BelgeselHidayet ÖyküleriMultimedya

Kolombiyalı Mücahit Fletcher’ın Hidayet Öyküsü

Kuran’la Hidayet Buldum serisinin bu haftaki 19. bölümünde, Kolombiyalı Mücahit Fletcher’ın etkileyici hidayet öyküsü ve İslami davetteki hayret verici çalışmaları yer alıyor.

Belgesel hakkında: Fahd al Kandari’nin 2014 yılında başlayıp seri olarak sunumunu yaptığı Kuran’la Hidayet Buldum serisi tanınmış bir çok kişinin hidayet öykülerini konu ediniyor. Seride daha önce gayrimüslim olan insanlar, Kuran ile nasıl tanıştıklarını ve bu tanışma sonrasında İslam’ı nasıl seçtiklerini bizlere anlatıyor.

Mücahit’in Kuran ile hidayet buluşundan bir kesit:

Maalesef ki hayatımın bir döneminde doğru olmayan yollardan para kazanıyordum. Ve bir seferinde hayatımın gidişini değiştiren bir olay geçirdim. New York yolundaydım. Arabadaydım, yanımda Jamaika’dan biri ve bir de başka biri vardı. Seyahat ediyorduk ve ben arabadaki çantamda New York’a satmak için mal(uyuşturucu) taşıyordum. Onları yüksek fiyata satıyorduk. Ve polislerin beni yakalayabileceği ihtimali asla aklıma gelmemişti. Ve araba da bize ait değildi. Arabayı arkadaşım sürüyordu ancak araba onun değil onun bir arkadaşının arabasıydı.  Araba bir kıza aitti ve arkadaşım kızın izni olmadan arabayı almıştı! Ehliyet ve ruhsatı da yoktu. Arabanın içinden ise uyuşturucu kokusu yayılıyordu!

Bunun yanı sıra polisler bizi durdurduğu zaman uyuşturucunun etkisi altındaydık, daha yeni içmiştik. Durum bu şekildeydi! Arabayı teftiş etmeye başlayıp arabanın arka kapısını açtıklarında ben arabanın önünde başım eğik bir vaziyetteydim. İşte bu şekilde ümidini yitirdiğin bir zamanda elbette seni hiç kimse kurtaramaz! Sonra kendi kendime tek olan Tanrı’ya dua ettim. Dedim ki: “Tanrım! Eğer beni bu durumdan kurtarırsan hayatımı sonsuza dek değiştireceğim!” Duamda gerçekten oldukça samimiydim. Ve polis memurunun yapacağı şeyi yapıp bana döndüğünü hissettim. Bana bakarak dedi ki: “Araba kullanabiliyor musun?” “Evet!” dedim. Bana kimliğimi verdi ve “Gidebilirsiniz” dedi. Olanlara inanamamıştım! Ancak arabaya bindim ve direksiyonu tuttum. Ve birden bilmediğim birine veya bir şeye söz verdiğimi hatırladım.

“…Sonunda Allah’a iman etmem gerektiğini anlamıştım.”

Sonra şöyle bir ayet okudum: “Karanlık gölgeler  gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah’a has kılarak (ihlâsla) O’na yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak kurtardığı vakit içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim âyetlerimizi, ancak nankör hâinler bilerek inkâr eder.” (Lokman, 32) Subhanallah! Bu ayeti okuduğumda verdiğim sözü yerine getirmek için izlemem gereken yolu arıyordum. Sözümü tutmamıştım… Ancak sonunda Allah’a iman etmem gerektiğini anlamıştım. Ve bunu anlamam ancak geçirdiğim bir trafik kazasından sonra oldu. Yolun ortasında duran bir barikata çarptım. Ve araba tepetaklak oldu. Ve devrilmiş arabanın içinde baş aşağı sürüklendik! Arabanın sunroof’u (tavan penceresi) açıktı ve sürüklendiğimde arabanın sanrufu benim aşağımda kalmıştı. Sonra kıvılcımların yükseldiğini gördüm. Her şey ağır çekim gibiydi.  İşte o vakit her şeyin bittiğini hissettim. Ölmüştük!

Ve o an anladım ki ben kendi akıbetimle oynuyordum. Eğer ben o gün ölmüş olsaydım doğru yere gidemeyecektim. O vakit anladım ki Allah’a yüz çevirmekle harcayacak zamanım yoktu. Param vardı… Arabalarım vardı… Dostlarım vardı… Kız arkadaşlarım vardı… Bir insanın arzu ettiği her şeye sahiptim.
Ancak… Mutlu değildim!

 

Bir Yorum

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu