Tayland özgürlükler ülkesi manasına geliyormuş. Doğrudur, her türlü ahlaksızlığın, iğrençliğin, fıtrata ters olan her nevi pisliğin yasal ve yaygın olduğu bir ülke Tayland. Mesela dünyadaki fuhuş pazarı ve özellikle de pedofilide liste başlarında olan bir ülke. Cinsiyet değiştirme ameliyatları için birçok yerden psikopatların geldiği bir yer aynı zamanda. Ayrıca Tayland, tarihi boyunca da hiç sömürge ülkesi olmamış. Bu açıdan gerçekten özgürlükler ülkesi sayılabilir.
Ancak bu fevkalade hoşgörü ve sınırsız özgürlük anlayışı maalesef ki -her zaman olduğu gibi- müslümanlara uygulanmıyor. Bırakın özgürlüğü en temel ihtiyaçlarından bile mahrum edilebiliyor müslümanlar. Tayland’da halkın %10’u müslüman ve müslümanların ağırlıklı olarak yaşadıkları bölge ise Güney Tayland. Özellikle de Patani. Taylandlı müslümanlar Osmanlı’nın gerileme döneminden beri baskı ve zulüm altındalar. Örneğin 1932 yılında Tayland hükumeti ülkedeki tüm islami faaliyetleri yasaklamış. 1940’lardan beri zaman zaman müslümanlara yönelik katliamlar olmuş. Bu katliamlarda ölenlerin sayısı 36.000’i geçiyor. Yine ülkede gözaltında işkence sonucu ölen ya da kaybolan binlerce kişi var. Bu da binlerce dul kadın ve yetim çocuk manasına geliyor tabii ki.

Patani bölgesine gelince.. Eskiden Patani İslam Devleti olan bu bölge, İngilizler tarafından önce ikiye bölünmüş sonra da bir kısmı Malezya’ya diğer kısmı da Tayland’a hediye! edilmiş, tabi ki bu iyilikleri de karşılıksız kalmamış. Bu sayede Malezya’daki sömürgesine devam edebilmiş İngiltere. Bu sebepten dolayıdır ki -Asya’nın Filistin’i- deniyor bu topraklara. Her neyse Patani İslam Devletinden Tayland’ın payına üç bölge düşmüş, bunlar; Patani, Yala ve Nerativah bölgeleri. Her ne kadar Tükiye’de sadece Patani adını duyurmuş olsa da Güney Tayland denilen bu bölge tamamen zulüm ve baskı ile yönetiliyor.
Bu bölgeler askerin kontrolü altında bir defa. Çarşıda, pazarda, camide, iftarlarda, yollarda her yerde elinde ağır silahları olan askerler çıkıyor karşımıza bölgede. Yollar askeri kontrol noktalarıyla dolu. Belirli aralıklarla kurulan bu noktalar yüzünden arabalar mütemadiyen zikzak çizerek yollarına devam etmek zorunda kalıyorlar. Kontrol noktalarında bazen askerler olmayabiliyor ama genelde oralarda sizi -vur emri- olan ağır silahlı askerler karşılıyorlar. Size eliyle geç işareti yaparsa geçiyorsunuz, dur işareti yaparsa duruyorsunuz. Sizi durdurduğunda sadece camdan içeri bakıp yolunuza devam ettirebiliyor. Ya da kimlik vs kontrolü yapıyor. Bazen de nereye gidiyorsunuz diye sorup yolluyorlar ama çoğu zaman camınızı açıyorsunuz, askerle şöyle bir bakışıyorsunuz sonrasında asker içeri bakıyor ve sizi yolluyor. Yani tamamen taciz amaçlı kontroller bunlar.
Ancak bazı zamanlarda tanklar sokaklara inip direnişçileri arıyorlarmış. İstedikleri vakitte istediklerini yapabilmek için yoldaki barikatlar harika bir düzenek oluşturuyor ellerinde.
Askerler sadece yollarda mı? Tabii ki de hayır. Toplu iftarlara katılıyoruz, kapıda bekleyen askerler görüyoruz, teravihe gidiyoruz kapıda bekleyen askerler görüyoruz. Bayram namazında cami önünde bekleyen askerler görüyoruz. Kısacası bu elinde ağır silahlar olan askerler Patani’de hayatın bir parçası olmuş durumda. Ve işgali iliklerinize kadar hissediyorsunuz orada. Bunu size hissettiriyorlar. Psikolojik bir baskı da söz konusu haliyle.

Önceden birçok temel özgürlüklerinden mahrum edilen Tayland müslümanları, sonraları çeşitli vakıf ve STK’ların Patani’ye girip çıkmasıyla bazı haklarına kavuşabilmişler. Özellikle de -hiçbir işe yaramadığını düşündüğüm- bir zamanlar da Ekmeleddin İhsanoğlu’nun genel sekreterliğini yaptığı İslam Konferansı Örgütü yeni adıyla İslam İşbirliği Teşkilatı’nın bölgeye girip çıkmasıyla müslümanlar biraz huzura kavuşmuş. Sanırım uluslararası sahada müslümanların Patani diye bir yeri konuşması bile Tayland’ı yumuşatmak zorunda bırakmış. Şimdilerde müslümanlar dini vecibelerini rahatça yerine getirebiliyorlar. Ama herkesin içinde her an her şey olabilir korkusu mevcut.. Çünkü gerçekten de her an her şey olabilir..
Zira sebepsiz patlayan bombalar ve bombaların sonrasında devletin -terörist- avına çıkması alışılagelen bir durum olmuş.. Bu haliyle Patani patlamaya hazır bir bomba gibi görünüyor gözümüze..

Yine Patani’de sokaklar ve caddeler kral, kraliçe ve onların sevgili çocuklarının boy boy fotoğraflarıyla süslenmiş durumda. Askerlerden sonra şehirde beni en çok rahatsız eden şey bu oluyor. Sanki size mesaj veriyor gibiler. -Unutmayın burası bizim ülkemiz ve biz size istediğimizde her şeyi yapabiliriz…-

Patani halkı çok sevecen ve misafirperver. Malezya’dan sonra Patani’deki bu misafirperverlik bizi hayli şaşırtmıştı. Sanırım dünyanın her yerinde daha basit yaşayan insanlar daha misafirperver oluyorlar. Zenginlik ve refah seviyesi arttıkça insanların kapıları kapanıyor ve elleri sıkılaşıyor sanki.

Patani halkı anadil olarak Malaycayı konuşuyorlar ancak ülkedeki resmi dil olan Tay(Tai) dilini de öğrenmek zorundalar. Çünkü eğitim Tai dilinde yapılıyor.
Patani’de oldukça dikkatimi çeken bir şey de budistlere müslümanların barış içerisinde yaşıyor olmasıydı. Patani’de %15 civarında budist yerleşimci var ve halk birbiriyle çatışmıyor, yani Burma’da olan durum burada söz konusu değil. Mesela toplu cami iftarlarına katılan ve bu sayede müslümanlarla diyaloglarını kuvvetlendirmek isteyen budist dini liderleri görmüştük, özellikle bir yerde budistlerle müslümanların beraber yaptıkları bir iftara katılmıştık. İftar sonrası turuncu kıyafetli budist imamı yanımıza gelip geldiğimize çok memnun olduğunu ve bizimle fotoğraf çektirmek istediğini söylemişti. Yine ziyaret ettiğimiz bir devlet okulunda budist müdürün altında çalışan müslüman ve tesettürlü öğretmenler epey dikkatimi çekmişti. Kısacası gözlemleyebildiğimiz kadarıyla budistlerin müslümanlarla bir problemi yok ancak devletin müslümanlarla problemi var.

Patani’nin doğal güzelliklerinden bahsederken kelimelerimi doğru yerde kullanamayıp bu güzelliğin hakkını verememekten korkuyorum ancak yine de bu konuda da bir şeyler yazacağım…
Yollar boyu uzanıp giden Palmiye ağaçları, harika ovaları, sokaklarda dolaşan her nevi hayvanları, sürekli karşımıza çıkan yemyeşil nehirleri, doğal plajları ve temiz deniziyle Patani harika bir yer.. Şehirleşmesi oldukça geride kalmış olsa da doğal güzellikleri ile sizi kendine çeken bir yer Patani..
Yollarda kurulan tezgahlar ve hemen pişirilip satılan, garip -ve bize göre lezzetsiz olan- yiyecekleriyle, semt pazarlarıyla, motor taksileriyle(tuktuk deniyor bunlara) oldukça sempatik bir şehir aslında. Fakir ama mutlu, işgal altında ama umutlu insanları olan kısacası refah seviyesi düşük ama ferah seviyesi yüksek bir yer.
Bu coğrafyada halk dinine oldukça bağlı hatta islam biraz da gelenek haline gelmiş onlarda. İslamın öğretilmesinin yasak olduğu zamanlarda bile köy ve kasabalarda derme çatma medreselelerde eğitim faaliyetlerine devam edilmiş ve işin güzel yanı bu medreseler hala daha aktifler. Pondok denen bu medreseler Patani’de devam eden ilmin temel taşını oluşturuyor.

Barakalardan bozma, kapısı penceresi olmayan evlerde kalan insanlar da gördük. Yediği önünde yemediği arkasında zenginler de.. Yetimhaneler de gezdik, köylerine de gittik Patani’nin, şehir merkezinde de dolaştık. Eğitim seviyesi yüksek olanla da konuştuk, okumamış olanla da. Ve bir ay o insanlarla o coğrafyada yaşadıktan sonra dedik ki, Patani gerçekten başka.. Tek kelimeyle bambaşka bir yer. Anlatmak ya da yazmak ifade etmek için kifayetsiz kalıyor. Kesinlikle görülmesi gereken yerler buralar. Hem de çok seviniyorlar böyle ziyaretlere.. O yüzden son söz olarak derim ki bence bir gün yolunuz Patani’ye mutlaka düşmeli..

Ayşe Nur Meylani

Yorumlar

yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Please enter your name here