Fransa’da Tunuslu ailede doğan eL Seed, arapça okuma yazmayı 18 yaşında öğrenmiş. Çalışmalarını kaligrafi ve grafiti sözcüklerinin birleşiminden oluşan “kaligrafiti” olarak adlandırıyor. Her eserinde mutlaka Arapça yazılmış bir mesaj veriyor: Bazen bir şiir, bazen bir alıntı.

Kültürlerarası anlayış mesajlarını öne çıkarmayı hedefleyen sanatçının çalışmaları Tunus, Mısır, Fransa, Los Angeles ve Dubai gibi yerlerde görülüyor.

TED’de yaptığı coşkulu konuşmasında asıl tutkusunu açıklıyor: Tercüme gerektirmeyecek derecede güzel sanat yapmak.

 

İlk işini köklerinin dayandığı Tunus’un Gabès şehrine yapmış: Gri betondan gövdesiyle şehrin silüetini tamamlayan Jara Camiisi’nin 57 metrelik minaresine yaptığı kaligrafi çalışmasında ise barışı, hoşgörüyü ve kabul etmeyi içeren evrensel bir mesaj veren, Kuran’dan bir ayeti kullanmayı tercih etmiş: “Ey insanoğlu, biz sizi bir erkek bir dişiden yarattık. Tanışasınız diye sizi kabile ve halklara ayırdık.”

el Seed yaptığı bu çalışması hakkında şunları söylüyor:

“Çizime ilk başladığım günlerde insanların cami minaresi üzerine çizim yapılıp yapılmayacağı hususunda bana şüpheli yaklaştıklarını gördüm. Bu minare 1994 yılında yapılmış ve 18 yıldır 57 metre uzunluğundaki bu minare düz gri renkteymiş. Yaptığım diğer tüm çalışmalarımda olduğu gibi kendi tarzımda bir mesaj vermek istedim bu minare üzerinden ve graffiti ile bir Kur’ân ayeti yazmaya karar verdim, çünkü bir camiye yazılabilecek en güzel mesaj şüphesiz bir ayetti. En sonunda “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık” ayetini yazmaya karar verdim. Bu ayet dünya medyasında bizi birbirimizden ayrı gösteren taraflar için yine dünya çapında bir barış, tolerans ve kabul ayetiydi. Ayeti yazdıktan sonra toplum tarafından çok heyecan verici tepkiler aldım. Ardından çizimi yaptığım Jara Camii dünya basını tarafından büyük ilgi gördü. Bu minare caminin imamı için sadece bir çizimden ibaret değildi, bu şehrin anıtlarından biri diyordu, çünkü Tunus’un diğer şehirlerinden insanlar bu minareyi görmek için ziyarete geliyordu.” (Genç Dergi’deki röportajından)

eL Seed’in, Tunus’un bu kenarda kalmış şehrinin insanlarını yüreklendirip, birleştiren ve şehre turistik bir anıt kazandıran çalışması sonucunda ünü yavaş yavaş yayılmaya başlamış ve işleri gitgide gücünü yazılan kelimelerin ve mesajların direkt etkisinden, Arapça alfabenin estetik kıvrımlarını ve soyut bir çalışmaya getireceği anlatım gücünü kaybetmeden görsel anlatımın baskınlığına kaymaya başlamış. Bu noktadan sonra artık yazdığı alıntıların ve şiirlerin yerel dillerdeki anlamlarını eserlerinin altına yazmayı bırakmış. Çevirinin, yazılanların kelime anlamını izleyicilere sunarken, Arapça’nın eserine yüklediği şiirselliği kaybetmesi ve eserin görsel olarak ruhta bırakacağı etkinin çeviriyle kaybolması korkusu eL Seed’e bu kararı aldırmış.

Görsel olarak oldukça etkileyici olan “Kaligraffiti” eserler, içlerinde Arap kaligrafisiyle yazılmış evrensel mesajların ruhunu taşıyor. Sanatçıya göre; çalışmalardaki bu ruhu hissetmek için ne yazdığını anlamak gerekmiyor çünkü eL Seed’e göre; Arapça yazılar gözden önce ruha ulaşmayı başarıyor ve içinde deşifre etmeniz gerekmeyen bir güzelliği barındırıyor.

eL Seed, dünyanın farklı yerlerinde duvarlarda hayat verdiği çalışmalarını yaparken, bulunduğu yere uygun düşecek mesajlar yazmayı tercih ediyor. Ancak mesajlar evrensel bir boyuta sahip olduğundan, herkesin eserlerle ilişki kurabileceğini düşünüyor.


 
Rio de Janeiro’daki bir binanın çatısına resmettiği eserinde Gabriela Tôrres Barbosa isimli şairin portekizce bir şiirini çevirmiş.

Cape Town’da bir gece kondu mahallesinin tek beton duvarı olan okul duvarına resmettiği eserinde ise Nelson Mandela’nın şu sözleri yer alıyor: “Bitene kadar imkansız gibi görünür.”

eL Seed en ilginç ve ilgi uyandıran çalışmasını Mısır’da Kahire’nin bir semti, Manshiyat Naser’da yapmış. 50 binayı kapsayan ve tamamı ancak yakındaki bir dağın tepesinden görülen bir duvar resmi…

Bu süreci TED konferansında anlatıyor:

 

Kahire’nin ‘Çöp Şehri’ olarak anılan mahallesi Manshiyat Naser. Çoğunluğunu Kıptilerin yani Mısırlı Hıristiyanların oluşturduğu, Zaraeeb olarak da anılan bu mahalle, çöplerin toplandığı ve geri dönüştürüldüğü yer. Mahalle halkı her ne kadar zaruri bir işi yerine getiriyor olsa da çevre mahalleler tarafından kirli olarak tanımlanıyor ve hor görülüyor.

Tarihi bir yazı sanatı olan Arap kaligrafisi ile grafitinin modern tarzını harmanlayan sanatçı el Seed ‘Perception’ (Algı) isimli çalışmasıyla yöre halkının 50 binasına anamorfik bir bakış getirmiş. Kent ölçekli eser, konutların cephelerine ve çatılarına boyanmış. Sadece Mokattam Dağı’nın belirli bir noktasından tamamen görülebilen eser, İskenderiyeli bir piskopos olan Aziz Athanasius’un bir sözünden oluşuyor: Gün ışığını temiz görmek isteyen önce kendi gözünü silmelidir. (إن أراد أحد أن يبصر نور الشمس، فإن عليه أن يمسح عينيه)

Zaraeeb halkı, beni ve ekibimi ailemiz kadar iyi karşıladı,” diyor el Seed. “Yaşadığım en muhteşem insani deneyimlerden biriydi bu. İnsanlar cömert, dürüst ve güçlüler. Kendilerine ‘Zabaleen’ (Çöp İnsanları) denmiş; ama onlar kendilerine böyle demiyorlar. Çöpte yaşamıyorlar, ama Kahire’nin bütün çöpünü onlar taşıyor; onlar şehrin temizliğini sağlayan insanlar.

eL Seed’in dünyanın farklı yerlerinde yapmış olduğu çalışmaları bu linkten takip edebilirsiniz: http://elseed-art.com/artwork/

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here