Tavsiyeler - İpuçlarıYazılar

Şeytanın Kalbe Giriş Kapıları

Bazen ibadetlerimizi yapabilmek için çok büyük gayret göstermek zorunda hissederiz. Namaza kalkacakken, infak edecekken, iyiliği emredip kötülükten alıkoyacakken ya da herhangi bir salih amel işlerken zorlandığımızı hissederiz. Ya da Allah yolunda bir adım atmak isteriz, ama bir türlü yapamıyoruzdur. Bununla birlikte bazen de her şeyi düzgün yaparız, ama yaptığımız ibadetlerden zevk alamıyoruzdur. İşte bu gibi durumlara sebep olan şey çoğu zaman kalbimizin durumudur.

Kalbimiz vücudumuz için ne kadar hayati bir öneme sahipse, imanımız için de bir o kadar öneme sahip konumdadır. Kalbimizin rahatsızlandığında vücudumuzun birçok organını etkileyip farklı şekillerde belirti vermesi gibi, manevi olarak da kalbimiz rahatsızlandığında yukarıda saydığımız farklı manevi rahatsızlıklara sebep olabilir.

Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem buyurmuştur ki, “…Bilin ki! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o, iyi (doğru ve düzgün) olursa bütün vücut iyi (doğru ve düzgün) olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Bilin ki! O, kalptir.” (Buhârî, Îmân, 39)

Aynı zamanda kalp, dini geleneğimizde her zaman üzerinde çalışmaların yapıldığı, nasıl korunması gerektiği üzerine birçok tavsiyelerin ve kitapların bulunduğu bir konudur. İbnu’l Cevzi rahimehullah Minhacu’l Kasıdin ve Müfidü’s Sadıkin adlı eserinde şöyle der, “Kalplerin çoğunu şeytan fethetmiş ve onlara sahip olmuştur. Böylece bu kalpler dünyayı tercih edip ahireti bir kenara bırakmaya davet eden vesveselerle dolar.”

İmanımızı korumamız, kalbimizi korumakla başlar. Ebedi düşmanımız olan şeytanın da bize en çok yaklaştığı yerlerden biri de kalbimizdir.

Yine Minhacu’l Kasıdin ve Müfidü’s Sadıkin adlı eserde, şöyle bir benzetme yapılır. “Bilmelisin ki kalp bir kaleye benzer. Şeytan ise kaleye girip onu ele geçirmek isteyen bir düşmandır. Kaleyi korumak ancak kapılarını ve gediklerini korumakla mümkün olur. Kalenin kapılarının nerede olduğunu bilmeyen ise o kapıları koruyamaz.”

Peki şeytan kalbimize hangi kapılardan yaklaşır?

1. Haset ve Hırs

“Kul bir şeye karşı haris olduğu zaman hırsı onu kör ve sağır eder, şeytanın giriş kapılarını bilen basiretinin nurunu örter. Kişi hasetçi ise durum yine aynıdır ve şeytan o zaman fırsat bularak kalbine girer. Şeytan, hırslı olan kişiye onu arzusuna ulaştıracak her şeyi münker ve çirkin olsa bile güzel gösterir.”

Haset, bir nimetin başkasında değil sadece kendisinde olmasını istemektir. Bugün sosyal medya sebebiyle haset edebileceğimiz durumların hepsi daha fazla gözümüzün önünde bulunmaktadır. Bu sebeple her zaman kalbimizi yoklayıp başka birinin sahip olduğu nimete karşı haset edip etmediğimiz üzerinde tefekkür etmeliyiz. Unutmayalım ki haset, rabbimize “bu nimeti yanlış, hak etmeyen birine verdin.” demektir. Çünkü o nimetleri haset edilen kişiye veren Allah’tır.

Ayrıca hasetin ayrı bir kötülüğü de bir hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem’in buyurduğu gibi, şudur: “Haset etmekten sakının. Zira, ateşin odunu (veya otları) yiyip bitirdiği gibi haset de iyilikleri yer bitirir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 44; İbni Mâce, Zühd 22)

Farkında olmadan yaptığımız iyiliklerin her birini kaybediyor olabiliriz. Peki bu duyguyla nasıl başa çıkabiliriz? İlk olarak her zaman kendimize odaklanmalıyız. Rabbimiz İnşirah Suresi’nde bir işi bitirdiğimizde hemen başka bir işe koyulmamızı bizlere buyurmaktadır. Her zaman planları, hedefleri olan ve sadece kendiyle yarışan insanın başkalarının nimetleri ile ilgilenmeye veyahut onlara haset etmeye vakti kalmaz. Haset etmek, başkasının hayatları ile hayırlı konular haricinde yakından ilgilenmek, çoğu zaman vaktini boşa harcayan insanların özelliğidir.

İkinci olarak ise, rabbimizin bize verdiği nimetler üzerinde daha fazla düşünmeliyiz. Rabbimiz yine bir ayetinde buyuruyor ki: “Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, sayamazsınız.” (Nahl, 18) Yani her birimizin üzerinde sayamayacağı nimetler var ve biz her nimetten sorguya çekileceğiz.

Durum böyle iken, başka birinin nimetleri üzerinde düşünüp, o nimetlerin o insanlarda değil de kendisinde olmasını istemek ne kadar mantıklıdır? Tekrar bir düşünelim. Son olarak da haset, aslında haset edilen kişinin de kötülüğünü istemektir. Birinin sahip olduğu güzel bir nimetten yoksun olmasını arzu etmek, bunun üzerine onda değil kendisinde olmasını arzulamaktır. Bu duyguların içine kibir, aşırı dünya sevgisi gibi duygular da girer. Peki bu duygular bir müslümana ne kadar yakışır?

2. Gazap ve Arzu

“Gazap aklın afetidir. Aklın ordusu zayıf düştüğü zaman şeytanın ordusu hücum edip insanla oynar.”

Kolayca öfkelenmek, çoğu zaman düşünmeden yaptığımız hareketlerden biridir. İbn’ul Cevzi rahimehullah’ın da dediği gibi “akıl” zayıf düştüğünde insan daha çok öfkelenir. Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem buyurmuştur ki: “Gerçek babayiğit, güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hâkim olabilen kimsedir.” (Buhârî, Edeb, 102; Müslim, Birr, 106-108)

Hayatta binlerce olay yaşıyoruz ve elbette bunlar arasında öfkelenmeden, düşünmeden hareket etmemize sebep olacak olaylar olabilir. Bu durumu birden de değiştiremeyiz. Önemli olan kendimizde böyle bir huy var ise bunu kabullenmek ve üzerinde çalışmaktır. Öfkesini yutan, öfkelendiğinde aşırı tepkiler vermeyene, affedene hem hadis hem de ayetlerle çok büyük ecir vadedilmektedir.

“Gereğini yerine getirmeye gücü yettiği hâlde, öfkesini yenen kimsenin kalbini Allah, emniyet ve îmanla doldurur.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 3; Tirmizî, Birr, 74)

Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir. (Nisa, 149)

“Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, örf ile emret ve cahillerden yüz çevir.” (Araf, 199)

“Bir kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülüktür; ama kim bağışlar, düzeltme yolunu tutarsa onun mükâfatını Allah verir. Hiç şüphe yok ki O haksızlık edenleri sevmez.” (Şura, 40)

3. Ev, elbise ve ev eşyası konusunda süsü sevmek

“Şeytan sürekli olarak insanı evini mamur etmeye, tavanını ve duvarlarını süslemeye, süslü elbiseler giymeye ve lüks ev eşyaları edinmeye davet eder. Böylece insanı ömrü boyunca kullanıp durur.”

İslam dinini din olarak kabul ettiğimizde Allah’ın bir olduğunu, Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem’in onun kulu ve elçisi olduğunu kabul etmenin yanı sıra, kabul ettiğimiz en büyük gerçeklerden biri de insanın bu dünyada amaçsız olmadığıdır. Müslüman bilir ki bu dünya geçicidir ve dünya onun için bir amaç değil, ahiret yurduna giderken kullanacağı bir araçtır. Bu araç, amaç haline geldiğinde insan artık amacını ikinci, üçüncü, dördüncü plana atar. Sadece bu dünyadaki hayatını düşünür.

Hayatı evinden, ev eşyasından, giydiklerinden ya da diğer sahip olduklarından ibaret olan kişi, ahiret hayatına vakit ayırmakta zorlanır. Ayrıca sadece bunlara vakit ayırmak, hasete, kıskançlığa da sebep olabilecek bir durumdur. Çünkü bu dünyada sahip olabileceklerimizin sonu yoktur. Her zaman daha iyisi, daha güzeli olacaktır. Bu sebeple bu gibi şeylere aşırı düşkünlüğümüz olup olmadığını düşünmek, vaktimizi daha verimli geçirmemize, kalbimizi manevi olarak daha sağlıklı hale getirmemize yardımcı olacaktır.

4. Yemek

“Doyuncaya kadar yemek başka kapıdır. Çünkü doymak arzuları güçlendirir ve kişiyi ibadetten alıkoyar.”

Burada bahsedilen ilk başta kulağa garip gelebilir. Fakat burada doyuncaya kadar yemekten kasıt aç kalmak değil, tıka basa yemek, acıkmadan sofraya oturmaktır. Fazla yemek yemenin zararı tibbi olarak da ortadadır. Birçok rahatsızlık çok yemekten ve faydasız şeyleri çokça tüketmekten dolayı meydana gelir. Çok yemek yemek insanın hareketlerini kısıtlar, daha fazla gaflete sebep olur. Düzenli, verimli bir hayata sahip olmak için en önemli unsurlardan biri de düzenli ve sağlıklı bir beslenmedir.

5. İnsanlardan bir şeyler beklemek

“Bir şahıstan beklentisi olan kişi, kendisinde bulunmayan vasıflarla onu çok fazla över, ona yağcılık yapar, iyiliği emretmez ve kötülük yaptığında ona engel olmaz.”

Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem’in hayatı her ince detayına kadar bize örnektir. Bizim onun hayatından öğrendiklerimizden biri de her zaman kendi işini kendi görmeye çalışmasıdır.

Vefatından sonra eşi ve bütün inananların annesi Ayşe (r.anha)’ye sorarlar: “Allah’ın Elçisinin evdeki hali nasıldı?” Ayşe (r.anha) cevaplar: “O kendi işini kendi görmekten hoşlanırdı. Arkadaşları bütün işini yapmaya hazır olmalarına rağmen bunu istemezdi. Evdeyken, elbiselerini yamar, evi süpürür, keçileri sağar, develeri bağlar ve yemlerini verirdi. Ayrıca, ayakkabılarını ve delik su kırbalarını tamir eder, hizmetçilere de yardım ederek onlarla birlikte hamur yoğururdu. Çarşıdan yiyeceğini kendi taşır, birisi “Ey Allah’ın Elçisi! İzin ver ben taşıyayım.” dediğinde, “Her mümin, taşıyabiliyorsa kendi yükünü kendi taşısın.” derdi.” (Kadı İyaz, Şifa-ı Şerif, s.132.)

Kendi yükümüzü ne kadar kendimiz yüklenebilirsek, insanlara bağımlılığımız o kadar azalır. Kararlarımızı daha bağımsız verebiliriz, insanlar sebebiyle başımıza gelebilecek olanlardan korkma gibi bir şeyimiz söz konusu olmaz.

6. Aceleci Olmak

Peygamber sallallahu aleyhi vessellem şöyle buyurmuştur: “Acele şeytandan ve teenni Allah’tan’dır.”

“Aceleci olmanın kınanmasının sebebi, yapılan bir eylemin basiretli ve sağduyulu olarak yapılması gerektiğidir. Basiretli olmak ise ancak işin sonunu iyice düşünüp araştırmakla olur.”

Mümin bir birey olarak attığımız her adımı planlı atmaya çalışmak, adım atmadan önce durumu düzgünce analiz etmek bizi işin sonunda karşılaşacağımız birçok sorundan kurtarır. Yukarıda bahsettiğimiz öfke bile bir bakıma da aceleciliğin bir sonucudur. İnsan durumu analiz edemediğinde iyi anlayamaz ve bu durumda öfkelenmesi de daha kolaylaşabilir. Yani aceleci olmak, sadece attığımız adımları değil, insanlarla olan ilişkimizi de kötü etkileyebilir.

7. Mal Sevgisi

“Bir kalpte yer alan mal sevgisi onu ifsad eder ve kişiyi gayrimeşru yollardan mal edinmeye yöneltir. Mal sevgisi kişiyi cimri yapar, fakir düşmekten korkutur ve malı üzerindeki hakları yerine getirmesine engel olur.”

İnfak edememenin, birçok insan zekat vermemesinin en büyük sebebi mal sevgisidir. Mal sevgisi sebebiyle elimizdekini paylaşamayız. Bu problemin çözümlerinden biri rabbimizi hakkıyla tanımaya gayret etmektir. Rabbimiz ayetlerinde veren kişinin verdiğinin karşılığının kat be kat ona ecir olarak verileceğini söylüyor, vadediyor. O zaman biz rabbimizin verdiği söze mi inanmıyoruz? Yoksa vaadini yerine getireceğine dair mi inancımız yok?

Mal sevgisinin, cimriliğin başka bir sebebi insanın sahip olduğu şeylerin nihai sahibi olarak kendisini görmesidir. Halbuki bedenimizden, sahip olduğumuz diğer dünyevi nimetlere kadar hepsi rabbimizdendir. Her bir nimetin sahibi rabbimizdir. Buna rağmen verdiklerinden çok çok azını infak etmemizi bizden ister.

8.  Müslümanlar Hakkında Kötü Zan Beslemek

“Kim bir Müslüman hakkında kötü zannına uyarak hüküm verirse onu küçümser, gıybetini yapmaya başlar ve kendini ondan daha hayırlı görür. Kötü zan ancak sahibinin pis biri olduğunu gösterir. Çünkü mümin, din kardeşi için mazeretler arar. Oysa münafık, müminin kusurlarını araştırır.”

Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem müminler bir vücut gibidir, der. Bir mümin kardeşimize karşı kötü zan beslemek en başta aslında kendimize zarar vermektir. Süfyan es-Sevri de şöyle demiştir: “İşlediğim bir günahtan ötürü beş ay gece ibadetinden mahrum oldum’. Kendisine: ‘O işlediğin günah neydi?’ diye sorulduğu zaman: “Bir kişiyi ağlarken gördüm. İçimden: ‘Bu adam samimi değil, riyakârdır’ demiştim.” Belki de güç yetiremediğimiz salih amellerin önündeki engel, bir müslüman kardeşimize karşı beslediğimiz kötü zandır.

Her birimiz insanız ve kusurluyuz…

Her birimiz insanız ve kusurluyuz. Ayetle sabit ki, zayıf yaratılmışız. Yukarıdaki hastalıklara ya da sayılmayan diğer manevi hastalıklara sahip olmamız bizi hemen çok kötü bir insan ya da çok kötü bir müslüman yapmaz. Eğer bu hastalıklara sahip olduğumuzu fark edip, bunu meşrulaştırıyorsak sorun burada başlar. Şeytan bu hastalıklara sahip olduğumuzu kabullendiğimizde bize gelip işimizin bitmiş olduğunu, kötü bir insan ya da müslüman olduğumuzu bize vesvese verebilir. Ama biz bilmeliyiz ki hayat bir yolculuk ve bu yolculukta rabbimiz bizim çabamıza göre bize ecir verecek. Allah için öfkemizi yuttuğumuz her an, Allah için sevdiğimiz bir şeyden infak ettiğimiz her an, tam müslüman kardeşimize kötü zan edecekken vazgeçip hüsnü zanla devam ettiğimiz an ve daha nice dönüm noktalarında rabbimizin ecrini hatırlamalıyız.

Rabbimizin ahirette hayal bile edemeyeceğimiz ecrinin yanında, bu kalbi hastalıklardan kurtulmanın dünyada da çok büyük bir faydası olacaktır bize. Bunlardan biri sağlıklı bir zihindir, huzurlu bir hayat ve itminan bulmuş bir kalptir. Çünkü bu hastalıklara sahip olduğumuzda hayatımızın çoğu başkalarının hayatlarını düşünmekle, vakti faydasız işlerle geçirmekle, gafletle ya da kötü hislerle geçer. Ne nimetlerimizin farkına varabiliriz ne de o nimetlerle güzel işler yapabiliriz. Bu da insana psikolojik bir yük olarak yetecek ağırlıktadır. Rabbinin nimetlerini tanıyan ve her zaman sadece onun rızasını önceleyen biri, farklı nimetlere sahip olsa da olmasa her daim rabbinin onunla olduğunu, o anki hareketinden razı olduğunu bilir. Dışarıdan çok kötü durumda gözükse bile psikolojik olarak huzurlu olması kolaylaşır. Psikolojik olarak kendisini zor durumda hissetse bile sabrı kolaylaşır. O zaman Allah’ı zikretmek, bizim için hayati bir öneme sahip olan bir amel.

“Kalbin istila edilmesi hevaya uymakla başlar…”

“Kalbin istila edilmesi hevaya uymakla başlar. Kişi şeytanın ordusunu kalbinden ancak Allah’ı zikrederek kovabilir. Çünkü şeytanın ordusu zikrin olduğu yerde duramaz.” diyor İbnu’l Cevzi rahimehullah. En büyük zikir ise namazdır, devamında ise Kuran. Ne denmişti hadiste “Biriniz Rabbiyle konuşmak istiyorsa Kur’ân okusun.” (Camiüssağir, 360) Ne olursa olsun namazlardan ve Kuran’dan vazgeçmemeli, en kötü amelleri işlediğimizde bile onun huzuruna gitmekten kaçınmamalıyız. O’nun kapısı nefes aldığımız ve vazgeçmediğimiz sürece her zaman bizlere açık.

Kaynak: İbnu’l Cevzi, Minhacu’l Kasıdin ve Müfidü’s Sadıkin, Tahlil Yayınları, I. Cilt, syf: 668-670

Elif Nisa

Site Yazarı

4 Yorum

  1. Allah razı olsun çok faydalı bilgiler içermekte, Allah tüm inananları kovulmuş şeytanın her türlüsünden ve vesvesesinden korusun..aminn.

  2. Allah razı olsun kalbe dokunan bir yazı olmuş. Herkesin okuyup silkelenip kendine gelmesine yardımcı olabilecek bir yazı olmuş. Zevkle ve kendimi sorgulayarak okuduğum bir yazı…

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu