1) لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَاطِعٌ

(Buhari, nr: 5984; Muslim, Birr, 18, 19, nr: 2556; Ebu Davud, Zekat, 45, nr: 1696)

“Akrabalık bağını kesen kişi cennete giremez.”

Herkesin kendi hayat koşuşturmacasında olduğu, değil akrabalık bağını gözetmek; kapı komşusunun bile tanınmadığı bir yüzyılda, hepimizin unuttuğu bir hadis. Fakat hadiste öğrendiğimiz üzere hafife aldığımız bu davranış aslında bizim cennetimize bile engel olacak kadar önemli. Ne kadar vaktimizin olmadığını ya da bunun gibi bahaneleri öne sürsek de, yaşadığımız teknoloji çağında herkes sadece bir telefon kadar, kilometrelerce mesafelerse birkaç saatlik uzağımızda. Aynı şehirde, aynı semtte olmayı saymıyorum bile. Saatlerce sosyal medyada dolaşarak; bir diziye saatlerimizi, tüm gecemizi ya da tüm günümüzü vererek harcadığımız zamanlarımız varken, akrabalarımıza vakit ayırmak, birlikte vakit geçirmek ya da sadece dakikalarımızı alacak bir telefon görüşmesi yapmak zor olmamalı değil mi?😊

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun; kendi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık (bağlarını kırmak)tan sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir. (Nisa/1)

2) لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ فِي قَلْبِهِ مِثْفَالَ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ

(Muslim, İman, 153, nr: 91; Ebu Davud, Libas, 29, nr: 4091; Tirmizi, Birr, 60, nr:1998)

“Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kişi cennete giremez.”

Kibir, kendini büyük görme; insan olarak en büyük hastalıklarımızdan bir tanesi. Kibrin en büyük sebeplerinden bir tanesi, sahip olduğumuz şeyleri kendimizden biliyor olmamızdan kaynaklanıyor. Halbuki bu hayatta ne başardıysak, ne kazandıysak hepsi Allah’ın bize bir nimeti. Tabii ki bizim çabamızın etkisini yok sayamayız; fakat unutmamamız gereken bir şey var, o da o çabaya bile Allah’ın izniyle sahip olduğumuz.

Kehf Suresi’nde iki bahçe sahibinin kıssasını çoğumuz duymuşuzdur. Zengin olan bahçe sahibi diğerine büyüklendiği zaman, o bahçe sahibinin verdiği yanıta çok dikkat etmemiz gerekiyor. “Eğer malca ve evlatça beni kendinden güçsüz görüyorsan, belki rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir; senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de bağ kupkuru bir toprak haline gelir. Yahut, bağının suyu dibe çekilir de bir daha onu arayıp bulamazsın.” (Kehf/39-41) Allah’ın bize verdiği her nimeti her an isterse alabileceğini, küçük gördüğümüz herkesten daha da aşağı bir duruma sokabileceğinin farkında olmalıyız. Ayrıca kibre, sadece dünyevi açıdan sahip olduklarımızla değil, sahip olduğumuz ilim ve hidayet açısından da bakmalıyız. Çoğu zaman bizden daha az ilme ya da hidayete sahip olduğunu düşündüğümüz insanlara karşı kendimizi daha büyük görmemiz, birçok yanlışımızı göremememize sebep oluyor, öğüt almamızı engelliyor. Rasullullah sallallâhu aleyhi vessellem’in İslam’a davet ettiği birçok insanın bu daveti kabul etmemesine sebep olan başlıca neden de kibirdi. Bunlardan biri olan Ebu Cehil’in şu cümlelerinden kibrin insanı nasıl zehirlediğini anlayabiliriz.

Bizler Abdümenaf soyu ile şan ve şeref konusunda yarışıp durduk. Onlar yemek yedirdiler, biz de yedirdik. Onlar çeşitli görevler üstlendiler, biz de üstlendik. Onlar verdi, iyilik etti; biz de verdik, iyilik ettik. Develer üzerinde karşılıklı diz çöküp yarışanlar gibi yarışıp durduk. Şimdi onlar; “Gökten kendisine vahiy gelen bir peygamberimiz var” diyorlar. Biz bunu nasıl kabul ederiz? Onların bu çıkışlarına nasıl bir karşılık verebiliriz? Vallahi biz O’na asla inanmayacağız; O’nu asla tasdik etmeyeceğiz. Yapabileceğimiz tek şey budur. Abdümenaf soyuna itaat etmemiz olacak şey değil?” Yani kibir ebedi hayatımızı kaybetmemize sebep olacak kadar tehlikeli bir hastalık.

Ya da şeytanın Adem aleyhisselam’a secde etmemesinin ve kafirlerden olmasının sebebi de “Beni ateşten yarattın, onu çamurdan.” (Araf/12) diyerek kendisini büyük görmesiydi, kibriydi.Günümüzde bazen kendi ırkımızı daha üstün görerek, bazen soyumuzu üstün görerek biz de bu hatalara düşebiliyoruz. Rabbim bizi böyle zehirli bir hastalıktan korusun.

Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin. (İsra/ 37)

3) لاَ تَدْخُلُ الْجَنَّةَ حَتَّي تُؤْمِنُوا وَ لاَ تُؤْمِنُوا حَتَّي تَحَابُّوا.

(Buhari, el-Edebu’l Müfred, nr:980; Muslim, İman, 93, 94, nr: 54; Ebu Davud, Edeb, 142, nr: 5193)

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de, iman etmiş olmazsınız.”

Bundan önceki iki hadiste, iki davranışın cennete girmemize engel olacağından bahsediyordu, yani iki tane çok büyük günahtan bahsedildi. Bu hadise baktığımızda ise daha büyük bir ifadeyle karşı karşıyayız. “İman etmiş olmazsınız.” Büyük günahlara sahip olmaktan daha kötü bir durum bu; çünkü imanımız yoksa diğer amellerimizin de hiçbir önemi olmayacak Allah katında. Her müslüman kardeşimiz hakkında kötü konuşurken, başka bir kardeşimiz hakkında “yoldan çıkmış, münafık” gibi ifadeleri kullanırken, diğer bir Müslümanın işlediği bir günahı açığa çıkarıp anlatırken hepimizin aklımıza getirmesi gereken bir hadis. Birbirimize kolayca kötü sözler söylerken, sadece bizden biraz farklı görüşe sahip olduğu için; aynı dernekten, vakıftan ya da cemaatten olmadığımız için bir kardeşimizi ötekileştirirken düşünmemiz gereken bir hadis.

Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete eresiniz. (Hucurat/10)

Yorumlar

yorumlar

PAYLAŞ
Elif Nisa
Site yazarı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here