İmanımız Ne Halde?

Her türlü nimeti bahşettikten sonra, insanları karanlıktan aydınlığa çıkaracak Kitab’ı indiren, İndirdiği bu Kitab’ın en güzel şekilde yaşanabileceğini göstermek için Rasulünü(sav) gönderen Allah’a hamd ediyorum
Kardeşler sizinle, kalbimin derinliklerinde heyecana sebep olan bir konuyu paylaşmak istiyorum.
Ve Allah’ın bu konu ile kendilerine Rahmet edeceği kimselere sesimi duyurmak ve dolayısıyla kendimin de bundan faydalanmasını diliyorum.
İman ile nasıl tanıştığınızı bilmiyorum. Benim serüvenimin benzerini yaşadığınızı düşünüyorum.
Yaşadığımız toplum hepimizin malumu, bir şekilde Allah’ın rahmeti olarak iman ettik.
Fakat nasıl?
Ve kime?

Katıldığımız İslami çalışmalar, bizi ne kadar güzel bir Müslüman yaptı bu çok önemli bir husus.
Bizler amelleri kendilerine süslü gösterilen kimseler miyiz?
Veya Allah’ın kendi nefislerini unutturduğu kimseler miyiz?
Kimiz, ne yapıyoruz, ne istiyoruz, ne haldeyiz?

Hayatın hengamesi içinde bu sorulara cevap aramak şöyle dursun, bu sorular belki aklımıza bile gelmedi, gelmiyor.
Durup düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bir akıntının içinde, oradan oraya savrulan çer çöpten pek bir farkımız yok.
Kendi nefsimizi muhasebe etmekten acizken, insanları hidayete erdirecek güce sahip olduğumuzu düşünüyor olabilir miyiz?
Öyle ise ne vahim bir haldir bu.
Ne büyük kayıp, ne hazin bir sonu hak ediyoruz…

Kendimi İman yolunda bulduğum sıralar, çeşitli İslami çalışmalarda faaliyet yaparken buldum.
Kermesler, konferanslar, Şehadet gecesi programları, protestolar, mitingler, gösteriler, sloganlar, öfkeler, nefretler…
Amellerimiz o zamanlar bize süslü geliyordu, bizi motive ediyor veya tabiri caiz ise gaza getiriyordu.
Çevremizde yapmamız gerekenleri bize hatırlatacak insanlar yoktu.
Nasıl ki okyanusun dibinde, oradan oraya bir ahenkle hareket eden balıklar aynı şeyleri yapıyorsa, biz de aynen bu durumdaydık.

Bizden önceki abilerimiz bu balıklardan birileriydi.
Kimse onlara da söylememiş, ya da onlar kendi fark edememişlerdi gerçeği.
Neydi bu gerçek?
Taklidi bir imana sahip olduğumuz acı gerçeği.
Belki bu ifademi yadırgadınız, belki rahatsız oldunuz veya haksız buldunuz bilemiyorum.
Soruyorum o halde;

Nasıl bir Allah’a iman ediyoruz?
Nasıl bir Kitaba iman ediyoruz?
Nasıl bir Peygambere iman ediyoruz?
Ahiret inancımız nasıl?

Hakkıyla cevap verebilecek onlarımız vardır şüphesiz, ama eminim ki birçoklarımız lafı eveleyip gevelemekten başka bir şey yapamayacak.
Çünkü bizler, sonradan bilinçli olarak İslami kendine din olarak seçmiş batılı biri gibi dinimizi araştırarak öğrenmiyor ve bilinçli bir tercihte bulunmuyoruz.
Zaten varsayılan olarak, kendimizi Müslüman gördüğümüzden, böyle şeyleri kendimize yakıştıramıyoruz.
Oysa bizim o insanlardan bir farkımız yok ki.
Hepimiz İman öncesi hayatlarımızı cahili olarak adlandırmıyor muyuz?

Neden o halde diğer insanların yaptığı gibi, sıfırdan temiz bir sayfa ile başlamıyoruz İslami hayatımıza?
Neden bizler de o insanlar gibi dinimizin dilini öğrenme noktasında gayret göstermiyoruz?
Neden her türlü fedakârlığı yapan o insanların hayatları bize örnek olmuyor?
İşte bütün bu soruların cevabı, kendi imanımızı tam görmemiz ve kurtulanlardan olduğumuz garantiymiş gibi yaşamamızdır.

Durun!
Biz böyle insanlar değiliz!
Ben böyle bir insan değilim!
Benim, senin, bizim Kur’an’ın Hz.Peygamber(as)’ı eğittiği gibi bir eğitime ihtiyacımız var.
Nefsimizi arındırmaya, ayetleri hayatımıza temel yapmaya ihtiyacımız var.
Kalbimizi temizlemeye, merhamet duygularımızı arttırmaya muhtacız.
Bizler, önce kendi kurtuluşumuz için gayret etmeli, önce İmanımızı kemale erdirmeliyiz.
Daha sonra kermeslere katılır, konferanslar dinler, protesto gösterileri yapabiliriz belki.
Tabi o zaman bunlara gerek kalırsa..

Kalbimin derinliklerinde bir coşkuya sebep olan hisler ve düşünceleri aktarmak istiyorum.
Bunu yapma noktasında acziyete düşsem bile, Allah’ın izni ile bu rahmetin tecellisi olarak gerçekleşebilir.
Buna iman ediyor ve yapabildiğim tek şey olan şu satırları yazıyorum.
Şüphesiz ki gayret bizim sorumluluğumuz, Zafer ise Allah’ın elindedir.

Gelin!
Arındıralım kendi nefsimizi?
Önce yaratıcıyı hakkıyla tanıyalım.
Nasıl bir Allah’a iman ediyoruz, neye niçin iman ediyoruz bunu öğrenelim.
Bizim sokaklardaki insanları hidayete ulaştırma gibi bir sorumluluğumuz yok, biz hakkı ile iman etmemişken.
Ben iman etmeden ölürsem, dünyanın geri kalanı nasıl ölmüş beni ne ilgilendirir ki?
Ben kaybediyorken, ben kaybetmişken, kimin kazandığı ne önemli ki?
Ben bataklıktayken, çukurun dibindeyken, kime faydam olabilir ki?
Hepimiz aynı kuyunun dibindeyiz.
Bir birimize el verip, bir birimizi yükseltecekken, bir birimizin kuyusunu kazıyoruz.
Daha derine batıyoruz, çıkmamız gerekirken.
Kendimizi batırıyoruz, başkalarını batırdığımızı zannederken.

Kur’an’ın ayetleri elimizin altında.
Geçmiş Peygamberlerin imtihanları gözlerimizin önünde.
Nasıl oluyor da tüm bu nimetler karşımızdayken, bu haldeyiz?
İşte belki de Allah’ın nefislerini unutturduğu kimselerden olduğumuz için olabilir.
Hiç vakit kaybetmeden, hiç geciktirmeden nasıl iman etmemiz gerekiyorsa öyle iman etmeliyiz.
İmanımız tam olduktan sonra başka yapılacak şeyleri saymaya gerek bile kalmaz.
O zaman elbette mücadele eder, gayret eder, diğer insanların hidayeti için çabalarız..
Fakat biz kendi hayatımızda yer etmeyen bir şeyi, insanlara asla sunamayız.
Sunduğumuzu sansak bile bir faydası olacak da değildir.

Kendi hayatımda gördüğüm bu ahmaklığı sizinle paylaşmak istiyorum.
Benim gibi olmayın, ben de şuan ki ben gibi olmamalıyım.
Nasıl olmamızı istiyorsa Rabbimiz öyle olalım.
Nasıl olmamız isteniyor, onu öğrenelim, gayret edelim.
Şu dünya kaç senelik kim bilebilir ki?
Ölüm bize geldiğinde ne bir an öne alınacak, ne bir an ertelenecek.
Hal böyle iken, nerede olduğumuzun ne yaptığımızın önemi göz ardı edilebilir mi?
Nasıl insan her an ölebileceğini düşündüğü halde, gayri İslami yaşayabilir ki?

Bir tablo gibi gözlerimizin önünde dursun, ölümümüz.
Cenaze törenimizi hayal edelim.
Mahşeri düşünelim, o kimsenin kimseye bir fayda sağlamadığı günü.
Kendi hesabımızı düşünelim.
Hakkıyla tanımadığımız Rabbimizin huzuruna hangi yüzle çıkacağız düşünelim.
Ne olur, kendimiz için yapalım bunu.
Kimse için değil.
Başka insanlara din devşirmekten vazgeçmenin zamanı gelmedi mi?
İnsanların günahlarını kınayacaksak başlayalım kendi nefsimizden.
Ki bakalım başka insanlara sıra geliyor mu…

Kendim için istediğim tüm hayırları sizler için de istiyorum.
İnşaAllah Rabbim sözlerimi etkili kılar, kalbinize ilham eder de durumumuzu daha iyi fark ederiz…
Son olarak,
Ölüm var.

Ömer Haşim
 

Yorumlar

yorumlar

1 YORUM

  1. Hocam dikkatinizi çekerim bu güne kadar Tükiye'de yapılan protestolar yaşanılan zulümlerin sesi olmuştur. IHH öncülüğünde israil'e dönük protestolar yapılmasayda Mavi marmara olmayacaktı. Türkiye ve diğer müslüman ülkeler doğu türkistan'dan, çeçenistan'dan, mali'den patani'den v.s. mazlum müslüman coğrafyalardan bi haber olacaktı. Israil'i müslüman coğrafya malumunuz kişiden öğrenmiştir. İşte bu protesto organizasyonlarını tertipleyen ve katılanlar bahsettiğiniz çalışmaları yapmış kişilerden teşekküldür. Evet gençlere bu çalışmalar süresince islami ilimler ağırlıklı eğitmler yeterince verilemedi ve bu konuda haklısınız ki bende yakınıyorum bu durumdan. Ama balık benzetmesini çok sert buluyorum. Keşke yazınızda gençlere, islami ilimler eğitim çalışmalarının eksik kaldığı ve bu hususta nelerin yapılabileceği üzere konulara değinseydiniz daha isabetli olurdu

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here