boş işlerin, boşa geçen zamanların olmadığı, hesap bilincinin her daim gündemde tutulduğu bir mekân.

“Evlerinizde okunmakta olan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz ki Allah, Lâtiftir, haberdar olandır.” (Ahzab, 34)

Müslümansak eğer, bilinçli bir tercihle İslam’ı seçmişsek; hayatımızın merkezinde Kur’an olmalı. Kur’an’ı, bizden, hayatımızın merkezinden uzaklaştıracak her şeyi çıkartmalıyız hayatımızdan. Heva ve hevesin merkeze konulup zaman zaman İslamî birtakım emirlere uyulduğu bir hayat tarzını istemiyor Rabbimiz bizden. Tamamıyla Allah’a teslimiyetin olduğu “Halis bir dinden” razı olacağını bildiriyor ayetlerde.

“Allah’a çağıran, salih amel yapan ve “gerçekten ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet, 33)

İnsan unutan bir varlık demiştik. Son dönemlerde Müslümanlardaki bir takım değişimlerin, sapmaların, dünyevileşmelerin Allah’ın bu ve benzeri bir takım ayetlerini unutmalarından, yanlış anlamalarından veya gaflet etmelerinden kaynaklandığını düşünüyoruz. Daha fazla çıkmaz sokaklara dalmadan ana caddeye- Sırat-ı Müstakîm’e dönülmesi gerektiğine inanıyoruz.

Bunun için yapmamız gerekenleri maddeler halinde özetleyelim:

1. İnsanları, Allah’a, tevhide, şirksiz bir imana çağırmak, imanımızı amellerimizle desteklemek ve her alanda Allah’a teslimiyetimizi gösterecek bir hayat sürmek; kadın-erkek hepimizin en önemli görevi olduğunu bilmeliyiz.

2. Ailenin toplumun temel taşı olduğunu, ancak sağlam ailelerle güzel bir toplumun oluşabileceğini unutmayalım.

3. Allah’ın Rasulü’nün örnekliğinde, Kur’an’daki hak ve sorumluluklarımızı öğrenelim ve doğru anlamaya çalışalım.

4. Evlilik tercihimizde makam-mevki, zenginlik değil, din ve ahlâk güzelliğini birinci sırada tutalım.

5. Tüm evlilik ve ayrılık işlerinde Allah’ın koyduğu ölçülere riayet edelim.

6. Erkeğin tüm ev halkından, kadının ev ve çocuklarından sorumlu olduğunu unutmayalım.

7. Evlerimizin sade, temiz ve düzenli olmasına özen gösterelim.

8. Evlerimizi, namazların cemaatle kılındığı bir mescid; edep ve terbiyenin, becerilerin kazandırıldığı, faydalı ilimlerin öğretildiği bir okul haline getirelim.

9. Meşru işlerde eşlerimizin isteklerine severek itaat edelim. Eşlerimizle aramızda bir rekabet değil, dostluk ilişkisi kuralım. Karı-koca olmanın haricinde eşimizle müslüman kardeş olduğumuzu unutmayalım.
Evliliklerin güzel sürmesini sağlayan, 5S kuralına dikkat edelim. Evliliğin güzel sürmesini sağlayan bu 5S ilkeleri şunlardır:
Karşılıklı SEVGİ, SAYGI, SABIR, SADAKAT, SAMİMİYET

10. Evlerimizi, asıl yerimiz bilelim. İslâmî toplantılar vb. için dahi evdeki görevlerimizi aksatmayalım. Haftada bir-iki toplantıdan fazlasının kendimizi, eşimizi, çocuklarımızı, evimizi ihmâl anlamına geldiğini unutmayalım. Çok şeyler değil, doğru şeyler yapmayı önemseyelim.

11. Zaruret olarak dışarı çıktığımızda görüntümüze, konuşmamıza, bakışlarımıza, her hal ve hareketimize dikkat edelim. İffetli oluşumuza zarar verecek her türlü davranıştan kaçınarak, içimizle, dışımızla TAKVA ELBİSEMİZE bürünelim.

12. Zaruret ve ihtiyaç dışında ev dışında bir işte çalışmayı düşünmeyelim. Çalışmak durumunda kalsak dahi halvete- yabancı erkekle yalnız kalmamaya ve karışık ortamlarda bulunmamaya dikkat edelim.

13. Temiz nesiller için midemize temiz ve helâl yiyecekler girmesine, gözlerimizin, sözlerimizin, kalbimizin ve zihnimizin kirlenmemesine çalışalım.

14. Çocuklarımızı yük gibi değil, cenneti kazanmaya vesile SALİH AMEL gibi görelim.

15. Çocuklarımızın cinsiyetlerine uygun, nezih bir ortamda eğitim ve öğretim görmeleri için projeler üretelim, imkânlar hazırlayalım.

16. İslâm’a uygun olmayan ortamları benimseyerek, yaşadığımız gibi inanmaya başlayarak, çözüm üretme gayretimizden vazgeçmeyelim.

17. Kız çocuklarımızı müslüman bir hanımefendi gibi yetiştirelim. Ev işlerini severek yapmalarını sağlayalım. Kabiliyetlerini geliştirelim. Güzel bir evliliğe, eşliğe, anneliğe hazırlayalım.

18. Erkek çocuklarımıza dışarı ile ilgili işlerde sorumluluk verelim. Ev ve tamirat işlerinde beceri kazandırarak kendilerine güven duymasını sağlayalım. Güzel bir evlilik ve aile reisliği için hazırlayalım.

19. Çocuklarımızın ev içi ve dışındaki kıyafetlerinin edebe ve örtünme ayetlerindeki hikmete uygunluğuna dikkat edelim, kendimiz de örnek olalım.

20. Çocuklarda (özellikle) merhamet ve diğer güzel duyguların gelişmesi için çalışalım.

21. İslâmî yaşantımıza zarar verecek her türlü ortam ve mekânlardan uzaklaşalım. Gerektiğinde okul, iş, mahalle, şehir değiştirmeyi göze alacak duyarlılıkta olalım.

22. Çocuklarımıza sıkıntılara dayanmayı öğretelim. Hedeflerine, tavizsiz İslâmî bir hayatı ve cenneti koyalım. Onlara cennetvâri bir rahatlık ve bollukta hayat sunup cennet özlemlerini yok etmeyelim.

23. Dindarların çoğalıp, dindarlığın kalitesinin düşmesinin sekülerliğe/dünyevileşmeye doğru bir gidiş olduğunu bilelim ve buna göre tedbirimizi alalım.

24. Aile fertlerinden birinin ve başkalarının İslâmî duyarsızlığından olumsuz etkilenmeyelim. “Herkesin tek başına hesaba çekileceği” bilinciyle biz yapabileceğimizin en güzelini yapalım.

25. Her zaman MÜSLÜMANLARIN KARDEŞLİĞİ ilkesi ile hareket edelim. (Muhammed Hamidullah’ın dediği gibi) En günahkâr müslüman kardeşimizin bile bize bir gayr-ı Müslim’den daha yakın olduğunu unutmayalım. Hiçbir ihtilâf ve anlaşmazlıkların kardeşliğimizi bozmasına fırsat vermeyelim.

Cennete lâyık bir kul olmak duasıyla.

Fatıma Neşe Tuna

Yorumlar

yorumlar

2 YORUMLAR

  1. Allah razı olsun çok güzel konulara değinilmiş. nasıl olmamız gerektiğine güzel vurgular yapılmış. inşallah sadece hayallerde olmaz yaşantımızla ispat ederiz. çağımızın en iyi yaşayan örnekleri oluruz. (amin)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here