Humus’tan Bir Mektup…

“Bismillahirrahmanirrahim,

Henüz evlenmemiş olan oğlunu şehit eyleyen bir anne için hayaller çok uzaklardı kaldı. Torununu kucağına almış gelen gelinin kapıyı açıp ‘biz geldik’ demesini bekleyen bir anne… Ya abisini şahadet mertebesinden mahrum bırakmadığı için Allah’a şükür secdeleri eden o kız kardeş? Burhan’ın kardeşi var ya hani, sabrı tükenince ‘Rabbim 6 aydır sana

dua ediyor yalvarıyoruz, onu bize bağışlayasın diye, onu neden aldın ya Rab diye haykıran küçük kardeşi.. Ya Heysem’in annesi ’tüm gençler döndü sen neredesin oğlum’ diye sayıklayan o anne.. Hiç unutmam, Fatıma’nın nişanlısı şehit olunca haberi alır almaz ettiği duayı, ‘Ya Rab beni de yanına al..’ ve o gün evinin kapısında onu şehit eden kurşunları..

Komşumuz, şehit oğlunun yanı başına oturmuş sayıklıyor, ‘Kalk oğul kalk! Bana istediğini söyle vur öldür ama sen ölme oğul..’

Hepiniz şehit olan gençlerin annelerini, eşlerini, kızlarını gördünüz belki ama, onların yaşadığı acılar televizyon kanallarının haber bültenlerine sığmayacak kadar büyük..

Baba Amr’da bu gördüklerim daha her şeyin başlangıcıydı. Hiçbirimiz bunları görmeye hazır değildik. Libya ve Yemen’deki kardeşlerimiz için dua ediyorduk. Hiçbirimiz bunun Suriye’ye de olacağını hayal edemezdi.

40 yıl boyunca süren baskı korku zulüm ve suskunluk.. Özgürlük karşısında put kesilmemiz mi beklendi yoksa? Yoksa da bizim de haklarımızı savunup başımızdaki zalim rejimi devirmemiz mi? Bu imkânsız! Cevap çok gecikmedi, evet imkansız değil..

Suriyeli hanımlar bu başlangıç ile büyük acılarla karşı karşıya kaldılar. Sadece bazıları olup bitene kayıtsız kalabildi. Günler geçtikçe şehit sayısı arttı, sayılar arttıkça, şehidi olmayan ev ve aile kalmadı. Ve cihat kültürü hızla yayılmaya başladı. Eşler, anneler, türlü dualar etmeye başladı:

‘Allah’ım eşimi ve çocuklarımı koru’

‘Ya Rab! Onlara şehadet yazdıysan bana dayanma gücü ve sabır ver’

‘Birçok kadın artık halkını, ailesini, namusunu ve şerefini korumak üzere cihada giden eşine ‘Git bey! Allah seni korusun, ben burada evini ve çocuklarını koruyup kolluyor olacağım, gözün arkada kalmasın, Rabbimin bana da, sana vereceği ecirden ve sevaptan biraz olsun vermesi için dua edeceğim..’

İşte böyle yaşadık o günlerimizi ve sahabeler devrinin geri döndüğünü hissettik. Suriyeli hanımlar artık şundan emin ki, Bu zulüm, kendilerinin şehit olmasını gerektirse bile fedakârlık olmadan son bulmayacak! Ve artık Beşşar’ın sadece gitme vakti değil, zulmün yayılmadığı, katliamın uğramadığı köy kasaba bırakmayan zalimden intikam alma vaktidir.

Önceleri dul kalan kadınlar yetim kalan kızlardık.. Şimdi ise bu cani rejimin hedefi haline geldik, şehit olan bayanların sayısı gittikçe artıyor.

Ya tecavüz? O başlı başına bir acı ve bu acıyı sadece tadanlar yaşayanlar bilir. Yemin ederim ki, hiçbir zaman tecavüzden, zulüm dolu simsiyah gecelerden korktuğumuz kadar korkmadık. Şimdi ise, geceleri kardeşlerimizi uykuya yatırdıktan sonra, titreyerek bekleşir olduk! Neden bu korku bilir misiniz?

Evimiz başımıza yıkılır diye değil, ya da ölmekten korktuğumuzdan değil, gece iffetli ve tertemiz yatıp; sabah, kirlenmiş olarak uyanmaktan korktuk!

20 yaşındaki Ayşe’yi unutamam. Henüz evleneli 3 gün olmuştu ki, taze gelin kendi evinde eşinin gözleri önünde tecavüze uğradı.. Af buyurun kardeşlerim, bunları anlatmak zorundayım, çünkü bahsettiğim kişiler kendi vatanımın kızları, kadınlarıdır! Bilin ki, biz geceleri birbirimize kapıyı sıkıca kapatın diye tembihlerdik, oysaki Beşşar’ın adamlarını kapalı kapılar durdurmaya yetmez!

Abilerimiz bize, ‘ başörtünüzü takarak feracenizle uyuyun’ derken sadece kardeşlerini yani bizi değil, Namusuna göz konulmuş tüm Suriye’yi korumaya çabalıyorlardı aslında.

Günler geçti, yıl oldu ama bizim yaşadığımız her gün bir yıl gibiydi. Fakat şimdi Suriye, o güne ait şehit sayısını öğrenmek için haberlerde geçen bir altyazıdan ibaret oldu. Sayı 50’yi geçmez ise, şükredilir, yüzü bulunca da ümit kesilir ve gözler kapanıp uykuya daldı. İnsanlar zamanla, Suriye davasına sayılarla bakmaya başladı. Oysaki her bir rakamın arkasında acılı bir hikâye, gözü yaşlı bir aile, kadınlar ve çocuklar var. Bugün 50 bine yakın şehidimiz var, 40 bin yaralı, 70 bin kayıp 110 binden fazla mülteci..

Bunu üzülerek söylemeliyim, şunu gördüm ki, burada yaşayan kardeşlerimizden birçoğu Suriye’de bize neler yapıldığını, neler görüp neler yaşadığımızı bilmiyorlar. Bugün meydanlarda ‘Katil Esad Suriye’den Defol diye haykırarak, Suriye’nin çığlığına kulak veren kardeşlerimize içten teşekkür ediyorum.

Peygamber efendimiz der ki, (Din kardeşine yardım edenin yardımcısı Allah-ü Teâlâ’dır) Bu hadisi sizlerden daha iyi yerine getirebilecek kimse olmadığına inanıyorum…


Baba Amr’lı kardeşiniz, Rukiye.”

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here